Gündemdeki İran, ABD ve İsrail geriliminin gölgesinde kalsa da Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş sahada kesintisiz bir biçimde devam ediyor. Kamuoyunun dikkati Orta Doğu'ya odaklanmışken, kuzeydeki bu çatışmanın dinamiklerini gözden kaçırmamak gerekir. Tam da bu doğrultuda akıllara şu soru geliyor: Ukrayna, Rusya için neden bu kadar önemli?

Rusya Federasyonu, kendisini yalnızca Sovyetler Birliği’nin değil, aynı zamanda Çarlık Rusyası’nın da tarihsel ardılı olarak tanımlayan bir devlet anlayışına sahiptir. Rusya'nın Çarlık dönemine ait üç renkli bayrağı yeniden kabul etmesi de bu sürekliliğin sembolik bir göstergesidir. Moskova için tarih, ideolojik kopuşlarla değil; güç, alan hâkimiyeti ve nüfuz üzerinden okunur. Bu nedenle SSCB’nin dağılması, Rusya açısından bir "son" değil, geçici bir zayıflama dönemi olarak görülmektedir.

Putin iktidarıyla birlikte şekillenen Rus güvenlik anlayışı, bu tarihsel perspektifin güncellenmiş halidir. Rusya, kendisini yeniden küresel bir güç olarak konumlandırmayı hedeflerken, eski Sovyet coğrafyasını "vazgeçilmez etki alanı" olarak tanımlamaktadır. Yayımlanan ulusal güvenlik, askeri ve dış politika doktrinlerindeki ortak vurgu nettir: Bu alan Rusya’nın tarihsel yaşam sahasıdır ve başka güçlerin nüfuzuna açılamaz.

Bu yaklaşımın merkezinde ise Ukrayna yer almaktadır. Rusya açısından Ukrayna, sıradan bir komşu ülke değildir. Moskova, Ukrayna’yı tam anlamıyla egemen bir devlet olarak değil; ya bir tampon bölge ya da sınır hattında tutulması gereken siyasi bir oluşum olarak görmektedir. Bu nedenle Ukrayna’nın Batı Bloğu’na, özellikle NATO ve Avrupa Birliği’ne yönelmesi, Rusya için yalnızca diplomatik bir tercih değil, doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak algılanmaktadır.

2014 yılında Kırım’ın ilhakı ve Donbas’ta Rusya yanlısı gruplara verilen destek, bu algının sahaya yansımış halidir. Meydan olayları sonrası Batı’nın Ukrayna iç siyasetine daha aktif biçimde müdahil olması, Moskova açısından kırılma noktası olmuştur. Rusya, Ukrayna’yı siyasi baskı ve enerji kartı üzerinden kontrol altında tutamayacağını anladığında askeri seçenekleri devreye sokmuştur.

2022 Şubat’ında başlayan askeri işgal, Rusya’nın bu süreci artık yumuşak güç unsurlarıyla yönetemediğinin açık göstergesidir. İlk aşamada hızlı sonuç alınacağı düşünülmüş olsa da NATO ve AB ülkelerinin Ukrayna’ya sağladığı askeri destekle savaş yeni bir boyuta taşınmıştır. Zamanla çatışma, görünürde Rusya ile Ukrayna arasında olsa da fiilen Rusya ile Batı arasında yürütülen bir vekâlet savaşına dönüşmüştür.

Zira Ukrayna’nın AB ile Ortaklık Anlaşması yapması ve NATO’ya yaklaşma isteği, Rusya’nın tarihsel Karadeniz hâkimiyetini ve güneye açılma potansiyelini doğrudan tehdit etmektedir. Bu durum Rusya’yı, kuzeye sıkışmış sıradan bir kara gücüne dönüştürme riskini barındırmaktadır. Moskova’nın bu senaryoyu kabul etmesi mümkün değildir.

Bugün gelinen noktada Rusya’nın temel hedefi, Ukrayna’yı yeniden kendi etki alanına dahil etmekten ziyade, onu bölerek etkisizleştirmektir. Putin için Kırım’ın tanınması; Herson, Zaporijya, Donetsk ve Luhansk bölgelerinin resmen ilhakının kabul edilmesi, hatta belki Dinyeper Nehri’nin doğusu ve Odessa hattının kontrol altına alınması, Moskova’nın Karadeniz hâkimiyetini güvenceye alma stratejisinin parçasıdır. Rusya, geri kalan Ukrayna’nın Batı’ya entegre olmasının artık stratejik bir önem taşımayacağını hesaplamaktadır.

Sonuç olarak; Rusya Federasyonu, Ukrayna işgalini "güvenlik" gerekçesiyle meşrulaştırsa da meselenin özünde çok daha derin bir devlet aklı bulunmaktadır. Ukrayna dosyası, Rusya için bir dış politika tercihi değil; büyük bir güç olarak kalıp kalamayacağının belirlendiği tarihsel bir eşiktir. Bu nedenle Moskova için "ya etkisiz bir Ukrayna olacak ya da bu savaş asla bitmeyecek."

Ukrayna'nın Rusya için neden bu kadar önemli olduğuna dair ayrıntılı bir değerlendirme, "Rusya’nın Ukrayna İşgalindeki Tarihsel Gerçeklik ve Stratejik Plan" adlı çalışmada kapsamlı biçimde ele alınmıştır.