DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır’da yerel yönetimlerin kentin temel sorunlarına ne ölçüde çözüm üretebildiği, sivil toplumun karar alma süreçlerine ne kadar katılabildiği ve şehrin geleceğinin hangi politikalarla şekillendirildiği yeniden tartışmaya açıldı. Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) tarafından “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar Yolunda Diyarbakır” başlığıyla hazırlanan Sivil Toplum Saha Araştırması Raporu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin performansına ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler içeriyor.
Akademisyen Dr. Cuma Çiçek tarafından hazırlanan araştırma, 217 sivil toplum aktivistinin görüşlerine dayanıyor. Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan SKA 11, yani “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar” çerçevesinde gerçekleştirilen çalışma; barınmadan ulaşıma, afet yönetiminden çevresel sürdürülebilirliğe, katılımcı planlamadan kültürel mirasa kadar pek çok alanı değerlendiriyor.
Raporun ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri, belediyenin SKA 11 kapsamındaki genel performansının 5 üzerinden 2,19 olarak ölçülmesi. On temel hedefin tamamında performansın orta seviyenin altında kalması, sivil toplum aktivistlerinin yerel yönetim politikalarına yönelik beklentileri ile mevcut uygulamalar arasında önemli bir mesafe bulunduğuna işaret ediyor.
Ancak bu araştırmanın ortaya koyduğu tablo, yalnızca hizmetlerin yeterli olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme olarak okunmamalı. Asıl tartışılması gereken mesele, Diyarbakır gibi hızlı kentleşme, barınma, ulaşım, yoksulluk ve çevresel sorunlarla karşı karşıya olan bir kentte, yerel yönetim politikalarının ne kadar kapsayıcı, planlı, hesap verebilir ve katılımcı olduğudur.
Belediye performansı 5 üzerinden 2,19: sorun sadece hizmet eksikliği mi?
Araştırmanın sonuçlarına göre yeşil alanlar 2,7 puanla, konut ve temel hizmetler ise 2,5 puanla görece daha olumlu değerlendirilen alanlar arasında yer aldı. İçme suyu ve kanalizasyon gibi temel altyapı hizmetlerinde de görece daha iyi bir algı ortaya çıktı.
Buna karşılık, sosyal konut alanındaki 1,4 ve kentsel dönüşüm alanındaki 1,5 puanlık değerlendirmeler dikkat çekti. Afet risk yönetimi ve iklim uyumu 1,9; sürdürülebilir yapılar 1,9; kırsal-kentsel bağlantılar 2,0 ve çevresel olumsuz etkilerin azaltılması 2,0 puan aldı. Bu sonuçlar, Diyarbakır’da yerel yönetim performansının özellikle uzun vadeli planlama ve yapısal dönüşüm gerektiren alanlarda sorgulandığını gösteriyor.
Elbette bir saha araştırmasının sonuçları, belediyenin bütün hizmetlerini tek başına ve kesin biçimde ölçen bağımsız bir performans denetimi olarak değerlendirilmemeli. Araştırma, sivil toplum aktivistlerinin algılarını ve önceliklerini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, farklı alanlarda ortaya çıkan düşük puanlar, yerel yönetimin açıklaması ve somut verilerle yanıtlaması gereken önemli sorular doğuruyor.
Belediyenin hangi hedeflerde ne kadar ilerleme kaydettiği, hangi projelerin tamamlandığı, hangi yatırımların geciktiği ve bütçenin hangi önceliklere göre kullanıldığı kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmalı. Çünkü sürdürülebilir kent yönetimi, yalnızca proje açıklamakla değil, açıklanan hedefleri ölçülebilir sonuçlara dönüştürmekle mümkün.
Barınma hakkı neden bu kadar geride?
Raporun en çarpıcı bulgularından biri, sosyal konut ve kentsel dönüşüm alanlarında ortaya çıkan düşük performans algısı oldu. Sosyal konutun 1,4, kentsel dönüşümün ise 1,5 puanla değerlendirilmesi, barınma hakkının Diyarbakır’ın öncelikli tartışma başlıklarından biri olması gerektiğini gösteriyor. Araştırmada 2027 yılına ilişkin konut politikası önceliklerinde sosyal konut yüzde 46, kentsel dönüşüm ise yüzde 43 oranında öne çıkıyor. Bu veriler, sivil toplumun yalnızca yeni konut projeleri istemediğini; erişilebilir, güvenli ve sosyal ihtiyaçları gözeten bir kentleşme yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu da ortaya koyuyor.
