DİYARBAKIR HABER - Yeni Yüzyıl Partisi Genel Başkanı Dr. Mehmet Ali Arslan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulduğu belirtilen Mekke Savunma İttifakı'nın bölgesel güvenlik açısından doğurabileceği sonuçları değerlendirdi. İran'ın ittifakta yer almamasını sorgulayan Arslan, Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının Türkiye'ye hangi askerî sorumlulukları yükleyebileceğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurguladı.
“MEKKE'DE KURULAN İTTİFAKIN DIŞINDA KALAN ÜLKELERİ DE KONUŞMALIYIZ”
Mekke Savunma İttifakı'nın yalnızca üç ülke arasındaki askerî iş birliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Arslan, ittifakın geleceği açısından önemli soruların cevap beklediğini ifade etti.
“Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ortak savunma konusunda bir araya gelmesi bölgesel güvenlik açısından önemli bir gelişmedir. Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken başka bir mesele bulunmaktadır. İslam dünyasının güvenliği konuşulurken İran neden bu masada bulunmamaktadır? Diğer bölge ülkeleri neden henüz bu yapının parçası değildir?
Bizim sorgulamamız gereken yalnızca ittifaka kimlerin katıldığı değil, kimlerin neden dışarıda kaldığıdır. Çünkü bir ittifakın gerçek gücü, sahip olduğu askerî kapasite kadar bölgesinde oluşturabildiği güven ortamıyla da ölçülür.”
“İRAN'IN DIŞARIDA KALMASI SADECE MEZHEP MESELESİ DEĞİLDİR”
İran'ın ittifakta bulunmamasının tarihsel, siyasi ve askerî nedenlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Arslan, Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabetin yalnızca Sünni-Şii ayrımıyla açıklanamayacağını söyledi.
“İran ile Suudi Arabistan arasında uzun yıllardır devam eden bir nüfuz mücadelesi bulunmaktadır. Yemen'deki gelişmeler, bölgesel silahlı gruplar, güvenlik kaygıları ve dış politika farklılıkları bu ilişkileri doğrudan etkilemektedir.
Ancak bütün bu anlaşmazlıkları yalnızca mezhep farklılığına indirgersek gerçek sorunları çözmek yerine yeni sorunlar üretiriz.
İslam dünyasının güvenliği, mezhepler arasında yeni duvarlar örülerek sağlanamaz.”
“YILLARDIR DEVAM EDEN HUSİ SALDIRILARI ŞİMDİ TÜRKİYE'YE NASIL BİR SORUMLULUK YÜKLEYECEK?”
Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının yeni bir gelişme olmadığına dikkat çeken Arslan, Mekke İttifakı'nın Türkiye açısından doğurabileceği sonuçların açıkça ortaya konulması gerektiğini belirtti.
“Suudi Arabistan'ın güvenliği elbette önemlidir. Mekke ve Medine bütün İslam dünyasının ortak manevi değerleridir. Ancak burada gözden kaçırmamamız gereken son derece önemli bir mesele bulunmaktadır.
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları bugün başlamamıştır. Yıllardır bu bölgede çatışmalar yaşanmakta, zaman zaman füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlenmektedir. Suudi Arabistan'ın topraklarına, şehirlerine ve enerji tesislerine yönelik saldırılar geçmişte de yaşanmıştır.
Peki yıllardır devam eden bu güvenlik sorunu, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bir ortak savunma mekanizmasıyla nasıl bir boyut kazanacaktır?
Dün Suudi Arabistan'ın kendi güvenlik meselesi olarak karşı karşıya kaldığı bir saldırı, yarın Türkiye'nin doğrudan askerî müdahalesini gerektiren bir yükümlülüğe mi dönüşecektir?
Milletimiz bu sorunun cevabını bilmek zorundadır.”
“TÜRKİYE İRAN'LA BİR SAVAŞIN İÇİNE Mİ ÇEKİLİYOR?”
Mekke İttifakı'nın en dikkatle değerlendirilmesi gereken yönünün Türkiye'nin olası bölgesel çatışmalardaki konumu olduğunu ifade eden Arslan, şu soruları gündeme getirdi:
“Biz Suudi Arabistan'ın güvenliğini önemsiyoruz. Pakistan'la dostluğumuzu önemsiyoruz. Ancak Türkiye'nin millî güvenliğini ve komşularıyla ilişkilerini de aynı derecede önemsiyoruz.
