Günümüzün modern putları haline gelen bazı ideolojiler ve "izm"ler, insanı özünden koparıp biyolojik bir kimliğin dar kalıplarına hapsetmektedir.

Özellikle feminizm ve maskulizm adı altında yürütülen ideolojik kavgalar, kadını ve erkeği birbirine hayat arkadaşı değil, birer rakip, birer stratejik düşman olarak konumlandırmaktadır.

Bu iki kutup, karşı cinsiyeti şeytanlaştırırken, aslında insanı insan yapan, en temel değerleri bir kenara itmekte, adaletli, saygılı, anlayışlı, uyumlu, huzurlu ve barışçıl yaşama imkânlarını zayıflatmaktadır.

​İdeolojik Körlük ve "Öteki"nin İnşası; Feminist ve maskulist söylemlerin en büyük çıkmazı, bireysel hataları, toplumsal birer nefret nesnesine dönüştürmeleridir.

Bir taraf, erkeği doğuştan gelen bir zorba olarak kodlarken; diğer taraf, kadını sinsi ve çıkarcı bir varlık olarak tasvir etmektedir.

Bu yaklaşım, Kur’an-ı Kerim’in bizlere sunduğu "Birbirinizin velisidirler" hakikatini, örtbas etmektedir.

Bu ideolojiler, erdemli olmayı değil, "haklı çıkmayı" ve "üstün gelmeyi" hedefler.

Oysa adaletin olmadığı yerde, hakkaniyetten, merhametin olmadığı yerde ise insani bir iletişimden söz edilemez.

​Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (takva sahibi olanınızdır)." (Hucurât, 13)

Zehirli Genellemeler ve Vicdanın İflası; Karşı cinsiyeti toptan reddeden, alay eden ve aşağılayan bu dil, aslında derin bir aşağılık kompleksinin ve sorumluluktan kaçışın ürünüdür.

Kendi eksiklerini ve erdem yoksunluğunu "karşı tarafın kötülüğü" üzerinden meşrulaştırmak, vicdanı susturmanın en kolay yoludur.

Modern birey, Resul'ün hayatında ve Kur'an'ın rehberliğinde sunulan "emanet" bilincini kaybetmiştir.

Kadın ve erkek, birbirine muhtaç ve birbirini tamamlayan iki parça iken (Bakara, 187), ideolojiler bu parçaları, birbirini parçalayan dişlilere dönüştürmüştür.

Takva, sadece ibadetlerden ibaret değildir; o, bir sorumluluk bilinci, şirk ve günahlardan kendini vahiy ile korumaya alma hali ve kendine çekidüzen vererek dikkatli olma halidir.

Takvalı bir insan, ırkçılıktan, cinsiyetçilikten, kibirden, alay ve aşağılamalardan, adaletsizlikten ve zulümden uzak durur.

Feminist veya maskulist bir fanatizmin pençesinde olan kişi, kendi nefsini tezkiye etmek yerine, karşı tarafın kusurlarını biriktirerek bir nefret kulesi inşa eder.

Bu durum, toplumsal dokuyu bozan, aileyi dinamitleyen ve empatiyi yok eden bir "cinsiyet ırkçılığı"dır.

Uyarı ve Uyanış: Emanete İhanet Etmeyin; Bu zehirli iklimden kurtulmanın tek yolu, biyolojik kimliklerin ötesinde bir "kul" ve "insan" olduğumuzu hatırlamaktır.

Kadın ve erkeği birbirine rakip kılan her sistem, özünde adaletsizdir. Allah, iki cinsiyeti de bir imtihan vesilesi ve birbirine sükûnet kaynağı olarak yaratmıştır.

Bir tarafın tümünü "şeytanlaştırmak", Allah’ın yaratışındaki hikmeti sorgulamak ve haddi aşmaktır.

Allah, haddi aşanları sevmez.

​Eğer adalet, merhamet, empati ve sorumluluk bilinci geri gelmezse, bu ideolojik savaşın kazananı olmayacaktır.

Sadece parçalanmış hayatlar, nefretle dolmuş kalpler ve yalnızlaşmış bireyler kalacaktır.

Unutulmamalıdır ki; takva ve erdem, cinsiyete göre değişen bir aksesuar değil, her bir ferdin kuşanması gereken ilahi bir zırhtır.

Cinsiyetçilik yapmak, bir üstünlük göstergesi değil, ahlaki bir yoksunluktur.