DİYARBAKIR HABER- Türkiye’de giderek yaygınlaşan obezite, diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi kronik hastalıkları da beraberinde getiriyor. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Obezite Merkezi Sorumlusu İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İhsan Solmaz, obezitenin yalnızca kilo problemi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu tablonun ciddi sağlık ve ekonomik sonuçlara yol açtığına dikkat çekti. Solmaz, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve stresin obeziteyi tetiklediğini belirterek, bütüncül tedavi yaklaşımının önemini anlattı.
“Obezite, Diyabet ve Hipertansiyonun Temel Nedenlerinden Biri”
Türkiye’de iç hastalıkları alanında en sık karşılaşılan hastalıklar hangileri? Obezite bu hastalıkları nasıl etkiliyor?
“Türkiye’de en sık karşılaştığımız hastalıkların başında diyabet, hipertansiyon ve hiperlipidemi, yani kolesterol yüksekliği geliyor. Bu hastalıkların görülme sıklığı giderek artarken kontrol altında tutulma oranlarının da yeterli olmadığını görüyoruz. Örneğin hipertansiyon hastalarının yaklaşık yüzde 30’u tansiyonunu kontrol altında tutabiliyor. Geriye kalan önemli bir kesimde ise kontrol sorunu yaşanıyor. Bu hastalıkların altında yatan önemli nedenlerden biri obezitedir. Obezite; diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliğinin yanı sıra uyku apnesi, horlama, diz kireçlenmesi, bel ve boyun fıtığı gibi pek çok sağlık sorununa da zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle obeziteyi yalnızca estetik bir mesele olarak değil, birçok kronik hastalıkla ilişkili ciddi bir sağlık sorunu olarak ele almalıyız.

“Sağlıksız Beslenme, Hareketsizlik ve Stres Obeziteyi Besliyor”
Obezitenin Türkiye’de bu kadar yaygınlaşmasının başlıca nedenleri nelerdir?
“Bunun üç temel nedeninden söz edebiliriz. Birincisi, beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi. Hızlı tüketilen, besin kalitesi düşük gıdalara yöneliyoruz. Sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda ciddi eksikliklerimiz var. İkinci neden hareketsiz yaşam. Günlük hayatımızda yürümeyi giderek azaltıyoruz. Markete, işe ya da yakın mesafelere bile çoğu zaman araçla gidiyoruz. Fiziksel aktivite hayatımızın önemli bir parçası olmaktan çıkıyor. Üçüncü neden ise stres. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve stres bir araya geldiğinde obezite riski artıyor. Obezite geliştikten sonra da diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Türkiye’de yetişkin nüfusta fazla kilo ve obezite önemli bir sorun haline gelmiş durumda. Bu tablonun daha da ağırlaşmaması için hem bireysel alışkanlıkların hem de toplumsal sağlık politikalarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

“Obeziteyle Mücadele, Diyabet ve Tansiyonun Kontrolünü de Kolaylaştırıyor”
Obezite tedavisinde bütüncül yaklaşım neden önemli? Hastanın kilo vermesi diğer hastalıklarını nasıl etkiliyor?
“Bizim yaklaşımımız yalnızca hastanın kilosuna odaklanmak değil. Obeziteyle birlikte diyabetini, tansiyonunu, kolesterolünü ve hastanın diğer sağlık sorunlarını da bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Tedaviyi bu değerlendirmeye göre planlıyor ve hastayı düzenli olarak takip ediyoruz. Hastanın kilosunu kontrol altına aldığımızda kan şekeri düzeylerinde iyileşme sağlayabiliyoruz. Tansiyon ve kolesterol değerleri de olumlu yönde etkilenebiliyor. Böylece hastanın genel sağlık durumunu iyileştirmeyi amaçlıyoruz.
Hastalarımızdan çok anlamlı geri bildirimler alıyoruz. Daha önce rahat uyuyamadığını söyleyen hastalarımız artık daha iyi uyuyabildiğini, yürümekte zorlananların daha rahat hareket edebildiğini ifade ediyor. Kan şekeri nedeniyle sıkıntılar yaşayan, hastaneye yatmak zorunda kalan bazı hastalarımızda da olumlu gelişmeler görüyoruz. Burada önemli olan, hastayı yalnızca bir hastalık üzerinden değerlendirmemek. Obeziteyi ve onunla ilişkili hastalıkları birlikte ele almak, tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıyor”
“Diyabet Böbrek Yetmezliğinden Uzuv Kayıplarına Kadar Birçok Riski Artırıyor”
Obeziteyle ilişkili diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği kontrol altına alınmadığında ne gibi sonuçlar ortaya çıkıyor?
“Bu üç hastalığın kontrol edilememesi, ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Diyabet böbrek hasarına ve böbrek yetmezliğine ilerleyerek diyaliz ihtiyacına yol açabiliyor. Diyabete bağlı damar ve sinir hasarları, özellikle ayaklarda gelişen ciddi sorunlar nedeniyle uzuv kaybı riskini de artırıyor. Hipertansiyon, beyin kanaması ve diğer kalp-damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü. Kolesterol yüksekliği ise koroner arter hastalığı ve kalp krizi riskinin artmasıyla ilişkili. Bu hastalıklar yalnızca bireyin yaşam kalitesini düşürmüyor; sağlık sistemine ve ülke ekonomisine de ciddi yük getiriyor. Bu nedenle hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedaviye odaklanmanın yanında, obeziteyi önlemek ve kronik hastalıkları erken dönemde kontrol altına almak gerekiyor. Özellikle diyabet ve gizli şeker olarak bilinen prediyabet konusunda toplumun bilinçlendirilmesi, risk taşıyan kişilerin erken değerlendirilmesi ve düzenli takip edilmesi büyük önem taşıyor”
“Obeziteyle Mücadele İçin Her İlde Merkezler Yaygınlaştırılmalı”
Türkiye’de obeziteyle mücadele için hangi adımlar atılmalı? Sağlık politikaları açısından önerileriniz nelerdir?
“ Öncelikle obeziteyi giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olarak görmemiz gerekiyor. Bu sorun yalnızca bireylerin kendi çabalarıyla çözülebilecek bir mesele değil. Toplumsal farkındalığın artırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi ve fiziksel aktivitenin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Bunun yanında sağlık hizmetlerinin de güçlendirilmesi şart. Benim görev yaptığım hastanede olduğu gibi, bütün illerde ve eğitim araştırma hastanelerinde obezite merkezlerinin yaygınlaştırılmasını önemsiyorum. Bu merkezlerde hastaların yalnızca kilosu değil, obeziteyle ilişkili diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi sorunları da birlikte değerlendirilmeli. Bu mücadele daha fazla sağlık çalışanının katkısıyla yürütülmeli. Obeziteyi önlemek ve tedavi etmek, aynı zamanda diyabetin, kalp-damar hastalıklarının ve böbrek yetmezliğinin yükünü azaltmak anlamına geliyor. Amacımız yalnızca hastalarımızın kilo vermesini sağlamak değil; onların daha sağlıklı, daha hareketli ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak. Bunun için hem sağlık hizmetlerine hem de koruyucu sağlık politikalarına daha fazla odaklanmamız gerekiyor”




