Büyüklerimizin anlattığına göre, Bir zamanlar bayram sabahları başka kokardı. Sokaklar daha erken uyanır, evlerin kapıları daha çok açılırdı. Şimdi ise takvim yapraklarında resmi tatil olarak görünen birkaç gün. Kurban Bayramı geliyor ama insanların içindeki o eski heyecan pek gelmiyor sanki.

Eskiden bayram demek; günler öncesinden başlayan telaş demekti. Yeni ayakkabıların başucuna konduğu geceler, annelerin mutfakta hazırladığı tatlılar. Çocuklar için şeker toplama heyecanı vardı Şimdi çocuklar hâlâ seviniyor belki ama yetişkinler için bayram çoğu zaman “tatil planı”ndan ibaret.

Teknoloji ilerledi, mesafeler kısaldı ama insanlar birbirinden uzaklaştı. Eskiden kilometrelerce yol gidilip büyüklerin eli öpülürdü. Şimdi bir mesaj gönderip görev tamamlanmış sayılıyor. “İyi bayramlar” cümlesi, samimi bir sarılmanın yerini tutmuyor ne yazık ki.

Belki de sorun bayramların değişmesi değil, bizim değişmemizdir. Çocuklar bugün hâlâ bayramı seviyor çünkü onlar samimiyeti hissediyor. Demek ki o ruh tamamen kaybolmuş değil.

Anlatılan eski bayramları özlemek güzel ama asıl önemli olan o ruhu yeniden yaşatabilmek. Bir telefon yerine kapıyı çalmak, kısa mesaj yerine uzun bir sohbet etmek, yalnız kalan bir büyüğün gönlünü almak. Belki o zaman bayramlar yeniden eski tadına kavuşur.