İran'ın desteklediği Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik gerçekleştireceği bir saldırı, Türkiye'yi İran'la doğrudan karşı karşıya getirebilir mi?
Türkiye, Suudi Arabistan'ı savunma gerekçesiyle İran'la bir savaşın içine mi çekilmek istenmektedir?
Böyle bir planın bulunduğunu ileri sürmüyoruz. Ancak bu ihtimalin hukuki ve askerî yönlerinin açıklığa kavuşturulmasını istiyoruz.
Husilerin gerçekleştirdiği her saldırı doğrudan İran devletinin saldırısı olarak mı değerlendirilecektir? Böyle bir durumda Türkiye'nin sorumluluğunun sınırları ne olacaktır? Türk Silahlı Kuvvetlerinin başka ülkelerin bölgesel çatışmalarına dahil edilmesi hangi şartlarda mümkün olacaktır?
Bir devletin başka bir devlete verdiği savunma taahhüdünün kapsamı açık olmalıdır.
Türkiye'nin güvenliği hiçbir ülkenin bölgesel hesaplarına teslim edilemez.”
“İRAN BİR TEHDİT OLARAK GÖRÜLÜYORSA NEDEN AYNI MASAYA DAVET EDİLMİYOR?”
İran'ın ittifak dışında kalmasının bölgesel güvenlik açısından ayrıca sorgulanması gerektiğini belirten Arslan, ortak güvenlik anlayışının dışlayıcı değil, diplomatik çözümlere açık olması gerektiğini ifade etti.
“Eğer Mekke Savunma İttifakı gerçekten bölgenin barışını ve güvenliğini hedefliyorsa İran'la da diplomatik görüşmeler yürütülmelidir.
İran'ın güvenlik kaygıları, komşularına karşı yükümlülükleri ve bölgesel faaliyetleri aynı masada konuşulmalıdır.
İran'ın ittifaka katılması için ortak güvenlik şartları neden ortaya konulmasın?
Elbette her ülkenin diğer ülkelerin egemenliğine saygı göstermesi, silahlı gruplar üzerinden yürütülen çatışmaların önlenmesine katkıda bulunması ve uluslararası hukuka uygun davranması gerekir.
Ancak bir ülkeyi sürekli güvenlik sorununun merkezinde görüp onu bütün diplomatik mekanizmaların dışında bırakmak, sorunların çözümünü zorlaştırabilir.
Bizim yaklaşımımız açıktır: Ya İran dahil bölge ülkelerinin katılımını mümkün kılan ortak güvenlik ilkeleri oluşturulmalı ya da Türkiye'nin mevcut ittifak kapsamında başka ülkelerle savaşa sürüklenmeyeceğine ilişkin hukuki ve siyasi güvenceler kamuoyuna açıklanmalıdır.”
“TÜRKİYE, İRAN'LA KOMŞULUĞUNU VE DİPLOMATİK DENGESİNİ KORUMALIDIR”
Türkiye'nin bölgesel ilişkilerinde çok yönlü bir diplomasi yürütmesi gerektiğini belirten Arslan, Ankara'nın yalnızca askerî ittifaklar üzerinden hareket etmemesi gerektiğini söyledi.
“Türkiye, Suudi Arabistan'ın da Pakistan'ın da dostudur. Ancak İran'la da yüzyıllara dayanan komşuluk ilişkilerine sahiptir.
Biz bir ülkeyle savunma anlaşması yaptığımızda başka bir komşumuzla düşman olmak zorunda değiliz.
Türkiye'nin dış politikadaki gücü, gerektiğinde farklı görüşlere sahip ülkelerle aynı masaya oturabilmesinden gelmelidir.
Türkiye'nin görevi yalnızca ittifakların içinde bulunmak değil, ittifaklarla komşuları arasında diplomatik köprüler kurabilmektir.
Türkiye'nin İran'la yaşayacağı doğrudan bir askerî çatışmanın ekonomik, siyasi, insani ve güvenlik açısından çok ağır sonuçları olabilir. Bu nedenle bütün ihtimaller devlet ciddiyetiyle değerlendirilmelidir.”
