Yarın bayram. Ama içimizde bir yerde eksik kalan bir şey var. Sanki bayramlar eskisi gibi değil. O eski telaş, o içten heyecan, o kapı kapı dolaşılan ziyaretler. Atık yok gibi.
Oysa bayramı bayram yapan şey yalnızca yeni kıyafetler, tatlılar ya da tatil planları değildir. Bayram; bir kapının çalınmasıdır. Bir büyüğün elinin öpülmesidir. Uzun zamandır görüşülmeyen bir akrabayla aynı sofraya oturup geçmişi yad etmektir. Kırgınlıkların unutulduğu, gönüllerin onarıldığı o kıymetli anlardır.
Bugün ise çoğu zaman bayram, birkaç saniyelik bir mesajla geçiştiriliyor. Telefon ekranına düşen hazır cümleler, emojilerle süslenmiş “iyi bayramlar” dilekleri… Elbette kötü değil, ama yeterli de değil. Çünkü bayram, hissedilmeden yaşanmaz. Bayram, dokunmadan, göz göze gelmeden, aynı havayı solumadan tam olmaz.
Modern hayatın hızına kapıldık belki de. Zamanımız azaldı, mesafeler arttı, öncelikler değişti. Ama insanın insana olan ihtiyacı değişmedi. Birlikte olmanın verdiği huzur, hiçbir dijital mesajın yerini tutamaz.
Yarın bayram. Belki de bu kez farklı olsun. Bir mesaj eksik kalsın, ama bir ziyaret fazla olsun.