DİYARBAKIR HABER- İnsani Değerler ve Barış Platformu Başkanı Ahmet Elhakan, Öz Diyarbakır Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.

Elhakan; siyasi geçmişinden yeni kurulan platformun kuruluş amacına, toplumsal barıştan çerçeve yasa tartışmalarına, ekonomik sorunlardan hukuk ve insani değerlerin yeniden inşasına kadar geniş bir perspektifte değerlendirmelerde bulundu.

Görüntülerin odağındaki engelli taraftarlar ilk kez Öz Diyarbakır’a konuştu: Emekleyerek girdik
Görüntülerin odağındaki engelli taraftarlar ilk kez Öz Diyarbakır’a konuştu: Emekleyerek girdik
İçeriği Görüntüle

“Siyaseti şimdilik dondurdum”

Sayın Elhakan, sizin siyasi geçmişiniz de var. Anavatan Partisi’nde Genel Başkan Yardımcılığı ve teşkilatlanmadan sorumlu görevler yürüttünüz. Yeni platforma geçmeden önce siyasi kariyerinizde nasıl bir değişiklik yaşandı? İstifa mı ettiniz, yoksa farklı bir karar mı aldınız?

“Çok sevdiğim ve saydığım Genel Başkanım ile görüşerek yeni dönemde görev almak istemediğimi kendisine ilettim. Anavatan Partisi’nde çok güzel dostluklar ve arkadaşlıklar biriktirdim. Çok güzel görevler yaptık. Anavatan Partisi, rahmetli Turgut Özal döneminde iktidar yaşamış ve Türkiye’ye önemli katkıları olmuş bir parti. Bu partide görev yapmaktan büyük şeref duyuyordum, yine duyuyorum. Bu dönem görev almak istemedim. Genel Başkanımdan müsaade istedim. Siyasete biraz daha geriden bakmak, gelişmeleri takip etmek istedim. Bu nedenle siyasi faaliyetlerimi şimdilik dondurmuş olduk. Ancak bunu siyaseti tamamen bıraktığım şeklinde değerlendirmiyorum. Bizim gibi sivil toplum alanında ve siyasette görev almış insanların, ülkeye hizmet noktasında bir görev veya ihtiyaç ortaya çıktığında ellerinden geleni yapması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle gelecekle ilgili kesin bir şey söylememekle birlikte, şimdilik siyaseti dondurdum.”

İnsani Değerler ve Barış Platformu neden kuruldu?

Gelelim yeni oluşuma. İnsani Değerler ve Barış Platformu’nu kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Platformun temel amacı nedir?

“Aslında ilk düşündüğüm isim İnsani Değerler Platformu’ydu. Batman’daki Anavatan Partisi İl Başkanımız Cemal Doğan ile bu konuyu istişare ettik. Kendisi, “Ahmet Başkan, bunun içerisinde barış da olmalı. Ülkemizde barış eksikliği ve barış sıkıntısı da var” dedi. Bunun üzerine platformun adını İnsani Değerler ve Barış Platformu olarak belirledik. Türkiye’de çok ciddi bir dezenformasyon sorunu olduğunu düşünüyoruz. Bu sorun yalnızca tek bir alanda değil; adalet, hukuk, ekonomi, meslek grupları, toplumsal ilişkiler ve daha birçok alanda karşımıza çıkıyor. Biz de toplumumuza farklı alanlarda doğru mesajlar verebilmek amacıyla böyle bir sivil oluşuma ihtiyaç olduğunu düşündük. Ekonomi, hukuk, dış ilişkiler, iç barış ve siyaset gibi alanlarda uzmanlaşmış kişilerle görüşüyoruz. Önümüzdeki dönemde Diyarbakır, Ankara, Antalya ve İstanbul başta olmak üzere farklı illerde uzmanları davet ederek seminerler düzenlemeyi planlıyoruz. Platformun merkezini Antalya olarak belirledik. Yedi kişilik bir yönetim kurulu oluşturmayı planlıyoruz. İsimlerle ilgili çalışmalarımız tamamlandıktan sonra kamuoyuyla paylaşacağız. İlerleyen süreçte farklı illerde de temsilcilikler oluşturmak istiyoruz. Ekonomistlerin, hukukçuların, siyasetçilerin ve farklı alanlardaki uzmanların katkı sunacağı bir yapı hedefliyoruz. Amacımız Türkiye genelinde insani değerlerin, toplumsal barışın ve birlikte yaşama kültürünün konuşulduğu platformlar oluşturmak.”

