Etrafınıza kulak kesilmeye başlayınca birçok kadından aynı cümleyi farklı şekillerde duyacaksınız.

En çok da evli ve çocuklu kadınlardan...

"Eskiden daha neşeliydim."

"Kendime tahammülüm kalmadı."

"Çocuklara bağırmak istemiyorum ama bazen kendimi durduramıyorum."

"Durup dururken sinirleniyorum."

Peki gerçekten ne oluyor?

Kadınlar doğaları gereği yaş aldıkça ya da eş veya anne olunca öfkeli insanlar mı oluyorlar?

Yoksa biz sadece sonuca bakıp sebebi gözden mi kaçırıyoruz?

Çünkü bana kalırsa mesele öfke değil.

Mesele, uzun zamandır kimse tarafından görülmeyen bir yorgunluk.

Bir kadın evlendikten sonra çoğu zaman yalnızca eş olmaz.

Ev işlerinin takipçisi olur.

Çocuğun bakım planlayıcısı olur.

Ailenin organizasyon sorumlusu olur.

Özel günleri hatırlayan kişi olur.

Eksikleri fark eden kişi olur.

Hasta olan çocuğun gecesini uykusuz geçiren kişi olur.

Ve ilginç olan şu ki; bütün bunların büyük kısmı görünmezdir.

Psikoloji literatüründe bunların hepsine "mental yük" diyoruz.

Bunun içerisinde de yalnızca yapılan işler değil, yapılması gereken her şeyi sürekli zihinde taşıma hali de yer alır...

Araştırmalar gösteriyor ki özellikle çocuklu kadınlar, aile içindeki planlama ve organizasyon yükünün büyük bölümünü üstleniyor. Bu durum zamanla zihinsel tükenmişliği artırıyor ve kronik stres yaratıyor. Kronik stres altında çalışan bir beynin ise sabır eşiği düşüyor. Kişi daha çabuk öfkeleniyor, daha kolay kırılıyor ve daha hızlı yoruluyor.

Doğrusu çoğu zaman gördüğümüz şey öfke değil.

Tükenmişliğin dışarıdan görünen yüzü.

Düşünsenize...

Bir gece boyunca bölünmüş uyku.

Bitmeyen ev işleri.

Çocukların ihtiyaçları.

Maddi kaygılar.

Eşle yaşanan iletişim problemleri.

Ve bütün bunların arasında kendine ayırdığı sürenin giderek azalması...

İnsan bazen yükün kendisinden değil, yükü tek başına taşıdığını hissetmekten yorulur.

İşte burada çok önemli bir ayrıntı var.

Kadınların çoğu aslında yardım istemiyor.

Paylaşım istiyor. Hakkı olandan payına düşeni…

Çünkü yardım, sorumluluğun asıl sahibinin başka biri olduğunu ima eder.

Paylaşım ise yükün ortak olduğunu.

Aradaki fark sandığımızdan çok daha büyüktür.

Bir başka mesele de kimlik kaybı.

Özellikle annelikten sonra birçok kadın yalnızca çocuğunun değil, kendisinin de bakımını ikinci plana atıyor.

Zamanla kadın, eş olmadan önceki kendisini...

Anne olmadan önceki kendisini...

Hayalleri, hobileri, sosyal çevresi olan kendisini özlemeye başlıyor.

Bu özlem çoğu zaman dile getirilmiyor.

Çünkü toplum anneliğin yalnızca mutluluk getirmesi gerektiğine dair güçlü bir hikâye anlatıyor ki bu daha önce üzerine yazdığım bir konu olduğu için detayına girmeyeceğim.

Velhasıl insan aynı anda hem çok sevip hem çok yorulabilir.

Hem minnet duyup hem zorlanabilir.

Hem anne olup hem de bazen eski hayatını özleyebilir.

Bu bir çelişki değil.

İnsan olmanın doğal sonucudur.

Kadınların öfkesi çoğu zaman sevginin azlığından değil, yükün fazlalığından doğuyor.

Daha az sevdiği için değil.

Kendini daha fazla ihmal ettiği için.

Daha bencil olduğu için değil.

Uzun süredir kendine sıra gelmediği için.

Belki de bu yüzden soruyu değiştirmek gerekiyor.

"Neden bu kadar öfkelisin?" yerine;

"Bu kadar öfkelenene kadar neleri tek başına taşıdın?"

diye sormak gerekiyor.

Çünkü bazen bir kadının suratındaki asıklık, karakter meselesi değildir.

Uzun zamandır dinlenemeyen bir ruhun sessiz yardım çağrısıdır.

Ve inanıyorum ki birçok kadın için ihtiyaç duyulan şey; daha güçlü olmak değil...

Biraz daha görülmek.

Uzun lafın kısası ben bekar olan, yaşamda daha az sorumluluğu olan, yardım talep etmeyi bilen veya eşiyle hayatı birlikte omuzlayan hiçbir kadını aynalara bile surat asarken görmedim fakat nerede soluduğu havayla bile kavgalı bir kadın görsem yanında muhakkak kendi verdiği iyi günde kötü günde andının bile arkasında duramamış yoldaş olacakken yoldaki taş olup ayağına dolanmış bir öteki var. Öfkeli hale getirilen her kadının arkasında -umarım ki bir gün bırakma gücüne erişeceği- evde suratsız ve öfkeli eşine hor davranırken kahkahayı dışarının güler yüzlü kadınıyla atan bir erkeğin ihanetinin hikayesi var..

Bu da daha sonraki yazılara konusu olsun 😊

Sevgiler…