Gerçek Tarih yazıcılığına düşürülen en önemli notlardan biri; zararına matuf olsa bile, gerçeği eğip bükmeden; doğrudan ve tam olarak anlatılması ve kabul edilmesidir. Bundan yola çıkarak; korkmadan bunun dile getirilmesinden asla korkmamak lazımdır. Bu nedenle Allah’ın yarattığı bir canlyı bir kavmin varlığını inkar etmek, Yaradanın ilahi icraatını ve yarattığını kabul etmemekle beraber, doğrudan doğruya, ayetini inkarın ta kendisidir. Bu izahat nazara alınarak; aşağıdaki yazı muhteviyatını değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

İdeolojik inkârcıların en sık tekrarladığı iddialardan biri şudur:

“DNA, kimliği ya da kökeni temsil etmez.”

Bu iddia, yalnızca hatalı değil; tamamen pozitif tıbbi gerçekliğin inkarıdır. Bu nedenle; Kürd halkının Zagros–Mezopotamya’daki tarihsel ve biyolojik sürekliliğini gizlemek için yapılan bilinçli bir genetik çarpıtmadır.

Modern genetik,19. yüzyılın biyolojik ırkçılığını reddeder; ancak aynı zamanda nüfusun sürekliliğini, baskın atayı ve tarihsel etnogenezi kesin biçimde doğrular.

Kürt örneği bu gerçeğin en açık kanıtlarından biridir.

1. DNA Neyi ispat eder; Neyi Anlatmaz: Bilimsel olarak doğrudur ki:

DNA; katı biyolojik “ırklar” yaratmaz. Ancak şu gerçeği görmezden gelmek bilimsel sahtekârlıktır:

DNA, nüfusları, baskın atayı, soy sürekliliğini ve uzun vadeli bölgesel varlığı ortaya koyar.

Nüfus genetiği, şu kavramlarla çalışır: Otozomal benzerlik ,

Baskın ata (ana genetik bileşen) ,

Haplogrup sürekliliği (Y-DNA, mtDNA) ,

Antik DNA ile modern nüfus örtüşmesi

Bunları inkâr etmek; şüphecilik değil, tarihten silme girişimidir.

2. Genetik Yüzdeler ve Baskın Ata;

Otozomal DNA sonuçları sıklıkla

şunu gösterir:

%96–99 Zagros–Mezopotamya / Kürt bağlantılı ata

%1–4 ikincil karışım (Slav, Kafkas, Anadolu ya da Avrupa)

İnkârcı söylem, küçük karışımlara odaklanıp oranın ezici baskınlığını bilerek görmezden gelir. Bu yöntem; bilimsel değildir.

Nüfus genetiğinde esas olan, baskın bileşendir.

%98 Kürt/Zagros kökenli bir birey, %2 yan karışım nedeniyle “başka” olmaz. Hiçbir genetikçi %1–3’lük bir sinyalin %97–99’luk sürekliliği geçersiz kıldığını iddia etmez.

Aksi iddia: Bir damla suyun okyanusu tanımladığı, dipnotun, kitabı, yeniden yazdığı iddiasıyla aynıdır.

3. Antik DNA ve Kürt Sürekliliği

Antik DNA çalışmaları açıkça gösteriyor ki: Modern Kürt nüfusları: Neolitik Zagros çiftçileriyle, Kalkolitik ve Tunç Çağı Mezopotamya halklarıyla

Med, Mitanni, Kassit ve Gutî ufuklarıyla; yüksek genetik örtüşme gösterir. Bu süreklilik, 8.000–12.000 yıla uzanır.

Buna karşılık; Orta Asya Türkî

genetik izler: Çok geç dönemde ortaya çıkar ; Kürdistan’da marjinaldir, Hiçbir bölgede baskın ata oluşturmaz. Bu nedenle; Kürtlerin “sonradan oluşmuş” bir halk olduğu iddiası yalnızca yanlış değil; genetik olarak imkânsızdır.

4. “DNA Kimliği Belirlemez” Söylemi: Bilinçli Yarım Doğru,

“DNA kimliği belirlemez” ifadesi, bilinçli bir yarım doğrudur.

Doğru olan: DNA tek başına kültürü ya da siyaseti tanımlamaz.

Gizlenen gerçek: DNA, biyolojik sürekliliği, baskın kökeni ve nüfus tarihini tanımlar.

Bu söylem, hümanizm için değil, demografik gerçekleri; maskelemek için kullanılır.

Kürt kimliği; şu katmanların tamamında örtüşür:

Dil → Kürtçe

Kültür → Zagros–Mezopotamya

Tarih → Devlet öncesi süreklilik

Genetik → Baskın Zagros kökeni

Hepsi aynı sonuca varır.

5. Sonuç: Bilim mi, İdeoloji mi?

Genetik milliyetçiliğe değil, kanıta hizmet eder.

Kanıtlar gösteriyor ki Kürtler:

bir türev değil,

bir icat değil,

bir dil kazası değil,

binlerce yıllık Zagros halkıdır.

Bu gerçeğin inkârı akademik değil;

ideolojik bir tahrifattır.