Bugün Tıp Tarihi Uzmanı, Araştırmacı, gazeteci-yazar Abdussettar Hayati Avşar’n vefat yıldönümü. Dolayısı ile bugünkü yazımızı bu değerli insana ayırdık. 2 Ekim 1918'de Musul’da doğdu. Babası Şeyhmus Hayati Bey annesi Fatma Zehra Hanımdır.

Eski Türkçeyi, Farsçayı, Arapça’yı, Osmanlıca’yı babasından öğrenir. Kültürlü bir çevrede yetişerek, henüz okula gitmeden dünya klasikleriyle tanışır.

1925 yılında Şeyhmus Hayati Bey, Abdüssettar’ı Cumhuriyet İlk Mektebi’ne kaydettirir. Okulda zekâsı, üstün kavrama yeteneği ile öğretmenlerinin dikkatini çeker.1931 yılında Diyarbakır Orta Mektebi’nde eğitimini sürdürür. Doktor ve aynı zamanda yazar olan Orhan Asena, Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu, ve General Orhan Yapgu en samimi arkadaşlarıdır.

Köşe-1 Ağabeylerinin Diyarbekir İpekçilik ve Tohumculuk Mektebi’ne gitmeleri Abdüssettar’ın da bu alana yönelmesine vesile olur.1934 senesinde “İpek böcekçiliği Mektebi Şahadetnamesi”ni alıp, okulu birincilikle bitirir. Diyarbekir ipekçiliği hususunda daima araştırmalar yapan, bilinmeyene ışık, merak edilene cevap veren özelliğiyle daima var olur.

Daima araştıran yapısı, Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, Fransızca dillerine hâkimiyeti, el yazması eserlere olan merakı, tarihin sisli havası içinde yok olmaya yüz tutmuş birçok tarihi olguyu, ortaya çıkarmasına sebep olmuştur.

Bunlardan bazıları: “Molla Ahmede Xasi, Ebu Musa Kardeşler, Mardin Tarihi (MAT DİN), Mevlana Müslühüddin-i Lari, Diyarbekir Musikisi, Musikişinaslar, Hattatlar, Şeyh Fasih DEDE, Mellak Ahmedi Paşa, Refet-i AMİDİ, Hoşap Kalesi, Urfalı Nabi, Kemale-i Ümmi, Allame Suphi-i Amidî olarak sayılabilir. Bir çok şair, edip, tarihçi, felsefeci, musikişinas üzerine araştırmalar yapmıştır.

1948 yılında muhalefet lideri Celal Bayar ve arkadaşlarının Diyarbekir’e geldiğini öğrenince Demokrat Parti Diyarbakır İdare Heyeti’nin bulunduğu binaya gider. Celal Bayar konuşmasını bitirince Abdüssettar Hayati saniyeler içinde, Celal Bayar’ın karşısına geçerek, ellerini masanın üstüne koyup, Bayar’a hitap ederek üç husus üzerinde durur. Kürt sorunu, Tıp Fakültesi’nin açılması ve İmam Hatip Mektebi’nin açılması…

Celal Bayar ve arkadaşları bu cesur Diyarbakırlıyı dinlerler. Abdüssettar’ın konuşması bittiğinde Celal Bayar yanındakilere hitaben: “Beyefendi’nin ismini ve adresini alın’ deyince, Abdusettar Bey ‘ Ben mebusluk istemiyorum.’ Cevabını verir.

Doktor Selahattin Yazıcıoğlu ve diğer arkadaşlarıyla “Diyarbakır Verem Savaş Derneği Eğitim Merkezi’ni” kurar.1950 senesi 25 Ocak’ında Müslüme Özpirinççi Hanımla evlenir.

1952 yılında Abdüssettar, arkadaşı Ahmet Ketencigil’in kurduğu “Şark Postası” gazetesinin idare ve mesul müdürü olarak çalışmaya başlar. “Şam, Bağdat, Kıbrıs, Paris, Tahran ” radyolarını dinleyerek haberleri alır, haberleri önem derecesine göre gazetede, İstanbul gazetelerinden önce yayınlar.

1953 yılında bir arkadaşının kefaletiyle Ziraat Bankası’ndan kredi çekip, Ağustos ayının sonunda matbaa malzemelerini almak için İstanbul’a gider. Bab-ı Ali yokuşunda Reşit Efendi Hanı’ndaki bir ticarethaneden matbaa malzemesi satın alır. Handa tanıştığı hat üstadı Hattat Hamit Aytaç Bey’le güzel bir dostluğun ilk adımlarını atar.

