DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır’da özel sektörde müşteri hizmetleri bölümünde çalışan bir kadın işçinin, telefonda görüştüğü müşteriye “Allah belanı versin” demesi nedeniyle işten çıkarılması, iş mahkemesinde görülen davaya konu oldu. İşveren tarafından İş Kanunu kapsamında 43 koduyla işten çıkarılan işçi, iş akdinin feshinin haksız olduğu gerekçesiyle dava açtı.

Davacı işçinin avukatı Av. Elif Barca, davanın klasik işçilik alacakları davalarından farklı bir boyut taşıdığını belirterek, müvekkilinin söz konusu ifadeyi kullandığını hiçbir aşamada inkâr etmediklerini söyledi.

Barca, “Bizim için de bu bir iş, bir dava oldu. Çünkü iş davalarında klasik olarak yıllık iznin verilmemesi, fazla mesailer, doğrudan işten çıkarılma gibi sebeplerden kaynaklı davalar açılıyor ve bu davalar kazanılabiliyor. Ancak bu dava benim için de farklı, özel bir dava oldu” ifadelerini kullandı.

Elif Barca-1

“Müvekkilimiz ‘Allah belanı versin’ dediğini kabul etti”

Müvekkilinin dava açılması aşamasında kendisine olayı açık şekilde anlattığını aktaran Barca, söz konusu ifadenin iki kez kullanıldığını bildiklerini ve buna rağmen hukuki mücadele başlattıklarını söyledi.

Barca, şöyle konuştu:

“Müvekkilimiz yanımıza geldiğinde şundan bahsetti: Evet, ben ‘Allah belanı versin’ dedim. İki defa söylenmiş. Biz bunu biliyorduk davayı açarken. Biz de direkt ekledik; evet söylendi.

İşçinin işveren tarafından 43 koduyla işten çıkarıldığını belirten Barca, söz konusu kodun işveren tarafından hakaret ve tehdit ile iyi niyet kurallarına aykırılık kapsamında değerlendirildiğini ifade etti.

Ancak avukat Barca’ya göre davanın kritik noktalarından biri, işçinin işten çıkarılmadan önce savunmasının alınmamış olmasıydı.

“İşçinin işine son vermek en son çaredir”

İş Kanunu açısından işçinin savunmasının alınmasının ve işveren tarafından gerekli değerlendirmelerin yapılmasının önemine dikkat çeken Barca, iş ilişkisinin sona erdirilmesinin son aşamada başvurulması gereken yöntem olduğunu belirtti. Barca, “Normalde İş Kanunu gereği işçinin savunması alınır. Uyarı yapılır ve işçi işten bu şekilde çıkarılır. Savunması alındıktan sonra bir değerlendirmeye tabi tutulur. Çünkü iş hukukunda ve işçiyi elde tutma felsefesinde şu vardır: **İşçinin işine son vermek en son çaredir” dedi.

İşçinin performansı, çalışma arkadaşlarıyla ilişkileri, müşterilerle iletişimi veya verimliliğiyle ilgili sorunların öncelikle uyarı ve savunma mekanizmalarıyla giderilmesinin amaçlandığını kaydeden Barca, fesih işleminin ise bu süreçlerin sonuç vermemesi halinde gündeme gelmesi gerektiğini söyledi.

Barca, “İşçiyi uyarırsınız. Performansından dolayı ya da çalışanlarla veya müşterilerle ilgisinden, veriminden dolayı bir uyarıda bulunursunuz. Daha sonrasında işçi kendini toparlamazsa fesih yapılır, savunmalar alınır. Bunların hepsi aslında davalarda ispat kolaylığıdır ve işveren açısından haklılık sebebi teşkil ediyor” diye konuştu.

Elif Barca1

Diyarbakır’da dram: Gözleri görmüyor, bacağı yok, yardım bekliyor
Diyarbakır’da dram: Gözleri görmüyor, bacağı yok, yardım bekliyor
İçeriği Görüntüle

“Beddua, somut olaya göre değerlendirilmelidir”

Davanın önemli tartışma başlıklarından biri ise “Allah belanı versin” ifadesinin hukuken hakaret kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği oldu. Barca, bu tür ifadelerin her olayda aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Somut olaya göre konuşmak gerekir. Her davanın kendi içinde bir seyri var. Bizim davamızda da müvekkil bunu söylüyor ve müşteri hizmetlerinde çalışanların kullandığı sessize alma tuşu var. Müvekkilimiz sessize alma tuşuyla bu beyanda bulunuyor” dedi.