Diyarbakır’da konut politikaları yalnızca yeni yapıların inşa edilmesi üzerinden ele alınamaz. Dar gelirli ailelerin barınma koşulları, kent merkezindeki yaşam maliyetleri, mahallelerin sosyal dokusu, altyapı kapasitesi ve dönüşüm projelerinin mevcut sakinler üzerindeki etkileri birlikte değerlendirilmek zorunda.
Kentsel dönüşüm, yalnızca binaların yenilenmesi anlamına gelmemeli. İnsanların yaşadıkları mahallelerden koparılmadığı, hak kayıplarının önlendiği, sosyal donatıların geliştirildiği ve afet risklerinin bilimsel ölçütlerle ele alındığı bir planlama anlayışı gerekiyor.
Sosyal konut konusunda da hedeflerin somutlaştırılması önemli. Kaç konut yapılacak? Bu konutlar hangi gelir gruplarına sunulacak? Finansman nasıl sağlanacak? Dar gelirli yurttaşların bu projelere erişimi nasıl güvence altına alınacak?
Bu sorulara açık yanıtlar verilmediği sürece, sosyal konut ve kentsel dönüşüm başlıkları kent gündeminde tartışılmaya devam edecek.

Raylı Sistem Talebi Güçlü: Diyarbakır’ın Ulaşım Geleceği Nasıl Planlanıyor?
Araştırmada sürdürülebilir ulaşım, 2027 yılı için yüzde 18,9 öncelik oranıyla üçüncü sırada yer aldı. Ulaşım başlığında raylı sistem yüzde 45 ile öne çıktı. Buna karşılık raylı sistemin belediye performansına ilişkin değerlendirmesi 1,7 puanda kaldı. Bisiklet yolları da 1,9 puanla düşük değerlendirilen alanlardan biri oldu.
Bu tablo, Diyarbakır’da ulaşım tartışmasının mevcut toplu taşıma hizmetlerinin ötesine taşınması gerektiğini ortaya koyuyor. Nüfusu ve kentsel hareketliliği dikkate alındığında, ulaşım politikalarının günü kurtaran düzenlemelerle sınırlı kalmaması gerekiyor. Toplu taşımanın niteliği, trafik yoğunluğu, yaya güvenliği, bisikletli ulaşım, engelli yurttaşların erişimi ve yeni yerleşim alanlarıyla kent merkezi arasındaki bağlantılar bütüncül biçimde ele alınmalı.
Raylı sistem talebi de bu açıdan önemli. Ancak böyle bir yatırımın yalnızca siyasi vaatlerle gündemde tutulması yeterli değil. Güzergâh, maliyet, finansman, yolcu kapasitesi, uygulama takvimi ve diğer ulaşım araçlarıyla entegrasyon gibi konularda kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor.
Diyarbakır’ın ulaşım geleceği, kısa vadeli çözümlerle uzun vadeli yatırımlar arasında doğru bir denge kurulmasına bağlı. Sivil toplumun raylı sistem talebini güçlü biçimde dile getirmesi, belediyenin bu konudaki planlarını daha şeffaf ve somut hâle getirmesi için önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir.
Deprem Gerçeğine Rağmen Afet Yönetimi Ve İklim Uyumu Tartışılıyor
6 Şubat 2023 depremlerinin ardından afetlere hazırlık, güvenli yapılaşma ve kentsel dirençlilik konuları Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri hâline geldi. DİTAM’ın araştırmasında afet risk yönetimi ve iklim uyumunun 1,9 puanla değerlendirilmesi, bu alanlardaki beklentilerin karşılanmadığı yönünde bir algıya işaret ediyor.
Araştırmada afet yönetimi kapsamında önleyici altyapı çalışmaları yüzde 34 ile öncelikli eylemler arasında gösteriliyor. İklim uyumunda ise planlama ve toplumsal katılım yüzde 24’er oranla öne çıkıyor.
Afet yönetimi, yalnızca afet meydana geldikten sonra müdahale etmekten ibaret değil. Riskli alanların belirlenmesi, altyapının güçlendirilmesi, yapı stokunun değerlendirilmesi, toplanma alanlarının korunması, erken uyarı ve koordinasyon sistemlerinin geliştirilmesi de bu politikanın temel parçaları.
