DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır Kitap ve Kırtasiyeciler Derneği Başkanı Sinan Güldoğan, 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim ve öğretim sezonu öncesinde kırtasiyecilerin beklentilerini ve yaşadığı sorunları değerlendirdi. Güldoğan, yeni eğitim döneminden umutlu olduklarını ancak özellikle kırtasiye ürünlerinin meslek dışı işletmelerde ve zincir mağazalarda satılmasının sektörde ciddi mağduriyet oluşturduğunu söyledi. “Herkes kendi işini yaparsa daha iyi olur” diyen Güldoğan, denetimlerin artırılmasını istedi.
“Yeni sezondan umutluyuz ama bazı ciddi sıkıntılarımız var”
14 Eylül’de başlayacak yeni eğitim ve öğretim sezonu öncesinde kırtasiyecilerde nasıl bir hazırlık var? Yeni sezondan beklentiniz nedir?
“Öncelikle bize böyle bir imkân verdiğiniz için teşekkür ederiz. Yine her zamanki gibi zaman çok hızlı geçiyor. Daha dün gibi geliyor ama hemen yıl dönüyor ve okul sezonu başlıyor. Biz de hazırlıklarımızı yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bütün meslektaşlarımızla görüşüyoruz, onları ziyaret ediyoruz, onlar da bizi ziyaret ediyor. Herkesin içerisinde bir heyecan, bir telaş var. Aslında o telaş güzel. Telaş olmayınca, heyecan olmayınca hiçbir şey olmuyor. Bizim de umudumuz, bu heyecanın ve hazırlığın satışlara yansıması. Yeni sezondan umutluyuz. Ben bu işi 38-40 yıldır yapıyorum. Maşallah, hep umutluyum. Hiçbir zaman umudumu yitirmedim. İnsanlar umudunu yitirirse hayat biter. O yüzden umutlu olmak lazım. Ama tabii işin diğer tarafında bazı eksikliklerimiz ve bizi ciddi manada sıkıntıya sokan durumlar da var. Bunları da konuşmak gerekiyor.”

“Bekleyerek müşteri gelmiyor, artık teknoloji ve reklam şart”
Son üç yıldır eğitim-öğretim sezonu öncesinde sizinle röportaj yapıyoruz. Son üç yılı kırtasiyeciler açısından değerlendirdiğinizde nasıl bir tablo görüyorsunuz?
“İşine sahip çıkan esnafın, meslektaşlarımızın işinde çok büyük bir sıkıntı yok. Ama işine sahip çıkmayan, rafına sahip çıkmayan, rafını düzeltmeyen, reklamını yapmayan esnafımız açısından işler daha zor. Çünkü artık bekleyerek müşteri gelmiyor. Maalesef böyle bir dönemden geçiyoruz. O yüzden dijital alanları ciddi manada kullanmak, teknolojiye ayak uydurmak ve reklam yapmak gerekiyor. Reklamını yapan, ürün çeşidini iyi bulunduran, müşterisine iyi hizmet veren esnafın bu piyasada ekmeği var. Piyasa geniş. Herkes çalışırsa, gayret gösterirse aslında sıkıntı yok. Bizim işimiz artık sadece kalem ve defter satmak değil. Yıllar önce belki böyleydi ama bugün oyuncağından hediyelik eşyasına, fantezi ürün gruplarından birçok farklı ürüne kadar çok geniş bir alan var. Her şey kırtasiyenin içerisine girmiş durumda. Bu nedenle kırtasiye gerçekten güzel bir iş. Ama ciddi sakıncaları ve sıkıntıları da var.”

