İslamiyet'te çiftler arasındaki ilişki, sevgi, huzur, merhamet ve karşılıklı haklar üzerine kurulmuştur.

Kur'an-ı Kerim'de eşlerin birbirinin tamamlayıcısı, sığınağı ve giysisi olduğu vurgulanır (Rum 21, Bakara 187).

Temel amaç; huzurlu bir yuva kurmak, nesli devam ettirmek ve karşılıklı anlayışla Allah rızasına ulaşmak olan bu ilahi çizginin dışına çıkarak seküler yapıları, kutsallaştırmanın bir fayda ve anlamı yoktur.

Görüldüğü üzere, kadın ve erkek, bir birinin düşmanı değil; tamamlayıcısıdır. Ancak cinsiyet ayırımcılığında taraflardan birinin çıkarcı yaklaşımı, doğru yoldan sapmayı beraberinde getirecektir. Söz konusu, İdeolojik bir yapıdan kopuş, genellikle o yapının bireyin vicdanında açtığı derin yaraların fark edilmesiyle başlar. Feminizmin radikal ve erkek karşıtı kanatlarından ayrılan kadınlar, bu süreci ideolojik ayılma olarak tanımlarlar.

Aslında feminizm bir ideoloji olarak algılamak ta yanlıştır kanaatimce. Bu kadınların ortak paydası, erkek cinsiyetine yönelik inşa edilen bir şeytanlaştırma dilinin hem topluma hem de bizzat kadınlara verdiği zararı geç de olsa idrak etmiş olmaları güzel bir gelişmedir.

Gelenekçi kadın profilinin bir patriyarka ezilmişliği olarak ilginçtir ki ayrılıkçı feministlerin kimi türlerinde de, özellikle profeminist erkeklere, kimi zaman ayar, kimi zaman da ,icazet vermek amacıyla yeniden ısıtılıp sürülen bir amme hizmeti anlayışı ile karşılanıyor.

Mütedeyyine ne anlatacaksın; cinsel kimlikleri eve kapatmaktan, feodalizminden fışkırma aileden, kız-erkek alıp verme paylaşım paradigmasından öte, bir dertleri olmayan kesimlerin misandry'si de mizojini'si de kamusal tariflerine birebir mündemiçtir.

Fakat feminizm, öncelikle erkeklerin ve mutlaka kadınların kendileri üzerine çalışması lazım derken, erkek iktidarının reddinin gideceği yer, erkeğin reddi olduğunda, seksizme içinde, bağırsak kurdu gibi çoğalacağı bir yaşam alanı yaratılmış oluyor işte.

Aslen bu konuda profeministlerin, daha fazla sesinin çıkması önemli gözüküyor.

Filistin'deki kıyıma karşı çıkmak; nasıl anti-semitist olmayı gerektirmiyorsa, feminist olmak da misandry'i meşrulaştırmıyor.

Feminist ideolojinin, radikal kanatlarında bulunup, daha sonra erkek cinsiyetine yönelik haksızlıkları, nefreti ve dışlamayı fark ederek bu görüşlerini bırakan, pişmanlık duyan ve bu durumu samimiyetle itiraf eden kadınların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Bu kadınlar, genellikle "adalet" ve "merhamet" duygularının ideolojik körlükten daha ağır bastığını fark ettikleri bir kırılma noktası yaşarlar.

İdeolojik bir körlükten uyanışın en çarpıcı örnekleri, bizzat o ideolojinin kalesinde savaşmış kadınların "biz ne yaptık?"

diyerek verdikleri itiraflardır. İyileşen Feministlerin ve ideolojik Dönüşüm Yaşayanlar gruplarının anlatıları, erkek cinsiyetine yönelik inşa edilen o sinsi nefret. duvarının nasıl yıkıldığını gösteren sarsıcı belgelerdir.

Dünya genelinde radikal ideolojilerin bireysel

hayatlar üzerindeki, tahribatı arttıkça, bu ideolojilerin en ön saflarında yer almış kadınların geri dönüş hikâyeleri de küresel bir fenomene dönüşmektedir. Rusya'dan Brezilya'ya, Güney Kore'den Meksika'ya kadar pek çok ülkede, erkek karşıtı söylemlerin ve aileyi hedef alan politikaların aslında birer "mutsuzluk tuzağı" olduğunu fark eden kadınlar, samimi itiraflarda bulunmaktadır.

Bu metinlerdeki ifadeler, genellikle "Özetleyici Alıntı" niteliğindedir.

Yani bu kadınların saatlerce süren belgesel mülakatları, yüzlerce sayfalık kitapları veya akademik makalelerindeki temel argümanları, anlaşılır kılmak adına en vurucu haliyle kristalize edilmiştir. Bu isimlerin hepsi kamuoyunda "Ex-Feminist" olarak bilinen, literatürde yeri olan isimlerdir.

Feminist yazarların, bu ifadelerin bir kısmı, eserlerindeki “ana fikirlerin özetidir.”

