DİYARBAKIR HABER- Türkiye’nin gündeminde çözüm süreci, çerçeve yasa tartışmaları, Selahattin Demirtaş’ın hukuki durumu ve Orta Doğu’daki gelişmeler yer alırken, ekonomik kriz, fon mağduriyetleri ve Diyarbakır’ın kronikleşen sorunları da tartışılmaya devam ediyor.
Peki çözüm sürecinde neden yavaşlama yaşanıyor? Kalıcı barış için hangi adımlar atılmalı? Selahattin Demirtaş’ın hukuki durumu nasıl çözülecek? Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Diyarbakır’ın trafik, altyapı, işsizlik ve ekonomik sorunları nasıl aşılacak? Yüz binlerce yatırımcının mağduriyet yaşadığı öne sürülen fon tartışmalarında sorumluluk kimde?
Tüm bu başlıkları, CHP eski Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ile konuştuk. Çözüm sürecinden bölgesel gelişmelere, fon tartışmalarından ekonomik krize kadar gündemin sıcak başlıklarını değerlendirdik.
Mesut Değer’in dikkat çeken açıklamaları ve çarpıcı değerlendirmelerinin yer aldığı özel röportajımız;

“Herkes taşın altına elini koymalı”
Sayın Değer, son dönemde çözüm sürecinde bir yavaşlama, gevşeme ve belirsizlik yaşandığı yönünde değerlendirmeler var. Ankara’daki gelişmeleri de yakından takip ediyorsunuz. Siz sürecin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Bu süreç Türkiye açısından son derece önemli. Türkiye'nin geldiği noktada Meclis'te de bu konuda bir çerçeve yasa düzenlemesi gündeme geldi. Ancak bazı sıkıntılar var. Bir tarafta PKK'nın hızlı adımlar atması, diğer tarafta iktidar kanadının daha yavaş hareket ettiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Çerçeve yasası önemli. Türkiye'nin terörsüz bir geleceğe ulaşması için herkesin taşın altına elini koyması gerekiyor. Daha önce sekiz ayrı pişmanlık yasası çıkarıldı. Bu yasalardan yararlanmak için binlerce kişi başvuruda bulundu. Şimdi gündeme gelen çerçeve yasasının da uygulama bakımından bazı benzerlikleri bulunuyor. Ancak burada önemli bir sorun var. On binlerce insanı kapsayabilecek bir düzenlemede başvuruların, değerlendirmelerin ve yargı süreçlerinin nasıl yürütüleceği netleştirilmelidir. On binlerce dosyanın mahkemelerin önüne gelmesi ciddi bir tıkanıklık yaratabilir. Bu nedenle yasanın kapsamı, uygulanma yöntemi ve hukuki güvenceleri iyi hazırlanmalıdır. Peki devlet neden böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duydu? Bunun üç temel nedeni var. Birincisi güvenlik koşullarının değişmesi, ikincisi 40 yıllık çatışmaların Türkiye'ye yüklediği ağır toplumsal ve ekonomik maliyet, üçüncüsü ise bölgesel ve uluslararası jeopolitik dengelerin değişmesidir. On binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan göç etti. Faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, köy boşaltmaları ve insan hakları ihlalleri yaşandı. Bu nedenle terörsüz Türkiye hedefini yalnızca güvenlik politikası olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu aynı zamanda toplumsal bir sözleşme arayışıdır. Süreç ağır ilerliyor olabilir ama bir an önce sonuçlanması önemlidir”

Demirtaş'ın Durumu Ve Çerçeve Yasası: “Türkiye'nin Hukuk Sınavı Olacak”
Çerçeve yasa kapsamında tutukluların, hükümlülerin ve yurt dışında bulunanların durumunun nasıl çözüleceği de merak ediliyor. Özellikle Selahattin Demirtaş'ın durumu bu sürecin en önemli başlıklarından biri. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Önümüzde çok önemli hukuki sorunlar var. Bu süreçte mağdurların durumu, tazminat meselesi, tutukluların ve hükümlülerin geleceği, tahliyeler ve devam eden yargılamalar ele alınmak zorunda. Bölgemizde geçmişte belediye başkanlığı yapmış, siyaset içerisinde görev almış ve yurt dışında bulunan insanlar var. Bunların Türkiye'ye dönüşü ve hukuki durumları nasıl değerlendirilecek? Bunlar cevaplanması gereken sorular. Bana göre terörsüz Türkiye süreci, Türkiye'nin hukuk sınavı olacak. Selahattin Demirtaş'ın durumu da burada çok önemli. Demirtaş geçmişte kendisinin terör örgütü üyeliğiyle değil, siyasi kimliği nedeniyle tutuklu olduğunu savundu. Çerçeve yasasında öngörülecek yazılı başvuru ve yararlanma şartları bakımından bu durumun nasıl ele alınacağı hukuken tartışılması gereken bir konu. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Demirtaş hakkında verdiği kararlar bulunuyor. Bu kararların uygulanması gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı Anayasa'da da düzenlenmiş durumda. Bir milletvekilinin Demirtaş'ı ziyaret etmesi veya açıklama yapması elbette önemlidir. Ancak bunun yanında somut hukuki adımlar atılması gerekir. AİHM kararlarının uygulanmasını ve hukuki sonuçlarının yerine getirilmesini sağlayacak yasal girişimler yapılmalıdır. Burada önemli olan kişilere göre değil, hukuka göre hareket etmektir. Çerçeve yasasının tutukluları, hükümlüleri ve devam eden davaları nasıl kapsayacağı açıkça ortaya konulmalıdır”
“Bu süreç sadece PKK üzerinden değerlendirilmemeli”
Sizce bugün yaşanan süreç gerçek anlamda bir çözüm süreci mi, yoksa bir geçiş süreci mi? Kürtlerin demokratik hakları bu sürecin neresinde olmalı?