İklim değişikliğinin etkileri de kent yönetiminde daha kapsamlı bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Aşırı sıcaklar, yoğun yağışlar, su kaynaklarının korunması, yeşil alanların devamlılığı ve altyapının iklim koşullarına uygunluğu uzun vadeli planlamayla ele alınmalı.
Bu noktada belediyenin afet hazırlığına ilişkin planlarını, risk analizlerini ve uygulama sonuçlarını kamuoyuyla paylaşması büyük önem taşıyor. Sivil toplum kuruluşlarının da bu süreçlerde yalnızca bilgilendirilen taraflar değil, bilgi ve deneyimleriyle katkı sunabilen paydaşlar olarak yer alması gerekiyor.
En önemli eleştiri: Kentin geleceğine kim karar veriyor?
Raporun en dikkat çekici yönlerinden biri, sivil toplum aktivistlerinin 2027 yılına ilişkin önceliklerinde katılımcı planlama ve kentleşmenin yüzde 31,8 ile ilk sırada bulunması.
Konut ve temel hizmetler yüzde 28,6 ile ikinci, sürdürülebilir ulaşım ise yüzde 18,9 ile üçüncü sırada yer alıyor. Bu üç başlık, katılımcıların toplam önceliklerinin yüzde 79,3’ünü oluşturuyor.
Bu sonuç, Diyarbakır’daki sivil toplum aktörlerinin belediyeden yalnızca daha fazla hizmet beklemediğini; karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmak istediğini de gösteriyor.
Planlama alanında halkın katılımına yüzde 35, sivil toplum aktörlerinin katılımına ise yüzde 20 öncelik verilmesi, demokratik kent yönetimi tartışmasını araştırmanın merkezine taşıyor. Burada yanıtlanması gereken soru açık: Bir kentte yaşayan yurttaşlar, mahallelerinin geleceğini belirleyen kararlara ne ölçüde katılabiliyor? Sivil toplum kuruluşlarının önerileri hangi mekanizmalarla değerlendiriliyor? Kentin stratejik planları hazırlanırken farklı toplumsal kesimlerin görüşleri nasıl alınıyor? Alınan görüşlerin ne kadarı uygulamaya yansıtılıyor?
Katılım, yalnızca toplantı düzenlemek veya görüş almakla sınırlı kalmamalı. Katılımcıların önerilerinin nasıl değerlendirildiği, hangi önerilerin kabul edildiği, hangilerinin neden uygulanmadığı ve kararların hangi gerekçelerle alındığı da açıklanmalı.
Aksi hâlde katılım mekanizmaları, gerçek karar süreçlerine etki edemeyen biçimsel uygulamalar olmaktan öteye geçemez. Diyarbakır’da sürdürülebilir kent yönetimi için halkın, meslek odalarının, akademisyenlerin, kadın örgütlerinin, gençlik kuruluşlarının, engelli hakları alanında çalışan yapıların ve diğer sivil toplum aktörlerinin düzenli biçimde sürece dâhil edilmesi gerekiyor.
Sivil Toplum Deneyimli Ama Kuşak Yenilenmesi Zayıf
Araştırma, Diyarbakır sivil toplumunun profilini de ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 78’i 20 yıldan uzun süredir kentte yaşarken, yüzde 69’u en az 10 yıllık sivil toplum deneyimine sahip. Her 10 katılımcıdan yaklaşık 9’unun üniversite mezunu olması da dikkat çekiyor. Bununla birlikte, yalnızca yüzde 13’ünün 1-5 yıllık deneyime sahip olması, yeni katılımcıların sivil toplum alanına dâhil edilmesi konusunda bir yenilenme sorunu bulunduğunu düşündürüyor. Kadınların katılımcılar içindeki oranının yüzde 28, erkeklerin oranının ise yüzde 70 olarak aktarılması da temsil ve katılım açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Verilerdeki oranların yüzde 100’e ulaşmaması, kalan bölümün raporda nasıl sınıflandırıldığının da açıklanmasını gerektiriyor.
Sivil toplumun güçlü olması, yalnızca deneyimli ve eğitimli aktörlere sahip olmasıyla ölçülemez. Farklı yaş gruplarının, kadınların, gençlerin, dar gelirli kesimlerin ve kentte yeterince temsil edilmeyen toplulukların karar süreçlerine erişebilmesi de önemlidir.
