Kalpleri sağırlaştıran gürültülü bir sessizlik var dünyada. Bu dünya kapkaranlık bir gece, kalpleri kapalı insanlar için…

Allah (c.c.) buyurdu: “Asra yemin olsun ki insanlar hüsrandadır.” Kurtuluşa erenler, yani “Fırka-i Naciye”den olanlar istisnadır.

O istisna olanlar kimler, merak edenler “Ve asr”a baksınlar.

Çok büyük kalabalıkların gözleri var ,görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar, kalpleri var hissetmiyorlar. Evet, evet; “onlara bazı gerçekleri tekrar tekrar söylesen de bir söylemesen de”. Görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır kim olabilir?

Bizim inancımıza göre “haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır.” Allah’ın bizden istediği Hakk'ın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olmaktır.

Hiçbir erdemli insan, dünyada olup bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir.

Sakın ola aklımızı, hiç kimseye; lideriniz, örgütünüz, şeyhiniz de olsa kiraya vermeyin. Gözümüze at gözlüğü takmalarına izin vermeyelim, sonra bizi dolap beygirine döndürürler.

Bilmediğimiz şeylerin peşine düşmeyelim. Gideceği yeri bilmeyen, kıblesini şaşırmış kalabalıkların içinde savrulup gitmeyelim. Gideceği limanı bilmeyen bir kaptana, hiçbir rüzgâr fayda sağlamaz.

Sahi, keramet sahibi Hızırlarla dost rehberlerimiz nerede? Gökten, mezardan ya da uzaydan mesaj alanların bu gidişat konusunda söyleyecekleri bir söz yok mu? Yoksa o da bir hayal mi idi?!

Kimi yıldızlara bakıp geleceği okuyor, kimi kâhinlerin anlattıklarını aktarıyor. Kimi mitolojik hikâyelerden gelecekle ilgili tahminlerde bulunuyor. Önüne bakan, nereden gelip nereye gittiğine bakan pek yok galiba. Sormak gerek onlara: “Fe eyne tezhebun”, bu gidiş nereye!

Sahi, ağlasam sesimi duyabilir misiniz bu “gürültülü sessizlik” arasında? Nasıl bu kadar vurdumduymaz olduk? Toplumun büyük bir kısmı, anlatsanız da zaten dinlemiyorlar, dinleseler de anlamıyorlar. Çünkü düşünmüyorlar. Akletmiyorlar, akılları kirada.

Allah (c.c.) buyurdu: “25. Bu (Kur’an), kovulmuş şeytanın sözü değildir. 26. (Hâl böyle iken) nereye gidiyorsunuz? (Bu gidiş nereye?) 27-28. O (Kur’an), âlemler için bir öğüttür; özellikle içinizden doğru yolda gitmek isteyenler için. 29. Fakat âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz (hiçbir şey) dileyemezsiniz!” Hani âlemlere rahmet olarak gönderilen âhir zaman peygamberinin ümmeti idik? Hani yaşadığımız zamana ve mekâna adil şahitlerden olacaktık? Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun mazlumdan yana, zalime karşı olacaktık. Zalim babamız da olsa, mazlum düşmanımız da olsa... “El-emin” olacaktık. Hakk'ın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olacaktık! Herkesi Hakk'a çağıracaktık, Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olacaktık. “Bizi öldürmeye gelenler bizde dirilecekti!” Sahi, bize ne oldu? Yoksa iktidar, servet ve güç bizi sarhoş mu etti! Neyse, “Bize bir nazar oldu, / Cumamız pazar oldu. / Ne olduysa hep bize azar azar oldu.” Olan oldu da bundan sonra ne yapacağız?