“Çözüm sürecini yalnızca güvenlik ve PKK üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Bu sürecin toplumsal uzlaşmayı, demokratikleşmeyi ve insan haklarını da kapsaması gerekir. Kürtlerle ilgili hangi hakların tanınacağı, demokratik Türkiye için hangi adımların atılacağı, düşünce ve ifade özgürlüğünün nasıl güvence altına alınacağı önemlidir. Anayasal ve yasal düzenlemeler konusunda adımlar atılmalıdır. İnsanların kendilerini özgürce ifade edebildiği, demokratik haklarını kullanabildiği bir Türkiye oluşturulmalıdır. Sadece silahların susması yeterli değildir. Kalıcı barışın sağlanması için toplumsal güvenin de inşa edilmesi gerekiyor. Bu nedenle sürece destek vermek gerekir. Ancak bu destek, demokratikleşme ve hukuk alanındaki beklentilerin de karşılanmasıyla anlam kazanacaktır.

“Diyarbakır 3-5 yıl içinde Türkiye'nin altın şehri olabilir”
Çözüm sürecinin başarıya ulaşması Diyarbakır ve bölge ekonomisini nasıl etkiler? Turizmden ticarete, istihdamdan yatırımlara kadar nasıl bir değişim yaşanabilir?
“Bu sürecin başarıya ulaşması bölgeye çok büyük ekonomik katkı sağlayacaktır. Türkiye'nin yıllardır çatışmalara ayırdığı kaynakların farklı alanlarda kullanılması mümkün olacaktır. Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa gibi şehirlerimiz turizm açısından çok büyük bir potansiyele sahip. Son dönemde güvenlik koşullarının iyileşmesiyle bölgeye yönelik turizm hareketliliği de arttı. Bugün Diyarbakır'a baktığınız zaman farklı illerden çok sayıda insanın geldiğini görüyorsunuz. Otobüslerle, özel araçlarla turistler şehrimizi ziyaret ediyor. Diyarbakır'ın tarihi, kültürü, sanatı ve gastronomisi büyük bir zenginlik. Bu potansiyelin doğru değerlendirilmesi halinde şehir çok önemli bir ekonomik merkez haline gelebilir. Ben inanıyorum ki süreç başarıyla sonuçlanır, yatırımlar artar ve gerekli adımlar atılırsa Diyarbakır 3-5 yıl içerisinde Türkiye'nin altın şehirlerinden biri haline gelebilir. Ancak bunun için yalnızca barış ortamı yeterli değil. İstihdam, eğitim, ulaşım, altyapı ve yatırım sorunlarının da çözülmesi gerekiyor”

Diyarbakır'ın Kanayan Yaraları: Trafik, Altyapı, İşsizlik Ve Eğitim
Diyarbakır'ın ekonomik potansiyeli kadar günlük yaşamı doğrudan etkileyen sorunları da var. Trafik, ulaşım, altyapı, yağmur yağdığında yaşanan su baskınları ve işsizlik vatandaşların en çok şikâyet ettiği konular. Sizce bu sorunlar nasıl aşılmalı?