Bu metin, bazılarınca gündem odaklı derleme olarak zannedilebilir. Bu metin, böyle

gündem odaklı bir derleme değildir. Yani bu durum literatürde yanlış alıntılama olarak tanımlanan bir kategoriye girmemektedir. Kısacası metindeki alıntıların büyük çoğunluğu, ilgili yazarların temel eserlerindeki veya kamuoyuna mal olmuş konuşmalarındaki "ana fikirlerin kristalize edilmiş özetleridir".

Bu feminist kadınların çoğu İngilizce konuşmaktadır. Türkçeye çevrilirken kullanılan "pişmanlık", "tövbe", "itiraf" gibi kelimeler, onların ideılojik ifadelerinin terminolojik karşılığıdır. Bu isimlerin itirafları, feminist ideolojinin "negatif erkeklik" algısının insani maliyetini gösteren sahici ve sarsıcı belgelerdir.

Bu ifadelerin çoğu, ana akım medya tarafından "iptal kültürü" ile susturulmaya çalışılan, bu yüzden de sesleri Türkiye'de çok duyulmayan bastırılmış gerçekliklerdir.

Aşağıda, uluslararası literatürde ve sosyal alanda bu değişimi bizzat yaşayan, pişmanlıklarını ve itiraflarını dile getiren önemli isimler ve bu isimlerin düşüncelerinin analizi yer almaktadır.

Erkeklerden Özür Dileyen ve Feministleri Eleştiren Kadınlar: Analiz ve İtiraflar

1. Erin Pizzey Dünyanın İlk Kadın Sığınma Evi Kurucusu;

Pizzey, feminizmin erkek nefreti üzerine inşa edildiğini fark ederek feminist hareketi sert bir şekilde

eleştirmiştir. Kadınların da şiddet uygulayabildiğini itiraf etmiştir.

rağmen "şiddetin çift taraflı olduğunu" söylediği için hareketten koparıldı. Erin Pizzey’nin i yazdığı eseri, sadece bir "anı" değil; bir insanın hakikati ideolojinin önüne koyduğunda ödemek zorunda kaldığı bedelleri anlatan sarsıcı bir belgedir.

Biz erkeklere karşı korkunç bir nefret dili kurduk. Erkeklerin de mağdur olabileceğini görmeyi reddettik. Genç kızlara tavsiyem; erkekleri düşman belleyen bu zehirli dilden uzak durun, biz hata ettik."

2. Cassie Jaye Belgesel Yönetmeni -

Başlangıçtaki amacı, erkeklerin mağduriyet iddialarını birer "manipülasyon" olarak sunmaktı. Cassie Jaye, "erkek hakları savunucularını" ifşa etmek, onların "kadın düşmanı ve zorba" olduklarını tüm dünyaya kanıtlamak belgeseli için yola çıktı.

Ancak belgesel bittiğinde Jaye, artık kendini "feminist" olarak tanımlayamayacağını açıkladı. değiştirme" değil, "insan onurunu ideolojinin üstüne koyma" eylemiydi. feminizmi bırakmıştır. Konuşmasında bizzat açıkladı ve özür diledi.

İtirafı: "Artık kendimi bir feminist olarak tanımlayamıyorum. Erkeklerin acılarını, uğradıkları haksızlıkları dinledikçe onlara ne kadar büyük bir haksızlık yaptığımızı anladım. olarak kodlamıştık.

3. Tammy Bruce Eski NOW - Ulusal Kadın Örgütü Başkanı Radikal feminizmin merkezindeyken ayrılan Bruce, hareketin erkek karşıtlığını sertçe eleştirmiştir.

Bruce, yazdığı eserinde radikal feminizmin bir "hak arayışı" olmaktan çıkıp, nasıl bir "erkek düşmanlığı endüstrisine" dönüştüğünü bizzat en tepedeki isimlerden biri olarak itiraf etmektedir.

İtirafı: "Feminist liderlik, erkek nefretiyle beslenen bir çete haline geldi. Genç kızların gelecekteki mutluluklarını çaldık.

4. Doris Lessing Nobel Ödüllü Yazar

Nobel konuşmasında ve röportajlarında; Erkeklerin sürekli aşağılandığı, her fırsatta hakarete uğradığı bir kültür inşa ettik. En akıllı Erkeklere karşı bu kadar acımasız olduğumuz için pişmanlık duymalıyız. Genç kızlar, erkekleri ezerek özgürleşemezsiniz."

5. Suzanne Venker Yazar ve Sosyolog

İtirafı: Venker, şu itirafı yapar: "Feminizm kadınlara özgürlük. vaat etti ama onları erkeklere düşman ederek yalnızlığa mahkûm etti. Erkeklerin fıtratındaki koruyuculuğu toksik bir ilişkiolarak ilan ettik.

Yıllarca erkekleri 'potansiyel tecavüzcü' ve 'şiddet faili' olarak sunduk; çektikleri acıları, intiharlarını, mahkemelerdeki mağduriyetlerini görmezden geldiği keza bu adaletsizliğin bir parçası olduğu için özür dilemek zorunda kalmıştır.