DİYARBAKIR HABER - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Parti Meclisi (PM) toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Avrupa'daki eylemlerden fon soruşturmasına, hasta tutuklulardan Türkiye'deki ekonomik sorunlara, çözüm sürecinden Kürdistan Bölgesi'ndeki siyasi gelişmelere kadar birçok başlıkta konuşan Bakırhan, barış ve demokratik toplum sürecinin Türkiye'nin yaşadığı çok yönlü krizlerden çıkış için önemli bir fırsat olduğunu söyledi.
Bakırhan, demokratik cumhuriyet hedefinin yalnızca Kürtlerin yaşadığı kentlerde değil, Türkiye'nin dört bir yanında anlatılması gerektiğini de vurguladı.
“Bu süreç başarıya ulaşırsa halkın taleplerini karşılama şansımız olur”
Türkiye'nin yaşadığı bütün krizlerden çıkışın mümkün olduğunu belirten Bakırhan, bu çıkış yolunun barış ve demokratik toplum süreci olduğunu ifade etti.
Çatışmalar nedeniyle Türkiye'nin büyük ekonomik kayıplar yaşadığını söyleyen Bakırhan, devlet yetkililerinin de bu konuda yüksek rakamlar açıkladığını belirtti
Bakırhan, şöyle konuştu:
“Bütün krizlerden bir çıkış yolu var. Nedir o çıkış yolu? Barış ve demokratik toplum sürecidir. Devlet bakanları 2,5 trilyon dolara yakın paranın gittiğini söylüyor. Bu resmi rakamlar. Gayriresmi rakamlar 3 trilyon doların üzerinde olduğunu yazıp çiziyorlar. Hatta daha fazla olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla bu süreç başarıya ulaşırsa barınmadan ücrete, yoksulluğun giderilmesinden öğrencilerin geleceğinin oluşturulmasına kadar birçok alanda halkın taleplerini karşılama şansımız var. Barış, ekmek ve adalet için bütçe kampanyası kapsamında gittiğimiz kentlerde esnafımızın ve tarımla uğraşan halkımızın dile getirdiği taleplerin önemli bir bölümünü karşılama imkânı doğabilir. Onun için bu süreç kıymetlidir.”
“Barış süreci demokratik siyasetin önünü açabilir”
Bakırhan, barış sürecinin yalnızca ekonomik kazanımlarla sınırlı olmadığını, demokratik siyasetin gelişmesi açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Çatışma ortamının siyaset alanını daralttığını, yargının bir baskı aracına dönüştürüldüğünü ve insanların düşüncelerini özgürce ifade etmekte zorlandığını belirten Bakırhan, sürecin başarıya ulaşmasının Türkiye'de daha demokratik bir siyasi ortamın oluşmasına katkı sağlayacağını dile getirdi.
Bakırhan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Barış sürecinin görünmeyen kazançları da var. Bunu en fazla DEM Parti yaşıyor. Çatışma sürdükçe siyaset daralıyor. İktidar zora başvuruyor. Yargı bir sopaya dönüştürülüyor. Hukuk ortadan kaldırılıyor ve siyasi alan gittikçe daraltılıyor. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin daha demokratik, daha rahat siyaset yapmasının zemini ortaya çıkabilir. İnsanlar düşüncelerini bu süreç başlamadan önce dile getiremiyordu. Cezaevleri siyasetçilerle, düşüncelerini ifade eden insanlarla dolu. Cezaevleri neredeyse Türkiye'nin en nitelikli, en entelektüel insanlarıyla ve seçilmişleriyle tıklım tıklım dolu. Bu sürecin başarıya ulaşmasının o zemini de rahatlatacağını belirtmek istiyorum. Bu mesele sadece Kürtlerle, DEM Parti'yle, devlet ve iktidar arasında yürüyen bir süreç olarak görüldüğü müddetçe kazanımları hayata geçirme konusunda güçlükler yaşıyoruz. Bu süreç hepimizin sürecidir. Başarıya ulaşması halinde hepimiz daha rahat nefes alabilecek, kendimizi daha rahat ifade edebileceğiz.”
“Süreç tıkanmadı ancak somut adımlar atılmalı”
Çözüm sürecinin durduğu yönündeki değerlendirmelere katılmadıklarını belirten Bakırhan, sürecin bir biçimde ilerlediğini ancak ilerlemenin toplumsal beklentilere uygun bir hızda olmadığını söyledi.
Sürecin yalnızca iktidarın değil, muhalefetin ve bütün toplumsal kesimlerin de sorumluluğunda olduğunu vurgulayan Bakırhan, iktidarın güven artırıcı ve toplumu rahatlatıcı somut adımlar atması gerektiğini ifade etti.
Bakırhan, şöyle konuştu:
“Süreç bu kadar önemliyken önemine denk düşen bir yaklaşım ve ağırlık henüz ortada yok. Bunu sadece iktidar için söylemiyorum, hepimiz için söylüyorum. Kendisine muhalefetim diyen, toplumsal zeminde mücadele ediyorum diyen bütün kesimlere buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Bu süreç hepimizindir.
Başarıya ulaşması demokrasiden ekonomiye, barınmadan ulaşıma, emekçiden asgari ücretliye kadar hepimizin yaşamını düzenleyecekse bu meselede ortak bir sorumluluk almamız gerekiyor.
Yani süreç tıkanmadı. Süreç bir biçimiyle ilerliyor. Biz, bu sürecin önemine uygun bir hızda ilerlemesi gerektiğini söylüyoruz. Çünkü adımlar atılmadıkça, adımlar bekledikçe sürece ilişkin umutlar yerini kaygılara bırakıyor. Bunu siz de sahadan test ediyorsunuz. Dolayısıyla somut, toplumu rahatlatan, sürece güveni ve desteği artıran adımların artık iktidar tarafından atılması gerekiyor.”