Ancak davanın ilerleyen aşamasında söz konusu ifadenin sessize alınmadığının da ortaya çıktığını belirten Barca, bunun dosyanın delil boyutunu önemli hale getirdiğini söyledi.

“Ses kaydı sunulmadı”

Müşteri hizmetlerinde yapılan görüşmelerin ses kayıtlarının bulunabileceğini belirten Barca, davanın başından itibaren söz konusu ses kaydının dosyaya kazandırılmasını talep ettiklerini ancak karşı tarafın bu delili sunmadığını söyledi.

Barca, “Bizim için ilk bakışta belki savunma veya dilekçeleri sunabilirlerdi, ses kaydını sunabilirlerdi. Biz bu konuda iş hukukunun felsefesine dayanarak bir yol çizdik ve bununla ilgili emsal bir karar da vardı” ifadelerini kullandı.

Daha önce benzer bir olayda çalışanın müşteriye “Allah kahretsin seni, Allah belanı versin” şeklinde sesli ifadeler kullandığı bir karar bulunduğunu belirten Barca, kendi dosyalarında ise müvekkilin aynı ifadeyi sessize alma tuşu üzerinden söylediğini vurguladı.

Barca, “Bizim müvekkilimiz ‘Allah belanı versin’ diyor ama sesli bir şekilde değil. Fakat biz burada şuna dayandık: İş hukukunda işçiyi elde tutmak, feshin son çare olması ilkesi var. İş düzeninin ciddi bir şekilde bozulmadığı sürece işçi iş yerinde tutulmalıdır, savunması alınmalıdır” dedi.

“Savunması dahi alınmadı”

Dosyada işçinin savunmasının alınmadığını vurgulayan Barca, işverenin fesih gerekçelerini somut delillerle ortaya koyması gerektiğini savunduklarını söyledi. “Bizim dosyamızda savunma dahil alınmamıştır” diyen Barca, dava sürecinde karşı tarafın tanık dinlettiğini ancak işveren tarafından ileri sürülen bazı iddiaların yeterince delillendirilemediğini ifade etti.

Barca, “İş Kanunu da olsa, iş de olsa ispat yükü karşı taraftaydı. Çünkü karşı taraf işçiyi çıkardı. Dolayısıyla fesih gerekçesini ispatlaması gereken de davalı şirketti” diye konuştu.

Kıdem, ihbar ve yıllık izin ücretleri hüküm altına alındı

Avukat Barca, dava kapsamında müvekkili adına kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretlerini talep ettiklerini belirtti. Bilirkişi raporuyla işçinin alacaklarının hesaplandığını aktaran Barca, “Biz kıdem tazminatını istedik, ihbar tazminatını istedik ve yıllık izin ücretini istedik. Her üç kalemi de talep ettik. Bilirkişi raporuyla hesaplama yapıldı. Bu hesaplama sonucunda her üç kalemi de hüküm altına aldık, kazandık” ifadelerini kullandı. Barca, kararın Yargıtay’ın iş hukukuna ilişkin ilke kararlarıyla da uyumlu olduğunu savundu.

“İş yerinin düzenini bozduğu iddiası somutlaştırılamadı”

Dava sürecinde işveren tarafından iş yerindeki disiplinin bozulduğu, müşterilerin olumsuz etkilendiği ve müşteri sayısında azalma meydana geldiği gibi gerekçelerin ileri sürüldüğünü aktaran Barca, bu iddiaların somut delillerle desteklenmediğini belirtti.

Barca, “Yargıtay’ın ilke kararlarında da bu mevcut. Müvekkilin hakaret etmediği ve herhangi bir ceza dosyasının olmadığı, müşterilerin kaçmadığı, temel dayanağın iş yerinde disiplinin bozulduğu, müşterilerin azaldığı gibi gerekçeler olduğu söylendi. Ancak bunlar somut olmayan, delili olmayan, içi boş dayanaklardı” dedi.

