DİYARBAKIR HABER- Nûbihar Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Av. Rauf Çiçek, Ahmed-i Hânî’ye 2026 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında Vefa Ödülü verilmesini tarihi ve önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarafından düzenlenen bir ödül töreninde, Kürt edebiyatının en önemli isimlerinden Ahmed-i Hânî’nin hatırlanmasının yalnızca Kürt toplumu açısından değil, Türkiye kamuoyunun ortak kültürel mirası bakımından da değer taşıdığını belirten Çiçek, verilen ödülün somut adımlarla desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Nûbihar Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Av. Rauf Çiçek, Ahmed-i Hânî’ye verilen Vefa Ödülü’nü memnuniyetle karşıladıklarını ve bu kararı takdir ettiklerini belirterek, yaklaşık 300-400 yıl önce kaleme aldığı eserlerle Kürt edebiyatında derin izler bırakan Ahmed-i Hânî’nin, yalnızca büyük bir şair ve düşünür olmadığını, aynı zamanda Kürtçenin yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda önemli bir miras bıraktığını ifade etti.
“Bu Ödülü Tebrik Ediyor Ve Alkışlıyoruz”
Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen ödülün önemine dikkat çeken Çiçek, Türkiye'nin resmî bir töreninde Ahmed-i Hânî gibi Kürt edebiyatının büyük bir isminin onurlandırılmasının son derece kıymetli olduğunu belirtti. Çiçek, bu gelişmenin Türkiye'de farklı halkların kültürel ve edebî değerlerinin tanınması açısından önemli bir kapı araladığını ifade ederek, ödülün verilmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.

“Ahmed-i Hânî’ye vefa, Kürtçe’ye sahip çıkmakla olur”
Ancak verilen ödülün yalnızca sembolik bir anlamda kalmaması gerektiğini vurgulayan Çiçek, Ahmed-i Hânî’nin şahsiyetine ve bıraktığı edebî mirasa gerçek anlamda vefa göstermenin, onun yaşatmaya çalıştığı dile sahip çıkmaktan geçtiğini söyledi. Ahmed-i Hânî’nin yüzyıllar önce Kürtçe eserler vererek bu dilin edebiyat ve düşünce dünyasındaki yerini güçlendirdiğini belirten Çiçek, bugün de Kürtçenin yaşaması, gelişmesi ve gelecek nesillere aktarılması için somut politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti.
Çiçek, bu kapsamda Kürtçenin resmî dil statüsüne kavuşması, ana dilde eğitim hakkının önündeki engellerin kaldırılması, Kürtçe yayıncılığın desteklenmesi ve yayınevlerinin teşvik edilmesi gerektiğini dile getirdi.
“Vefa ödülü güzel bir sembol, ama altı doldurulmalı”
Ahmed-i Hânî’ye verilen ödülün önemli bir başlangıç olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını ifade eden Çiçek, asıl meselenin bu ödülün temsil ettiği değerlerin hayata geçirilmesi olduğunu belirtti.
Çiçek, Ahmed-i Hânî’nin yüzyıllar önce Kürtçenin geleceği için ortaya koyduğu çabanın bugün de sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Bir dilin yaşaması yalnızca geçmişte yetişmiş önemli şahsiyetleri anmakla mümkün değildir. O dilde eğitim yapılması, eserler üretilmesi, yayıncılığın geliştirilmesi ve yeni kuşakların kendi dillerinde okuyup yazabilmesi gerekir. Ahmed-i Hânî’ye gösterilen vefa da onun bıraktığı mirası gelecek yüzyıllara taşıyacak adımların atılmasıyla anlam kazanacaktır.”
“Bu adım Türkiye toplumunun ortak kültürel mirası açısından da önemli”
Ödülün yalnızca Kürtler açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Çiçek, Ahmed-i Hânî’nin Türkiye toplumunun tamamı tarafından tanınmasının önemine işaret etti. Çiçek, Türk kamuoyunun da Ahmed-i Hânî gibi önemli bir edebiyat ve düşünce insanını daha yakından tanımasının, Kürt edebiyatının zenginliğini görmesinin ve geçmişten bugüne yetişmiş çok sayıda Kürt edebiyatçının eserlerine ulaşmasının önünü açabileceğini ifade etti. Bu yönüyle ödülün, toplumlar arasındaki karşılıklı tanıma, kültürel yakınlaşma ve kardeşlik ilişkilerinin güçlendirilmesine katkı sunabilecek bir gelişme olduğunu kaydetti.

“Ana dilde eğitim, sembolik ödüllerin ötesinde bir meseledir”
Ahmed-i Hânî’ye verilen Vefa Ödülü ile ana dilde eğitim hakkı arasındaki ilişkiye de değinen Çiçek, bu ödülün doğrudan ana dilde eğitim sorununu çözecek bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Ana dilde eğitim meselesinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana tartışılan temel konulardan biri olduğunu belirten Çiçek, bu alanda kalıcı bir çözüm için anayasal ve hukuki düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi. Çiçek, sembolik ödüllerin önemli başlangıçlar olabileceğini ancak ana dilde eğitim gibi temel haklara ilişkin sorunların daha kapsamlı ve kararlı adımlarla çözülmesi gerektiğini vurguladı.
“TBMM, kullandığı dili ‘bilinmeyen dil’ olarak tanımlamaktan vazgeçmeli”
Türkiye’de devam eden barış ve çözüm sürecine de değinen Rauf Çiçek, Ahmed-i Hânî’ye verilen ödülün bu süreçten bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Çiçek, süreci sevk ve idare eden en önemli kurumlardan biri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dil konusundaki yaklaşımında da değişime gitmesi gerektiğini belirtti. Meclis kayıtlarında Kürtçenin zaman zaman “bilinmeyen dil” şeklinde tanımlanmasına tepki gösteren Çiçek, bu uygulamadan vazgeçilmesinin atılabilecek en temel adımlardan biri olacağını söyledi.




