Kar, birçok şehir için bereket, çocuklar için sevinç, fotoğraf kareleri için estetik demektir. Ancak Diyarbakır’da yağan kar, bu kez sevinçten çok çileyi beraberinde getirdi. Kent merkezinde kar kalınlığının yer yer 40 santimetreye ulaşmasıyla birlikte, hava ve kara ulaşımı adeta durma noktasına geldi.
İki gündür aralıksız süren kar yağışı, kenti beyaza bürürken günlük yaşamı da felç etti. Cadde ve sokaklar sessizliğe gömüldü, esnaf kepenk açamadı, vatandaş evinden çıkamaz hale geldi. En büyük sorun ise ulaşımda yaşandı. Yolda kalan halk otobüslerini vatandaşların itmek zorunda kalması, yaşanan tabloyu özetliyordu.
Bir şehir düşünün; ana arterlerde dahi araçlar ilerleyemiyor, mahalle aralarına ise kar temizleme araçları hiç uğramamış. Bir çok yer kaderine terk edilmiş durumda. Tuzlama ve küreme yetersi, ulaşım yok, mağduriyet çok.
Elbette kar yağışı bir doğa olayıdır ve engellenemez. Ancak asıl sorgulanması gereken, bu tür durumlara ne kadar hazırlıklı olunduğudur. Meteoroloji günler öncesinden uyarı yaparken, kentte neden yeterli önlem alınmadı? Neden bazı mahalleler tamamen unutuldu? Neden vatandaş kendi imkânlarıyla çözüm üretmek zorunda bırakıldı?
Kar, Diyarbakır için alışılmadık olabilir ama imkânsız değildir. Önemli olan kriz anlarında hızlı, adil ve etkili müdahaledir. Bugün yaşananlar, karla mücadelede ciddi eksiklikler olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Yetkililerin bu tabloyu iyi okuması gerekiyor. Çünkü mesele sadece kapanan yollar değil; işe gidemeyen emekçi, okula ulaşamayan öğrenci, hastaneye gitmekte zorlanan bir şehir var ortada. Kar geçer, erir gider. Ama ihmaller unutulmaz.