Yaz mevsimi kendini hissettirmeye güneş kadar, yüreğimizi yakan görüntüler de artıyor. Bunların başında ise anız yangınları geliyor. Her yıl aynı manzaralar yaşanıyor. Gökyüzünü kaplayan siyah dumanlar, alevlerin arasında can vermeye çalışan hayvanlar, bir ömür emek verilmiş tarlaların birkaç saat içinde küle dönüşmesi.

Üstelik bu yangınların büyük bir bölümü kendiliğinden çıkmıyor. Kimi zaman söndürülmeden atılan bir sigara izmariti, kimi zaman kontrolsüz yakılan bir ateş, kimi zaman ise bilinçsizce veya kasıtlı olarak yakılan anızlar, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açıyor.

Oysa yanan sadece kuru otlar değil. Toprağın bereketi yanıyor. Ekonomi zarar görüyor. Toprağın içinde yaşayan sayısız canlı yok oluyor. Kuşlar yuvalarını, kirpiler, tavşanlar ve sürüngenler yaşam alanlarını kaybediyor. Kaçamayan binlerce canlı, alevlerin arasında can veriyor. Doğa, sessizce ama derinden yara alıyor.

Bir diğer tehlike ise yükselen yoğun dumanlar. Sadece çevreyi kirletmekle kalmıyor; soluduğumuz havayı da zehirliyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve solunum yolu rahatsızlığı bulunan vatandaşlar için ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Bugün yapılması gereken en önemli şey, bilinçlenmek ve bilinçlendirmektir. Tarlada ateş yakmamak, sigara izmaritini rastgele atmamak, en küçük dumanı bile yetkililere bildirmek hepimizin sorumluluğudur. Çünkü doğa sadece çiftçinin değil, hepimizin ortak mirasıdır.