Diyarbakır’a döndüğünde Diyarbakır ve ilçelerinin içinde bulunduğu 12 adet gazete çıkarır.

DÜNYADA AYNI ANDA 12 ADET GAZETE ÇIKARAN TEK KİŞİDİR…

Çınar, Bismil, Çüngüş, Lice, Kulp, Hani, Ergani’deki “Nur-i Zülküf”, Eğil, Çermik, Dicle, Diyarbakır’daki “Ümmid”, Silvan’daki “Meyyafarkin”, gazetelerinin idare ve mesul müdürü Abdüsssettar Hayati iken, eşi Müslüme Hanım, “Hani” gazetesinin sahibi olarak çalışmalarını sürdürür.

Üç ay sonra maddi imkânsızlıklardan dolayı altı gazetenin basımı durdurulur. Kalanlar Silvan’daki “Meyyafarkin”, Diyarbakır’daki “Ümmid”, Kulp, Lice, Hani, Ergani’de ki Nur-i Zülküf gazeteleridir. Gazetelerde toplumsal haberlerin yanı sıra edebiyat ve tarihe ışık tutacak araştırmalarda bulunup, makaleler yayınlar. Gazetelerinde birçok mahlas kullanır. “Badi” mahlası en çok kullandığı isimdir.

Diyarbakır’da Üniversite kurulması için gösterdiği çaba, gazetelerinde haykıran kelimeler takdire şayandır. Nihayet 20 Aralık 1960 tarihinde Diyarbakır Ziya Gökalp Üniversitesini Gerçekleştirme ve Yaşatma Derneği, Profesör. Doktor Selahattin Yazıcıoğlu ve Vehbi Muhlis Dabakoğlu’nun özverili çalışmalarıyla kurulur.

Ziya Gökalp’ın “Halk Klasikleri” adlı eserini, tercüme etmek, Latin harflerine çevirmek O’na nasip olur.

23 Haziran 1973’te Tıp Tarihi Uzmanı olarak Mesudiye Medresesinde vazifeye başlar. Anadolu’nun en eski ve iki katlı medresesi “Mesudiye Medresesi” Vakıflar Bölge Müdürlüğü İdaresi’nden kiralanarak “Tıp Tarihi Enstitüsü” olarak kullanılır.

Dicle Üniversitesi tarafından “Tıp Tarihi, Hat, Türk Dili, Klasik Türk Edebiyatı, Türk Tasavvuf Edebiyatı alanlarındaki uzman kişiliği ile tanınmış gazeteci, yazar ve Diyarbakır’ın mümtaz siması” cümlesiyle biten, 07.04.1995 tarihli “Fahri Doktorluk Diploması” verilir.

Abdussettar Hayati Avşar, onu iyi tanıyan bizim kuşağın deyişiyle Abdussettar abi, tam anlamıyla “Nev-i şahsına münhasır” bir kişiydi. Yani günümüz Türkçesiyle söylemek gerekirse; hiçbir kimsede bulunmayan ya da hiçbir kimseye benzemeyen, sadece kendine has özellikleri olan bir insandı.

Onu özel yapan; aileden gelen inanılmaz hafızası, genel kültürel birikimi, hemen her konuda ama özellikle Diyarbakır ve İslam tarihi ile ilgili şaşılacak derecede detaylı, doğru bilgi hazinesi ve her konudaki heyecanlı anlatım tarzıydı.

Denebilir ki en büyük eksikliği bu bilgi birikimini yazıya dökmemiş olmasıdır.

Abdussettar Hayati Avşar örneği kolay kolay gelmeyecek bir kendine özgü bilgeydi.

Diyarbekir’in yakınlardaki “basın tarihi” içinde ayrı bir yeri vardır merhum Abdüssettar Hayati Avşar’ın.

Abdüssettar Avşar bey aynı zamanda “ayaklı tarih” olarak da anılırdı.

Gerçekten Rahmetli bir üniversite mezunu kadar bilgisi vardı desem abartmamış olurum. Hem Osmanlıcaya vukufiyeti vardı, hemde Türkçeyi güzel konuşurdu… Bilgileri ve yaşayışları ile Diyarbekir kültürüne zenginlik katarken hem gazeteci, hem yazar, hem fahri profesör olan merhum Abdüssettar Hayati Avşar 19 Ocak 2015 tarihinde Ankara’da vefat etti.

Bu değerli insanı vefatının 11. Yılında bir kez daha rahmet minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun…