Srebrenitsa Anıt Mezarlığı’nda yaşanan katliamın, uluslararası hukuk bakımından “soykırım” olarak nitelendirilmesi, hem Uluslararası Ceza Mahkemeleri için , hem eski Yugoslavya, Uluslararası Ceza Mahkemesi içtihadını sürdürdüğü; hem de Uluslararası Adalet Divanı kararlarıyla, hukuken kabul edilmiştir.
Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. Yılında İnsanlık Vicdanı, Uluslararası Hukuk ve Kolektif Hafıza bu katliamı asla unutmayacaktır.
11 Temmuz 1995 tarihinde Bosna-Hersek’in doğusunda bulunan Srebrenitsa’da gerçekleştirilen katliam, yalnızca Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrasında tanık olduğu, en büyük kitlesel insanlık suçu değil, aynı zamanda, uluslararası hukukun “soykırım” olarak tanımladığı en ağır suçlardan biridir.
Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da, binlerce Boşnak sivilin, uluslararası toplumun gözü önünde sistematik biçimde öldürülmesi, uluslararası güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini ve insan haklarının korunmasındaki yapısal eksiklikleri, acı biçimde ortaya koymuştur.
Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yıl dönümü, yalnızca geçmişte yaşanan trajediyi anmak için değil; aynı zamanda, insanlık onurunun korunması, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve benzer suçların tekrarını önleyecek uluslararası mekanizmaların geliştirilmesi açısından, önemli bir muhasebe fırsatıdır.
1992 yılında, Yugoslavya’nın dağılmasıyla başlayan Bosna Savaşı, etnik milliyetçiliğin ve siyasal kutuplaşmanın silahlı çatışmaya dönüşmesinin, en trajik örneklerinden biri olmuştur. Bosna-Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi sonrasında başlayan savaşta, siviller sistematik saldırılara maruz kalmış; zorla göç, kuşatma, işkence ve etnik temizlik politikaları yaygın şekilde uygulanmıştır.
Srebrenitsa, Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilmesine rağmen, Temmuz 1995’te, Bosnalı Sırp kuvvetlerinin kontrolüne geçmiş, kısa süre içerisinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, erkeklerden ayrılmış; yaklaşık sekiz binden fazla Boşnak erkek ve erkek çocuk sistematik biçimde infaz edilmiştir.
Cesetlerin toplu mezarlara gömülmesi ve daha sonra bu mezarların parçalanarak farklı bölgelere taşınması, suç delillerinin yok edilmeye çalışıldığını göstermektedir.
Uluslararası Hukuk Açısından
1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, belirli bir ulusal, etnik, ırksal veya dinsel grubun tamamen ya da kısmen yok edilmesi amacıyla gerçekleştirilen fiilleri, soykırım olarak tanımlamaktadır.
Srebrenitsa olayları, uluslararası yargı organları tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş ve şu hukuki sonuçlara ulaşılmıştır:
• Katliam, önceden planlanan sistematik bir imha operasyonudur.
• Hedef alınan grup Boşnak Müslüman topluluğudur.
• Eylemlerin temel amacı grubun önemli bir bölümünü ortadan kaldırmaktır.
• Fiiller uluslararası hukuk bakımından soykırım suçunun tüm unsurlarını taşımaktadır.
Bu kararlar, uluslararası ceza hukukunun gelişimi bakımından emsal niteliği taşımaktadır.
Uluslararası Toplumun,
Srebrenitsa katliamındaki sorumluluğunun,en önemli yönlerinden biri ,yalnızca işlenen suç değil, aynı zamanda uluslararası toplumun başarısızlığıdır.
Birleşmiş Milletler barış gücünün sivilleri koruyamaması, uluslararası müdahale mekanizmalarının yetersizliği ve siyasi karar alma süreçlerindeki gecikmeler, “Koruma Sorumluluğu” ilkesinin gelişmesinde, belirleyici olmuştur.
Bugün uluslararası hukukta, sivillerin kitlesel katliamlardan korunmasına ilişkin tartışmaların önemli bir kısmı, Srebrenitsa deneyiminden beslenmektedir.
İnsan Hakları ve Kolektif Hafıza gereği; Soykırımlar, yalnızca öldürülen insanların sayısıyla değerlendirilemez. Aynı zamanda kültürel hafızanın, toplumsal güvenin ve birlikte yaşama iradesinin hedef alınması anlamına gelir.
Srebrenitsa’da ailelerin parçalanması, binlerce çocuğun yetim kalması, zorunlu göçler ve kayıp kişilerin yıllar sonra toplu mezarlarda bulunması, travmanın kuşaklar boyunca devam etmesine neden olmuştur.
Bu nedenle, anma törenleri, yalnızca geçmişe yönelik sembolik etkinlikler değil; toplumsal hafızanın korunması, inkârın önlenmesi ve barış kültürünün geliştirilmesi bakımından vazgeçilmez araçlardır.
Soykırımın İnkârı ve Hukuki Sonuçlarına gelince;
Uluslararası hukukta, soykırımın inkârı, yalnızca, tarihsel gerçekliğin reddi değildir. Aynı zamanda mağdurların onuruna yönelik ikinci bir ihlal olarak değerlendirilmektedir.
Akademik çalışmalar göstermektedir ki; inkâr politikaları:
• Toplumsal uzlaşmayı geciktirmektedir.
• Yeni nefret söylemlerini beslemektedir.
• Demokratik hukuk devletini zayıflatmaktadır.
• Gelecekte benzer suçların işlenme riskini artırmaktadır.
Bu nedenle, tarihsel gerçeklerin bilimsel yöntemlerle ortaya konulması, arşivlerin korunması ve eğitim faaliyetlerinin sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır.
Günümüz İçin Çıkarılacak Dersler; Srebrenitsa, uluslararası hukukun yalnızca normlardan ibaret olmadığını; bu normların uygulanabilmesi için güçlü kurumlara, siyasi iradeye ve etkin denetim mekanizmalarına ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Günümüzde, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan silahlı çatışmalar, zorunlu göçler ve sivillere yönelik saldırılar, dikkate alındığında, Srebrenitsa’nın bıraktığı dersler, hâlâ güncelliğini korumaktadır.
İnsan haklarının evrenselliği, ayrımcılığın reddi, hukukun üstünlüğü ve uluslararası ceza adaletinin etkin işletilmesi, benzer trajedilerin önlenmesinin temel şartlarıdır.
Srebrenitsa Soykırımı, yalnızca Bosna-Hersek tarihinin değil, bütün insanlığın ortak hafızasında derin izler bırakan bir trajedidir. Aradan geçen otuz bir yıl, acıyı ortadan kaldırmamış; aksine adalet, hakikat ve hesap verebilirlik arayışının önemini daha da görünür kılmıştır.
Bu trajediyi anmak, yalnızca hayatını kaybedenleri saygıyla yâd etmek anlamına gelmez. Aynı zamanda hukukun üstünlüğünü savunmak, insan onurunu korumak, nefret ideolojilerine karşı ortak bir duruş sergilemek ve gelecek kuşaklara barış içinde bir dünya bırakma sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.
Srebrenitsa’nın hatırlanması, geçmişe bağlılığın değil; geleceğe karşı duyulan ahlaki ve hukuki sorumluluğun ifadesidir. İnsanlık, bu acı tecrübeden gerekli dersleri çıkardığını ve tekrarının olmamasını ümit ediyoruz.