“Herkesin Kazandığı Bir Süreç Olmalı”

Toplumsal barışın sürdürülebilir hale gelmesinde hukuki zeminin rolü önemli. Gündemdeki çerçeve yasa açısından platformunuzun yaklaşımı nedir? Bu düzenlemenin toplumsal uzlaşıya nasıl katkı sunabileceğini düşünüyorsunuz?

“Çerçeve yasa aylar süren çalışmaların ardından önemli bir aşamaya geldi. Ancak bunun başlangıcın sonu olduğunu düşünüyorum. Çünkü önümüzde hâlâ yapılması gereken çok iş var. Yaklaşık 40 yıllık bir süreçten söz ediyoruz. Bunun bir günde veya yalnızca bir yasayla tamamen çözüme ulaşması mümkün değil. Öncelikle muhatapların daha belirgin olması gerekiyor. Toplumun da bu süreci doğru anlaması gerekiyor. Bence bu süreç bir tarafın kaybedip diğer tarafın kazandığı bir süreç olmamalı. Herkesin kazandığı bir süreç olmalı. Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkeslerin, farklı inanç ve siyasi görüşlere sahip insanların bu sürece katkı sunması gerekiyor. Bu meseleyi yalnızca tek bir başlık üzerinden değerlendirmemek lazım. Ekonomik sorunlar, hak, hukuk ve adalet gibi konuların da ele alınması gerekiyor. 40 yıllık çatışmanın çok ağır insani ve ekonomik sonuçları olduğunu düşünüyorum. İnsanlar hayatını kaybetti, aileler acı yaşadı ve büyük ekonomik kayıplar meydana geldi. Benim düşünceme göre savaşın bir bedeli varsa, barışın da bir bedeli olmalı. Bu bedel de herkesin bir adım ileriye atmasıdır. Geçmişte yaşananları sürekli birbirimizin yüzüne vurmak yerine helalleşmek, birbirimizden helallik istemek ve geleceğe bakmak gerekiyor. Ayrıca silah bırakan insanların topluma nasıl entegre edileceği de mutlaka konuşulmalı. Bunun için hukuk, eğitim, sosyal yaşam ve farklı alanlarda uzmanların yer aldığı çalışmalar yapılmalı. Bu entegrasyon sağlanmazsa geçmişte yaşanan sorunların yeniden ortaya çıkabileceği endişesini taşıyorum.

Melis Yasaaa

Türkiye’de hangi insani değerler kayboluyor?

Platformunuzun temel amaçlarından biri de toplumda zayıfladığını veya kaybolduğunu düşündüğünüz insani değerleri yeniden güçlendirmek. Sizce bugün toplumda en fazla hangi değerlerin yeniden inşa edilmesine ihtiyaç var?

“Toplumun ekonomik ve kültürel nedenlerle giderek fakirleştiğini düşünüyorum. Burada yalnızca ekonomik fakirlikten bahsetmiyorum; insani değerler açısından da bir fakirleşme söz konusu. Bir tarafta çok büyük servetlere sahip insanlar bulunurken diğer tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan milyonlarca insan olduğunu görüyoruz. Emeklilerin ve düşük gelirli insanların geçim mücadelesi verdiğini görüyoruz. İnsanların temel gıda ürünlerine ulaşabilmek için kuyruklarda beklediği görüntülerle karşılaşıyoruz. Bana göre böyle bir tabloda insani değerleri yeniden konuşmak gerekiyor. Bir insanın bütün hayatını yalnızca ev veya araba sahibi olmak için çalışarak geçirmek zorunda kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Ekonomik sıkıntılar insanların hızlı ve kolay yoldan zengin olma arzusunu da artırabiliyor. Bunun sonucunda gençler arasında suç, çeteleşme, uyuşturucu, bahis ve kumar gibi sorunların yayılmasından endişe duyuyorum. Üretim kültürünün güçlendirilmesi gerekiyor. Sosyal devlet anlayışının da yalnızca insanlara yardım ulaştırmak şeklinde anlaşılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sosyal devlet, insanların onurlu, güvenli ve üretken bir hayat sürdürebilmesini sağlamalıdır. Bunun yanında hoşgörü, adalet ve empati gibi değerleri yeniden güçlendirmemiz gerekiyor.”