“Diyarbakır'ın ulaşım sorunu çok önemli. Bugün şehrin caddelerinde dolaştığınızda 81 ilin araç plakalarını görebilirsiniz. 21 plakalı araçları görmek bile bazı bölgelerde zorlaşmış durumda. Bu, Diyarbakır'a ne kadar fazla aracın geldiğini gösteriyor. Özellikle Yenişehir ve Sur bölgelerinde ciddi trafik sorunları yaşanıyor. Bağlar'da da plansız yapılaşmanın etkisiyle ulaşım sıkıntıları var. Kayapınar ise daha geniş ve planlı yolları nedeniyle bu sorunları daha az yaşıyor. Sur'da 2015 yılındaki olayların ardından bazı bölgelerin trafiğe kapatılması anlaşılabilir. Ancak aradan geçen zamana rağmen ulaşım altyapısı ve yol düzenlemeleri konusunda yeterli adımların atılmadığını düşünüyorum. Tramvay ve hafif raylı sistem çok önemli. İnsanların yalnızca özel araçlarla değil, toplu taşımayla da rahat hareket edebileceği bir şehir oluşturulmalı. Metro ve tramvay gibi ulaşım yatırımları artık gündeme alınmalıdır. Bir başka önemli sorun elektrik. Özellikle kırsal bölgelerde vatandaşlarımız elektrik konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor. İşsizlik ise Diyarbakır'ın en büyük problemlerinden biri. İstihdam alanlarının artırılması gerekiyor. Ben çerçeve yasası kapsamında bölgeye yönelik yüz bin kişilik istihdam hedefinin de gündeme alınması gerektiğini düşünüyorum. Eğitim konusu da çok önemli. Gençlerimizin eğitimden ve üretimden uzaklaşması, sanal dünyaya, bahis ve kumara yönelmesi hepimizi üzmektedir. Gençleri çalışmaya, üretmeye ve eğitim almaya teşvik edecek projeler geliştirilmelidir. Diyarbakır tarihî, kültürel ve sanatsal açıdan çok önemli bir şehir. Bu kente yakışır yatırımlar yapılmalı, yetkililer sorumluluklarını yerine getirmelidir. Herkes kendi görevini yapmalı, çözüm için beklemek yerine adım atmalıdır”
“Türkiye kendi güvenliğini ve gücünü korumalı”
Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, İran'la yaşanan savaş ve Suriye'deki gelişmeler bölgenin geleceğini nasıl etkiliyor? Türkiye bu denklemde nasıl bir politika izlemeli?
“6-7 Ekim sonrasında İsrail'in bölge politikalarında önemli değişiklikler yaşandı. Gazze yerle bir edildi, binlerce insan hayatını kaybetti. Çocuklar öldürüldü. Bu vahşetin hâlâ devam etmesi son derece üzücü. ABD Başkanı Trump'ın Gazze'ye yönelik açıklamaları da dikkat çekici. Bir bölgenin, orada yaşayan insanların iradesi yok sayılarak başka bir ülkenin veya yönetimin tasarrufuna bırakılması kabul edilemez. İsrail'in Lübnan'a, Suriye'ye ve diğer bölge ülkelerine yönelik politikaları da dikkatle izlenmelidir. İran'la yaşanan savaş, Orta Doğu'daki dengelerin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösterdi. İsrail'in zaman zaman Türkiye'yi de hedef alan açıklamaları var. Türkiye'nin bu gelişmeleri dikkatle takip etmesi ve kendi güvenliğini sağlaması gerekiyor. Suriye'nin toprak bütünlüğü de çok önemli. Suriye'de farklı kesimlerin ortak bir gelecek oluşturması, silahlı yapıların merkezi yönetime entegrasyonu ve ülkenin bütünlüğünün korunması gerekiyor. Kürtlerin bölgesel çatışmaların içerisine çekilmesi doğru değildir. Kürtler üzerinden başka ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek politikalar oluşturulmasına karşı dikkatli olunmalıdır. Türkiye hiçbir ülkenin jandarması olmamalı. Kendi ulusal çıkarlarını, güvenliğini ve bölgesel barışı esas alan bir politika izlemelidir. Önümüzdeki dönemde Orta Doğu'daki gerilimin devam etme ihtimali var. Türkiye'nin bu gelişmelere karşı güçlü ve dengeli bir politika yürütmesi gerekiyor”
Fon skandalı ve yüz binlerce mağdur: “25 milyar dolar nerede?”
Geçtiğimiz günlerde yayımladığınız “Fonların Gölgesinde Kaybolan Para ve Güven” başlıklı yazınız da dikkat çekti. Türkiye'de gündemdeki fon tartışmaları ve mağduriyetler konusunda neler söylemek istersiniz? Bu kadar büyük bir para hareketi nasıl fark edilmedi?
