İnsanın gerçek karakteri, çoğu zaman eline güç geçtiğinde belli olur. Dün kapısında beklediği insanlara bugün tepeden bakanlar, güçlülerin karşısında susup garibanın karşısında aslan kesilenler az değildir.

Büyük kapıların önünde eğilen, küçük kapıların bekçiliğini yaparken kendini güçlü sanan insanlar vardır. Güç sahibinin karşısında dili tutulur, kendisinden güçsüz gördüğünün karşısında sesi yükselir. Oysa bu, cesaret değil; gücün karşısında eğilip zayıfın üzerinde üstünlük kurma çabasıdır.

Asıl mesele, insanın ne kadar güç sahibi olduğu değil, o gücü nasıl kullandığıdır. Makam, para ve yetki insanı büyütmez. İnsanları küçümsemek, başkalarının hakkını görmezden gelmek de kimseyi güçlü yapmaz.

Adalet, yalnızca kendi çıkarımız zarar gördüğünde hatırlayacağımız bir değer değildir. Haksızlık kime yapılırsa yapılsın karşısında durabilmek, gerçek karakterin göstergesidir. Kendimize yakın olanın yanlışını görmezden gelip başkasının hatasını büyütüyorsak savunduğumuz şey adalet değil, tarafgirliktir.

Unutulmamalıdır ki makamlar geçici, güç dengeleri değişkendir. Bugün başkalarına tepeden bakan biri, yarın aynı kapının önünde beklemek zorunda kalabilir. İnsanların hafızasında ise sahip olduğumuz unvanlardan çok, onlara nasıl davrandığımız kalır.

Çünkü gerçek büyüklük, güçlüye boyun eğmekte değil; elinde güç varken adil kalabilmektedir. Güç, insanı değiştirmez; içinde sakladığı karakteri ortaya çıkarır.