Basın, demokrasinin en önemli unsurlarından biridir. Gazeteciliğin temel görevi halkı doğru, tarafsız ve eksiksiz bilgilendirmektir. Ancak günümüzde medya dünyasında yaşanan bazı gelişmeler, bu temel ilkenin zaman zaman göz ardı edildiği yönündeki eleştirileri artırmaktadır.

Çeşitli araştırmalar ve kamuoyundaki tartışmalar, bir tarafa yakın yayın politikası izleyen bazı medya kuruluşlarının ekonomik olarak önemli avantajlar elde ettiğini ortaya koymaktadır.

Kamu ihaleleri, reklam gelirleri ve çeşitli ticari faaliyetler sayesinde bazı medya patronlarının servetlerine servet kattığı iddia edilmektedir.

Bu durum, medyanın bağımsızlığı konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Çünkü ekonomik çıkarların ön plana çıkması, gazeteciliğin asli görevi olan halk adına denetleme ve sorgulama işlevini zayıflatabilir.

Güç odaklarına yakın durarak elde edilen ekonomik kazançlar, toplumun medyaya olan güvenini de olumsuz etkileyebilir.
Öte yandan, ekonomik zorluklar içerisinde yayın hayatını sürdürmeye çalışan bağımsız medya kuruluşları ise ciddi finansal sıkıntılarla mücadele etmektedir.

Bu tablo, medya sektöründe fırsat eşitliği ve adil rekabet konularının daha fazla tartışılmasına neden olmaktadır.

Toplumun beklentisi nettir: Medya, hangi görüşten olursa olsun halkın haber alma hakkını öncelemeli, doğruluktan ve tarafsızlıktan uzaklaşmamalıdır.

Çünkü güçlü demokrasiler, güçlü ve bağımsız basın ile ayakta kalır. Basının asıl zenginliği ise sahiplerinin serveti değil, halkın ona duyduğu güvendir.