Dünyanın herhangi bir köşesinde çıkan savaş, artık sadece o coğrafyayı ilgilendirmiyor. Küreselleşen ekonomiyle birlikte, binlerce kilometre ötede yaşanan bir çatışma, soframızdaki ekmeğin fiyatına kadar uzanıyor. Bugün İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim de bunun en güncel örneklerinden biri.

Savaşın ilk etkisi her zaman piyasalarda hissedilir. Belirsizlik arttıkça yatırımcı güveni sarsılır; güvenli liman olarak görülen altın yükselir, petrol fiyatları dalgalanır, döviz kurları ani sıçramalar yapar. Bu dalgalanma doğrudan halkın cebine yansır.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu etki daha da sert hissedilir. Akaryakıta gelen zam, taşımacılık maliyetlerini artırır; bu da pazardaki sebze-meyveden market raflarındaki temel gıdaya kadar her ürünün fiyatını yukarı çeker. Son günlerde ulaşıma, ekmeğe ve yakıta yapılan zamlar tam da bu zincirin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Okulların kapanmasına sadece iki ay kalmışken servis ücretlerine yapılan zamlar, aslında krizin ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Aileler zaten artan hayat pahalılığıyla mücadele ederken, eğitim gibi temel bir alanda bile maliyetlerin yükselmesi sosyal etkileri de beraberinde getiriyor.

Cephede olmayan, çatışmanın parçası olmayan milyonlarca insan, ekonomik dalgalanmalar yoluyla bu bedeli ödemek zorunda kalıyor.

Ve ne yazık ki en büyük bedeli her zaman sıradan insanlar ödüyor.