Bazen insanı öldüren bir kurşun değildir…

Bir cümle kırar onu.

Bir hayal sessizce yıkılır.

Bir umut usulca söner.

Ve insan, kimsenin fark etmediği bir yerde, kendi içinde yavaş yavaş tükenir.

Hayatın en ağır yükleri çoğu zaman gözle görülmez. İnsan dışarıdan dimdik durur; gülümser, konuşur, günlük telaşına devam eder. Oysa içinde kopan fırtınaları, sessiz çığlıkları ve derin yaraları çoğu zaman yalnızca kendisi bilir.

Şevval'in hikâyesi de işte böyle başladı.

Hayatının en güzel çağındaydı. Kuracağı yuvayı, gerçekleştireceği hayalleri ve sevdiği insanla geçireceği uzun yılları düşlüyordu. Geleceğe umutla bakıyor, yarınların kendisine güzellikler getireceğine inanıyordu.

Fakat hayat, bazen en ağır sınavlarını en umutlu yüreklere verir.

Ardı ardına yaşadığı acılar, hayal kırıklıkları ve sarsıntılar ruhunda derin izler bıraktı. İçindeki ışık her geçen gün biraz daha soldu.

Önce ruhu yoruldu…

Sonra bedeni…

Ve bir gün doktorların dudaklarından o ağır teşhis döküldü:

Lenf kanseri.

Belki hastalığın adı buydu.

Ama insan yalnızca bedeniyle hasta olmaz.

Bazen ruh, bedeninden çok önce yorulur.

Çünkü bazı yaralar vardır ki ne röntgende görünür, ne MR'da çıkar, ne de tahlillerde kendini belli eder. Onlar yalnızca kalbin en sessiz köşesinde kanamaya devam eder.

Gökyüzüne Son Bakış

Hastanede geçirdiği günlerde yanından ayrılmayan tek kişi çocukluk arkadaşı Lorin'di.

Bir gün Şevval, güçlükle konuşarak tek bir dileğini söyledi:

"Bir kez daha gökyüzünü görmek istiyorum."

Ne zenginlik istedi…

Ne uzun bir ömür…

Ne de başka bir şey…

Sadece gökyüzünü…

Lorin gerekli izinleri aldı ve onu gökyüzünü en güzel görebileceği yere çıkardı.

O gün gökyüzü sanki bambaşka görünüyordu.

Mavinin huzuru…

Kızıllığın hüznü…

Bulutların sessizliği…

Ve umutla vedanın iç içe geçtiği eşsiz bir manzara…

Şevval uzun uzun baktı.

Belki çocukluğunu gördü.

Belki yarım kalan hayallerini…

Belki hiç yaşayamadığı günleri…

Belki de sonsuzluğa açılan kapıyı…

Sonra hiçbir şikâyette bulunmadan…

Kimseyi incitmeden…

Kimseye yük olmadan…

Sessizce gözlerini kapattı.

Görünmeyen Yaralar

Lorin'in gözyaşları uzun süre dinmedi.

Çünkü bazen yalnızca bir insanı değil, onunla birlikte nice hayali, nice umudu ve koskoca bir ömrü kaybedersiniz.

O gün kendi kendime uzun süre düşündüm.

İnsan neden bu dünyadan ayrılmadan önce son kez gökyüzüne bakmak ister?

Belki gökyüzü, sonsuzluğa açılan ilk penceredir.

Belki de insan, giderken ardında bıraktığı hayatla sessizce vedalaşmak ister.

Şevval artık aramızda değil.

Ama bize çok derin bir soru bıraktı:

İnsanı gerçekten sadece hastalıklar mı öldürür?

Yoksa kırılan umutlar, söylenemeyen sözler, yaşanan yalnızlıklar ve kalpte taşınan görünmez acılar mı insanı yavaş yavaş tüketir?

Belki de birbirimize daha dikkatli bakmanın zamanı gelmiştir.

Bir tebessüm…

İçten bir selam…

Samimi bir "Nasılsın?" sorusu…

Bazen bir insanın yeniden hayata tutunmasına vesile olabilir.

Çünkü insan, en çok içinden ölür.

Ve en derin yaralar, hiçbir zaman gözle görülmez.

Lorin