“Biz 12 ay hizmet veriyoruz, bazıları 15-20 günde piyasaya giriyor”
Sahada özellikle zincir mağazalarda, ucuzluk pazarlarında ve kırtasiye sektörünün altyapısına sahip olmayan işletmelerde kırtasiye ürünlerinin satıldığını görüyoruz. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?
“Tabii ki ciddi bir mağduriyet oluşturuyor. Çünkü biz bir meslek sahibiyiz. Bir türlü tam anlamıyla meslek olamadık, meslek olmak istiyoruz ama bize destek olan yok. Devletimiz aslında güçlü. İsterse gerekli düzenlemeleri yapabilir. Herkes kendi işini yaparsa sanki daha iyi olur. Tabii gelişen ve değişen dünyada bunun nasıl yapılacağı ayrıca oturup tartışılması gereken bir konu. Biz kırtasiyeciler olarak yılın her döneminde ürün satmak zorundayız. Çünkü giderlerimiz yılın tamamına yayılmış durumda. Ama bizim en büyük iş yaptığımız dönem dokuzuncu ay, yani okulların açıldığı dönem. Şöyle düşünün: Caddede yürüyorsunuz, on kişi var. On ay, on bir ay böyle. Dokuzuncu ay geliyor, bir sağınıza bir solunuza bakıyorsunuz; bir anda 300 kişi, 500 kişi olmuşsunuz. Çok garip bir şey. Ama bu iş “vur-kaç” mantığıyla olmaz. Biz müşterilerimize 12 ay hizmet veriyoruz. Bazıları sadece dokuzuncu ayda, 15-20 günlük bir dönem içerisinde piyasaya giriyor. Fiyatları kırarak, farklı uygulamalar yaparak bizim gibi yıl boyunca yatırım yapan meslektaşlarımızı sıkıntıya sokuyor. Biz ciddi yatırımlar yapıyoruz. Mağazalarımızı oluşturuyoruz, ürün çeşidimizi artırıyoruz, teknoloji kullanıyoruz, fiyat göstericiler koyuyoruz. Müşterimiz geldiğinde “Bu ürünün fiyatı nedir, bu kalem kaç lira?” diye sormak zorunda kalmasın istiyoruz. Benim mağazamda 126 bin çeşit ürün var. Daha önce 120 bin civarında olan ürün çeşidi bugün 126 bine çıkmış durumda. Bu kadar ürünü takip etmek, korumak, yönetmek gerçekten zor bir iş. Teknoloji kullanmadan bunu takip etmeniz mümkün değil. Müşteri geliyor, barkodu okutuyor ve ürünün fiyatını anında görüyor. 10 lira, 20 lira… Ne ise fiyatını görüyor. Sistem olduğu için Ahmet’e başka, Mehmet’e başka fiyat verme şansımız da yok. Herkese aynı fiyatı uyguluyoruz. Bizim istediğimiz şu: Denetim olsun. Devlet sık sık denetim yapsın. Ama denetim yapılırken neyin denetleneceğinin de bilinmesi gerekiyor. Diyarbakır’da bizim gibi daha geniş çaplı çalışan 10-15 civarında meslektaşımız var. 126 bin, 100 bin, 90 bin, 80 bin çeşit ürün bulunduran arkadaşlarımız var. Bunlar ciddi yatırımlar yapmış insanlar. Dolayısıyla dışarıda, bizim ürünlerimizi satan ama kırtasiyecilik mesleğinin altyapısına sahip olmayan yerlere yönelik de bir düzenleme ve denetim gerekiyor”

“Mesleğimiz ayaklar altına alınmasın, veliler ürün alırken çok dikkat etsin”
Bu konuda ilgili kurumlara yönelik bir girişiminiz olacak mı?
“Olacak. Yakında ekibimizle birlikte ilgili kurumları ziyaret etmek istiyoruz. Belediyeler, ticaretle ilgili müdürlükler ve diğer kurumlarla görüşeceğiz. Çünkü ciddi manada yatırım yapmışız. Denetim olmazsa sıkıntılı şeyler ortaya çıkabilir. Ben devletin sık sık kontrol etmesini istiyorum. Bunu zaman zaman da söylüyorum. Ama burada amaç kimseyi küçümsemek değil. Herkes işini yapsın. Marketler, bakkallar, ucuzluk pazarları, zincir mağazalar kendi işlerini yapsın. Ama herkesin bir anda kırtasiye ürünlerine yönelerek bizim mesleğimizi de ayaklar altına almaması gerektiğini düşünüyorum. Bir başka önemli konu da velilerimiz. Velilerimizin markalı, kaliteli ve güvenilir ürünleri tercih etmeleri gerekiyor. Çünkü bazı ürünlerde sağlığa zararlı, kanserojen madde içerebilen unsurlar bulunabiliyor. Çantada, boyada, kalemde, birçok üründe bunlara dikkat etmek gerekiyor. Ürünlerin bandrollü, izinli, faturalı ve devlet tarafından kullanımına izin verilmiş ürünler olması önemli. Velilerimiz lisanslı, kaliteli ve güvenilir ürünleri tercih etmeli. Aksi halde çocuklarımız açısından ciddi sıkıntılar ortaya çıkabilir”
Son olarak hem meslektaşlarınıza hem de velilere, öğrencilere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
“Meslektaşlarıma tavsiyem şu: Bizim bu işten başka yapacak işimiz yok. O yüzden işimize sahip çıkmamız lazım. Rafımızı düzeltmemiz, temizliğimizi yapmamız, ürün çeşidimizi iyi oluşturmamız, sezonluk ürünlerimizi zamanında koymamız gerekiyor. Bunları yapmazsak gün geçtikçe kan kaybederiz. Her yıl geçen yılı ararız. Son dönemlerde çok ciddi şekilde geçen yılı arıyoruz. Bunun sebeplerinden biri herkesin bizim yaptığımız işi yapmaya başlaması. Bir taraftan da internet satışları var. Biz de elimizden geldiğince internet satışlarına yatırım yapmalıyız. Yani işimize sahip çıkalım. İşimize saygımız olsun. Gerisini Allah verir, rızkımızı verir. Korkacak bir şey yok. Yeter ki çalışalım, gayret edelim ve mesleğimize sahip çıkalım”