“Türkiye'de fon meselesi son derece önemli. Öncelikle TEFAS ve BEFAS sistemlerini birbirinden ayırmak gerekiyor. Bu sistemlerin hukuki ve işleyiş bakımından farklılıkları var. Fonlara yatırılan paraların hangi güvencelere sahip olduğu konusunda vatandaşların doğru bilgilendirilmesi gerekiyor. Burada gündeme gelen iddialar kapsamında 31 fondan ve yaklaşık 455 bin yatırımcıdan söz ediliyor. İnsanların birikimleri söz konusu. Kimi ev almak için para biriktirmiş, kimi arabasını satmış, kimi çocuğunu evlendirmek için yıllarca para biriktirmiş. Bu insanlar bugün ciddi bir mağduriyet yaşadıklarını söylüyor. Şimdi burada sormamız gereken çok önemli bir soru var: Bu fonlarda yıllardır büyüyen para hareketleri nasıl fark edilmedi? Bir iş insanı kendi şirketindeki birkaç milyon liralık para hareketi nedeniyle Maliye tarafından sorgulanabiliyor. Vergi, fatura ve faiz hesapları inceleniyor. Peki bu kadar büyük fon hareketleri neden zamanında denetlenmedi? Fonlarda yüksek getiri beklentisiyle insanlardan para toplandığı, bazı yatırımcıların çok yüksek kazançlar elde ettiği iddiaları var. Bu süreçte denetim mekanizmalarının ne yaptığı araştırılmalıdır. Benim üzerinde durduğum konu şu: 455 bin yatırımcıdan söz ediliyor. Aileleriyle birlikte düşündüğünüzde milyonlarca insan bu mağduriyetten etkilenmiş olabilir. Kamuoyunda 25 milyar dolar seviyesinde bir tutardan söz ediliyor. Bu paranın nerede olduğu, ne kadarının geri alınabildiği ve mağdurların zararlarının nasıl karşılanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, TMSF ve ilgili kurumların sorumlulukları araştırılmalıdır. Denetim görevini yerine getirmeyenler varsa bunun hesabı sorulmalıdır. Bu konuda Cumhurbaşkanı'nın mağduriyetlerin giderilmesine yönelik adımını vicdani sorumluluk çerçevesinde değerlendiriyorum. Ancak asıl mesele, mağduriyetlerin neden yaşandığının ortaya çıkarılmasıdır. Kimse hukukun üzerinde değildir. Sevdiğiniz insan için de sevmediğiniz insan için de hukuk aynı şekilde uygulanmalıdır. Bu olayın üzeri kapatılmamalı. İnsanların birikimleri söz konusu. Yazıktır, günahtır. Vatandaşın parasının akıbeti açıklanmalıdır”
“Hukuk herkes için geçerli olmalı”
Son olarak Türkiye'deki siyasi tartışmalar, belediyelere yönelik yolsuzluk soruşturmaları, ekonomik kriz ve hayat pahalılığı konusunda nasıl bir değerlendirme yapmak istersiniz?
“Belediyelerle ilgili gündeme gelen yolsuzluk, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma iddiaları var. Bunların hepsi iddiadır. Doğru olup olmadığına yargı karar verecektir. Burada önemli olan, bir partiyi veya bütün bir siyasi yapıyı suçlamak yerine, sorumluluğu bulunan kişilerin hukuki durumunun ortaya çıkarılmasıdır. Bir partinin belediye başkanlarını seçmesi, o kişiler hakkında ortaya atılan iddiaların o partinin bütününe mal edilmesi anlamına gelmez. Ancak siyasi partilerin de kendi kadrolarını belirlerken sorumlulukları vardır. Türkiye'de hukuk herkese eşit uygulanmalıdır. Hiç kimse siyasi kimliği, makamı veya yakınlığı nedeniyle hukukun dışında tutulmamalıdır. Diğer taraftan Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında enflasyon ve hayat pahalılığı geliyor. İnsanlar geçim sıkıntısı yaşıyor. Yoksulluk giderek daha fazla hissediliyor. İnsanlara yalnızca yardım etmek değil, onların hak ettikleri yaşam koşullarını sağlamak gerekiyor. İstihdam oluşturmak, üretimi artırmak ve sosyal adaleti güçlendirmek zorundayız. Bunun yolu hukukun üstünlüğünden, demokrasiden ve ahlaklı siyasetten geçiyor. Türkiye'nin de Diyarbakır'ın da çözmesi gereken çok sayıda sorunu var. Bu sorunları aşmak için herkes sorumluluk almalı. Siyasette ahlak, yönetimde şeffaflık ve hukukta eşitlik sağlanmadan kalıcı bir çözüm elde edemeyiz. Sosyal adaletin, hukukun üstünlüğünün ve demokratik değerlerin hâkim olduğu bir Türkiye için çalışmamız gerekiyor”