Siyasetin dili toplumsal barışa nasıl katkı sunabilir?

Kutuplaşmanın ve siyasi gerilimlerin arttığı dönemlerde sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşüyor. Siz de uzun yıllar STK’larda görev aldınız. Bugünkü siyasi dilin toplumsal barış açısından nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz? Siyasi aktörlere çağrınız nedir?

“Ben siyaset yaptığım dönemlerde de yapıcı ve toplumu birleştirici bir dil kullanmaya gayret ettim. Siyasetçilerin de toplumu ayrıştıran söylemler yerine daha çözüm odaklı, birleştirici ve insanların değerlerini hatırlatan bir dil kullanması gerektiğini düşünüyorum. Bugün iktidar ve muhalefet arasındaki siyasi tartışmaların önemli bir bölümünü karşılıklı suçlamalar oluşturuyor. Ben bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Siyasetçiler ülkenin ekonomisi için ne yapacaklarını, dış dünyayla ilişkileri nasıl geliştireceklerini, hukuk ve adalet alanında hangi politikaları uygulayacaklarını anlatmalı. Bizim gibi sivil toplum kuruluşlarına da burada görev düşüyor. Hazırlayacağımız ekonomik, hukuki ve siyasi raporları siyasi partilerle paylaşmayı ve çözüm önerilerimizi anlatmayı planlıyoruz. Ben Türkiye’de daha çözüm odaklı, sosyal devlet anlayışını güçlendiren bir siyaset görmek istiyorum. Sosyal devletin yalnızca yardım dağıtmak olmadığını düşünüyorum. Sosyal devlet insanların onurunu korumalı, üretime yönlendirmeli ve adil bir yaşam standardı oluşturmalıdır. Devletin itibarı da yalnızca sahip olduğu binalar veya maddi imkânlarla ölçülmemeli. Bana göre devletin itibarı, vatandaşına sağladığı refah, huzur, adalet ve hukukun üstünlüğüyle ilgilidir.”

Ekonomi, hukuk ve toplumsal barış arasında nasıl bir ilişki var?

Son olarak ekonomik istikrar ile toplumsal barış ve adalet arasında doğrudan bir bağ olduğu ifade ediliyor. Ekonomide yaşanan sorunların insani değerler ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Ekonomi, siyaset ve toplumsal değerler arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Siyasi ve ekonomik sorunların yoğun olduğu toplumlarda vatandaşların siyasetten beklentisi de değişebiliyor. İnsanlar siyasetçiden ülke politikası üretmesini istemek yerine kendi çocuğuna iş, yakınına tayin veya kişisel bir çözüm talep edebiliyor. Oysa siyasetin görevi kişisel taleplerden ziyade toplumun tamamı için politikalar üretmektir. Ekonomik sorunların derinleşmesiyle birlikte insanların geçim mücadelesi de ağırlaşıyor. Bu durumun suç, uyuşturucu, bahis, kumar ve çeteleşme gibi sorunlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle gençlerin bu alanlara yönelmesi konusunda ciddi bir toplumsal çalışma yapılması gerektiğine inanıyorum. Bunun yanında toplumun farklı kesimleri arasında yeniden güven ve dayanışma oluşturmalıyız. Ben Türkiye’de insanların birbirleriyle yeniden bir araya gelmesinin yollarının aranması gerektiğini düşünüyorum Kürtlerin de Türklerin de birbirlerinin varlığını ve kültürünü kabul ederek ortak bir gelecek kurabileceğine inanıyorum. Kürtçe söylediğim “Her bijî Türkiye” ifadesinin de bu düşüncenin bir sembolü olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin bütün farklı kimlikleriyle birlikte yaşayabilmesi gerekiyor. Geçmişte özellikle Kürt çocuklarının eğitim hayatına başladığında yaşadığı dil ve kimlik sorunları gibi meselelerin de artık daha farklı bir anlayışla ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Birlikte çalışmalıyız, birbirimizin önünü açmalıyız. Ben karanlığa bir mum yaktım. İnşallah akademisyenlerimiz, uzmanlarımız, siyasetçilerimiz ve toplumun farklı kesimleri bu ışığı büyütür. İnsani değerlerin ve toplumsal barışın yeniden güçlendirilmesi için çalışmaya devam edeceğiz. Her bijî Türkiye.”

Muhabir: MEHMET SAİT BAYRAM