Belediye ile sivil toplum arasındaki ilişkinin güçlenmesi için sivil toplumun kendi içinde de katılımcı, kapsayıcı ve yenilenmeye açık bir yapıyı geliştirmesi gerekiyor. Gençlerin sürece katılması, kadınların karar mekanizmalarında daha fazla yer alması ve farklı toplumsal kesimlerin deneyimlerinin politika üretimine yansıması, ortak çözüm kapasitesini artırabilir.
Rapor Raflarda Mı Kalacak, Politikalara Mı Yansıyacak?
DİTAM raporunun ortaya koyduğu bulgular, önümüzdeki dönemde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin planlama ve bütçeleme süreçleri açısından önemli bir tartışma zemini sunuyor.
Araştırmada öne çıkan sosyal konut, kentsel dönüşüm, raylı sistem, afetlere hazırlık, çevresel sürdürülebilirlik ve katılımcı kent yönetimi başlıklarının 2027 yılı politikalarında ne ölçüde karşılık bulacağı merak konusu. Burada asıl mesele, raporda sıralanan önerilerin kamuoyuyla paylaşılmasıyla yetinilip yetinilmeyeceği. Önemli olan, bu önerilerin somut hedeflere, bütçe kalemlerine, uygulama takvimlerine ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmesi. Belediyenin 2027 performans programı ve bütçe hazırlıklarında sivil toplumun önceliklerine nasıl yer vereceği, hangi hedefler için kaynak ayıracağı ve ilerlemesini hangi göstergelerle ölçeceği kamuoyu tarafından izlenebilmeli. Aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının da rapordaki önerilerin takipçisi olması, belediyenin uygulamalarını düzenli olarak değerlendirmesi ve sonuçları kamuoyuyla paylaşması gerekiyor. Böylece araştırma, yalnızca sorunları ortaya koyan bir belge değil, yerel yönetim politikalarının izlenmesine katkı sunan bir araç hâline gelebilir.
Diyarbakır için artık somut adım zamanı
DİTAM’ın 217 sivil toplum aktivistinin katılımıyla hazırladığı araştırma, Diyarbakır’ın sürdürülebilir bir kent olma yolunda karşı karşıya bulunduğu sorunları ve toplumun beklentilerini görünür kılıyor. Genel performansın 5 üzerinden 2,19 olarak değerlendirilmesi, sosyal konut ve kentsel dönüşümde düşük puanların ortaya çıkması, raylı sistem talebinin öne çıkması ve katılımcı planlamanın ilk sırada yer alması, yerel yönetim politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin güçlü bir tartışma zemini oluşturuyor. Ancak bu bulgular, tek başına bütün sorunların nedenini açıklamıyor. Belediyenin yetki alanları, merkezi yönetimle ilişkiler, mali kaynaklar, devam eden yatırımlar ve önceki dönemlerden devralınan sorunlar da değerlendirmeye katılmalı. Eleştirel yaklaşım, yalnızca eksikleri sıralamakla değil, sorumlulukları somutlaştırmak ve çözüm yollarını ortaya koymakla anlam kazanır.
Bununla birlikte, hangi koşullar söz konusu olursa olsun, Diyarbakır halkının güvenli konut, erişilebilir ulaşım, sağlıklı çevre, afetlere hazırlık ve karar alma süreçlerine katılım beklentileri göz ardı edilemez.
Diyarbakır’ın geleceği, yalnızca yeni projelerle değil; bu projelerin hangi ihtiyaçlara göre belirlendiği, kaynakların nasıl kullanıldığı ve yurttaşların karar süreçlerine ne ölçüde katılabildiğiyle şekillenecek.
Şimdi gözler, raporda ortaya konulan eleştiriler karşısında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin nasıl bir yol haritası açıklayacağında. Sivil toplumun öncelikleri 2027 bütçesine yansıyacak mı?
Sosyal konut, raylı sistem ve afet hazırlığı konusunda somut hedefler belirlenecek mi? Halkın ve sivil toplumun karar süreçlerine katılımı güçlendirilecek mi?
Bu soruların yanıtı, yalnızca belediyenin performansını değil, Diyarbakır’ın nasıl bir kent olarak geleceğe taşınacağını da belirleyecek.
Çünkü sürdürülebilir kent, yalnızca yolları, binaları ve parkları olan kent değildir. Sürdürülebilir kent; yurttaşının söz sahibi olduğu, kaynaklarını adil kullanan, afetlere hazırlanan ve geleceğini ortak akılla planlayan kenttir.





