15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti, demokratik anayasal düzeni hedef alan silahlı bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, emniyet birimleri ve çeşitli kamu kurumları hedef alınmış; askerî birliklerin bir kısmı tarafından gerçekleştirilen girişim sırasında yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmıştır.

Darbe girişimi, devlet kurumlarının, güvenlik güçlerinin ve sivil halkın direnişi sonucunda başarısız olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, darbe girişiminin arkasında, devlet tarafından “FETÖ” (Fetullahçı Terör Örgütü) olarak tanımlanan yapılanmanın bulunduğunu açıklamış; bu değerlendirme doğrultusunda kapsamlı adli ve idari süreçler yürütülmüştür.

Bu yazımızda, 15 Temmuz darbe girişimi, siyasal bilimler, anayasa hukuku ve demokrasi teorisi perspektifinden ele alınmıştır.

Darbe Kavramı ve Demokratik Meşruiyet açısından bakıldığında;

Siyaset bilimi literatüründe darbe, anayasal yollar dışında, genellikle askerî veya silahlı güç kullanılarak siyasal iktidarın ele geçirilmesi girişimi olarak tanımlanmaktadır. Darbeler, halk egemenliği ilkesini ve demokratik seçim mekanizmalarını ortadan kaldırmayı amaçlayan müdahaleler olarak değerlendirilmektedir.

Modern anayasal devletlerde, siyasal iktidarın kaynağı seçimlerdir. Bu nedenle, demokratik hukuk devletlerinde yönetim değişiklikleri, ancak anayasal usullerle gerçekleştirilebilir.

Silahlı güç kullanılarak iktidarın değiştirilmesi, demokratik meşruiyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

15 Temmuz 2016 akşamı başlayan darbe girişiminde, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, birçok ilde kritik kamu kurumları hedef alınmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalanmış, emniyet teşkilatına yönelik saldırılar gerçekleştirilmiş ve çeşitli askerî birlikler darbe teşebbüsüne katılmıştır.

Cumhurbaşkanı, hükümet, muhalefet partileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu, darbe girişimine karşı ortak tutum sergilemiştir.

Vatandaşların meydanlara çıkarak demokratik yönetime destek vermesi de girişimin başarısız olmasında etkili faktörlerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Hukuki Boyut kapsamında bakıldığında;

15 Temmuz sonrasında, Türkiye genelinde, olağanüstü hâl ilan edilmiş ve bu süreçte, çok sayıda kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır. Binlerce kamu görevlisi görevden uzaklaştırılmış veya ihraç edilmiş; çok sayıda kişi hakkında ceza soruşturması yürütülmüştür.

Anayasa hukuku bakımından devletin, anayasal düzeni koruma yükümlülüğü bulunmakla birlikte, bu süreçte alınan tedbirlerin hukuk devleti ilkesi, ölçülülük, adil yargılanma hakkı ve temel hakların korunması açısından ulusal ve uluslararası düzeyde tartışıldığı görülmektedir.

Demokratik sistemlerde, güvenlik ile özgürlük arasında denge kurulması, anayasal devlet anlayışının temel unsurlarından biridir.

Demokrasi Açısından Sonuçları

15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye’de demokrasi kültürü açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Demokratik siyasal sistemlerde, iktidarın ancak seçimlerle değiştirilebileceği ilkesi, geniş bir toplumsal mutabakatla vurgulanmıştır.

Öte yandan, darbe sonrasında devlet kurumlarının, yeniden yapılandırılması, güvenlik bürokrasisinin yeniden düzenlenmesi ve anayasal sistemde gerçekleştirilen değişiklikler, Türkiye’nin siyasal yapısında önemli dönüşümlere yol açmıştır.

Özellikle, 2017 Anayasa değişiklikleriyle birlikte Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçilmesi, bu dönemin en önemli siyasal gelişmelerinden biri olmuştur.

Uluslararası Boyut açısından bakıldığında;

15 Temmuz darbe girişimi, uluslararası kamuoyunda da yakından takip edilmiştir. Birçok ülke, Türkiye’de demokratik anayasal düzenin korunmasına yönelik destek mesajları yayımlarken, darbe girişiminin sorumluluğu, uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülen adli süreçler ve iade talepleri, uzun süre diplomatik gündemde yer almıştır.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli siyasal kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Demokratik sistemlerde, anayasal düzenin korunması, halk iradesine saygı gösterilmesi ve siyasal değişimin yalnızca hukukî ve demokratik yollarla gerçekleştirilmesi, temel ilkeler arasında yer almaktadır.

Bununla birlikte, darbe girişimi sonrasında yürütülen güvenlik ve yargı süreçlerinin de hukuk devleti ilkeleri, temel hak ve özgürlükler ile adil yargılanma güvenceleri çerçevesinde değerlendirilmesi; demokratik anayasal düzenin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

Demokratik toplumlarda, hem darbe teşebbüslerinin önlenmesi hem de hukukun üstünlüğünün korunması, kalıcı siyasal istikrarın vazgeçilmez unsurlarıdır. Belki de ileri demokrasi, bundan sonra aşama aşama tesis edilecektir. Yüce rabbim, bu millete bir daha 15 Temmuzları yaşatmasın.