“SAVUNMA İTTİFAKI YENİ BİR CEPHELEŞMEYE DÖNÜŞMEMELİDİR”
Orta Doğu'nun uzun yıllardır savaşlar ve vekâlet çatışmaları nedeniyle ağır bedeller ödediğini hatırlatan Arslan, ortak savunma anlaşmalarının yeni çatışmalara zemin hazırlamaması gerektiğini vurguladı.
“Bir ülkenin topraklarını savunmakla başka bir ülkedeki çatışmanın tarafı hâline gelmek aynı şey değildir.
Türkiye'nin atacağı her askerî adımın hukuki dayanağı, kapsamı ve muhtemel sonuçları milletimiz tarafından anlaşılabilmelidir.
Savunma anlaşmalarının caydırıcılık sağlaması önemlidir. Ancak bu anlaşmaların nasıl uygulanacağı ve hangi durumlarda askerî müdahale gerektireceği de açık olmalıdır.
Savunma ittifakları savaşların büyümesine değil, savaş ihtimalinin azalmasına hizmet etmelidir.”
“TÜRKİYE'NİN ASKERÎ GÜCÜ KADAR DİPLOMATİK AKLI DA ÖNEMLİDİR”
Türkiye'nin savunma kapasitesinin diplomasiyle desteklenmesi gerektiğini ifade eden Arslan, güçlü devlet anlayışının yalnızca askerî imkânlarla ölçülemeyeceğini belirtti.
“Güçlü bir ordu, güçlü bir devletin önemli unsurlarından biridir. Ancak güçlü devlet yalnızca askerî imkânlarıyla değil, krizleri yönetme kabiliyetiyle de kendisini gösterir.
Türkiye, ittifak içindeki sorumluluklarını yerine getirirken kendi millî çıkarlarını, uluslararası yükümlülüklerini ve bölgesel barışı birlikte değerlendirmelidir.
Bizim ihtiyacımız, her krizde yeni bir cephe açan değil, gerektiğinde savaşın önüne geçebilen bir devlet anlayışıdır.
Türkiye yalnızca savaşabilecek kadar güçlü değil, savaşları önleyebilecek kadar etkili bir ülke olmalıdır.”
“MEKKE'NİN ADINI TAŞIYAN BİR İTTİFAK, İSLAM DÜNYASINDA YENİ AYRIŞMALARIN SEMBOLÜ OLMAMALIDIR”
Açıklamasının sonunda Mekke'nin İslam dünyasındaki manevi önemine değinen Yeni Yüzyıl Partisi Genel Başkanı Dr. Mehmet Ali Arslan, şu ifadeleri kullandı:
“Mekke, İslam dünyası için yalnızca bir şehir adı değildir. Milyonlarca insanın ortak manevi değerlerini temsil eden müstesna bir merkezdir.
Bu nedenle Mekke adını taşıyan bir savunma ittifakının geleceğini konuşurken çok daha geniş düşünmek zorundayız.
Biz Türkiye'nin güçlü olmasını, dostlarıyla güvenlik iş birliği geliştirmesini ve millî çıkarlarını korumasını önemsiyoruz. Ancak aynı zamanda bölgemizdeki ülkelerin birbirleriyle sürekli çatışma hâlinde yaşamasını da doğru bulmuyoruz.
İran'la yaşanan sorunların diplomatik yollarla ele alınması, Suudi Arabistan'ın güvenliğinin korunması ve Türkiye'nin yeni bir bölgesel savaşın dışında tutulması birbirine zıt hedefler değildir.
Mekke İttifakı'nın gerçek başarısı yalnızca üç ülkenin birbirini savunabilmesi değil, bölgenin yeni savaşlara sürüklenmesini önlemeye ne ölçüde katkı sağlayacağı olacaktır.
Unutmayalım ki askerî ittifaklar devletleri koruyabilir; fakat kalıcı barışı ancak adalet, karşılıklı güven ve diplomasi sağlayabilir.
Türkiye, yalnızca savunma masasında güçlü olan değil, barış masasında da sözü dinlenen bir ülke olmalıdır.
Ve herkes şunu bilmelidir:
Biz Türkiye'nin dostları için güçlü olmasını isteriz; ancak başkalarının düşmanlıkları yüzünden savaşa sürüklenmesini asla istemeyiz.”