Müvekkilinin müşteri hizmetlerinde çalışan bir işçi olduğunu hatırlatan Barca, çalışanlara verilen eğitimlerin de dava dosyasında yeterli şekilde ortaya konulamadığını söyledi. Barca, “Bize, işçilere sürekli psikolojik eğitim verildiği, müşterilerle iletişim konusunda eğitim verildiği ve benzeri şeyler söylendi. Ancak bu konuda hiçbir doküman sunulmadı. Her ne kadar eğitim verilmiş olsa dahi işçiden savunma alınır ve bu durumun önüne geçilmeye çalışılır. İşçiyi işten çıkarmak en son evredir” diye konuştu.

“Asgari ücretle çalışan işçinin koşulları da dikkate alınmalı”

İşçinin sosyal ve ekonomik koşullarının da iş hukukundaki değerlendirmelerde göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eden Barca, müvekkilinin asgari ücretle çalışan bir işçi olduğunu belirtti.

Barca, “Müvekkil zaten müşteri hizmetlerinde çalışan bir işçi. Türkiye şartlarında asgari ücretle çalışan işçilerin eğitim seviyesi, yaşam şartları belli. Kendilerine verilen eğitimlerle ilgili de hiçbir doküman sunulmadı. İşveren tarafından yalnızca soyut beyanlarda bulunuldu” dedi.

İşe iade davası açılmadı

Müvekkilinin iş akdinin haksız şekilde feshedildiği kanaatinde olmalarına rağmen işe iade davası açmadıklarını belirten Barca, bunun müvekkilin başka bir işe ihtiyaç duyması nedeniyle tercih edildiğini söyledi.

Barca, “Biz işe iade davası açmadık. Niye açmadık? İşe iade davası açsaydık daha fazla bir kazanımımız olacaktı. Ancak davayı açmama sebebimiz müvekkilimizin başka bir işe ihtiyacının olmasıydı. İşe iade süreci de bir süreç olduğu için biz bu dava çeşidini açmadık” dedi.

Barca, işe iade davası açılması halinde onu da kazanabilecekleri kanaatinde olduklarını ifade etti.

“43 kodu nedeniyle 6 ay iş bulamadı”

İşçinin 43 koduyla işten çıkarılmasının yalnızca iş akdinin sona erdirilmesi anlamına gelmediğini, aynı zamanda yeni iş bulma sürecinde de ciddi mağduriyet oluşturduğunu belirten Barca, müvekkilinin yaklaşık 6 ay iş bulamadığını söyledi.

“43 koduyla işten çıkarıldığı için mağduriyete de sebep oldu. Bu mağduriyetten dolayı müvekkilimiz 6 ay iş bulamadı. 43 kodu ağır bir kod. Bir nevi sicilimizin bozulması, iş sicilimizin bozulması anlamına geliyor” diyen Barca, söz konusu kodun değiştirilmesi için de hukuki süreç başlattıklarını ifade etti.

Barca, “Bu kodu da değiştirmek için hukuki bir yol izliyoruz. Bu konuda hukuk mücadelemizi kazandık” dedi.

“Hukuk işçinin korunması ilkesine dayanıyor”

Davanın kendisi açısından özel bir anlam taşıdığını vurgulayan Av. Elif Barca, iş hukukunun temel ilkelerinden birinin işçinin korunması olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “İşçinin korunması ilkesi hukukumuzda sabittir. Biz burada boş durmadık. Yargıtay’ın ilke kararları, müvekkilin hakaret etmediği, herhangi bir ceza dosyasının olmadığı, iş yerindeki düzenin bozulduğuna ilişkin somut bir delilin bulunmadığı, işverenin savunma almadığı ve fesih işleminin son çare olması gerektiği üzerinden hareket ettik. Mahkemece dayanaklarımız kabul gördü. Müvekkilin bütün alacak kalemleri kabul edildi. Hukuk mücadelesini kazandık.”

Muhabir: MEHMET SAİT BAYRAM