DİYARBAKIR HABER- Yaklaşık 20 aydır devam eden barış süreci, yalnızca siyaset dünyasının değil, ekonomi çevrelerinin de en çok tartıştığı başlıkların başında geliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yürütülen komisyon çalışmaları, örgütün silah bırakma ve kendini feshetme yönündeki adımları ile yeni bir dönemin kapısı aralanırken, gözler sürecin ekonomik ve toplumsal sonuçlarına çevrildi.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya, gazetemize yaptığı kapsamlı değerlendirmede, kalıcı barışın yalnızca güvenlik alanında değil; yatırım, üretim, ihracat, turizm ve istihdam açısından da Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat oluşturduğunu söyledi. Çatışmalı sürecin ülkeye ağır ekonomik maliyetler yüklediğini belirten Kaya, hazırlanacak yasal çerçevenin kapsayıcı ve sürdürülebilir olması gerektiğini vurgulayarak, "Barışın gerçek değeri, insanların huzur içinde yaşayabildiği, yatırımcının güven duyduğu ve gençlerin geleceğini kendi kentlerinde kurabildiği bir Türkiye inşa edildiğinde ortaya çıkacaktır." dedi.
Barışın ekonomik boyutundan bölgenin yatırım potansiyeline, Irak ve Suriye ile ticaretin geleceğinden Diyarbakır'ın lojistik merkez olma iddiasına kadar birçok başlığı değerlendiren Mehmet Kaya, sürecin başarıya ulaşmasının yalnızca bölge için değil, Türkiye'nin tamamı için yeni bir kalkınma döneminin başlangıcı olacağını ifade etti. Gazeteci Sait BAYRAM’ın sorularını yanıtlayan Kaya, barışın ekonomik getirilerini ve bölgenin geleceğine ilişkin öngörülerini ayrıntılarıyla anlattı.
"Yaklaşık 20 aydır Türkiye farklı bir süreci yönetiyor"
Yaklaşık 20 aydır devam eden süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Yaklaşık yirmi aya yaklaşan bu süreçte gerçekten Türkiye adına önemli gelişmeler yaşandı. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, geçmişte yaşanan çözüm arayışlarından farklı olarak bu kez çok daha kurumsal ve çok daha planlı bir yöntem izlendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde oluşturulan komisyon uzun süre çalıştı. Farklı siyasi partilerin görüşleri alındı. Sivil toplum kuruluşları dinlendi. Bölgenin talepleri değerlendirildi. Bütün bunlar aslında devletin meseleyi sadece güvenlik eksenli değil, siyasi, hukuki ve toplumsal boyutlarıyla ele almaya çalıştığını gösteriyor. Diğer taraftan örgütün silah bırakma kararı alması ve kendisini feshettiğini açıklaması da geçmiş dönemlerden ayrılan en önemli gelişmelerden biridir. Türkiye daha önce de benzer süreçler yaşadı. Ancak bu kadar somut adımların aynı zaman diliminde atıldığına çok fazla şahit olmadık. Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada sürecin geçmiş deneyimlere göre daha güçlü bir zeminde ilerlediğini söylemek yanlış olmaz”

"Abdullah Öcalan'ın çağrılarının karşılık bulması süreci güçlendirdi"
Sürecin ilerlemesinde hangi gelişmeleri en önemli dönüm noktası olarak görüyorsunuz?
“Sürecin en dikkat çekici taraflarından biri Abdullah Öcalan'ın yaptığı çağrıların örgüt tarafından büyük ölçüde karşılık bulmasıdır. İlk dönemlerde kamuoyunda ciddi soru işaretleri vardı.
"Acaba örgüt bu çağrılara uyacak mı?"
"Süreç yarım mı kalacak?"
"Bölünmeler yaşanacak mı?"
Bütün bu sorular konuşuluyordu. Ancak geçen zaman içerisinde örgütün attığı adımlar, bu endişelerin önemli ölçüde ortadan kalkmasını sağladı. Bu durum sadece Türkiye açısından değil, uluslararası kamuoyu açısından da önemli bir güven oluşturdu. Çünkü çatışmaların sona ermesi yalnızca bir siyasi gelişme değildir. Bu aynı zamanda ekonomik, sosyal ve insani sonuçları olan tarihi bir dönüşümdür.”
"Orta Doğu'da barış isteyen kadar istemeyenler de var"
Süreci uluslararası gelişmelerden bağımsız değerlendirmek mümkün mü?
“Hayır. Kesinlikle mümkün değil. Biz sıradan bir coğrafyada yaşamıyoruz. Dünyanın enerji yollarının kesiştiği... Petrol rezervlerinin bulunduğu... Küresel güçlerin sürekli rekabet ettiği bir bölgede yaşıyoruz. Dolayısıyla Türkiye'de yaşanacak kalıcı bir barış yalnızca Türkiye'yi ilgilendirmiyor. Komşu ülkeleri de ilgilendiriyor. Uluslararası aktörleri de ilgilendiriyor. Enerji piyasalarını da etkiliyor. Ticaret koridorlarını da etkiliyor. Bu nedenle bölgede huzur isteyen kadar, huzursuzluktan çıkar sağlayan çevrelerin bulunduğunu da görmek gerekiyor. Orta Doğu'nun yakın tarihine baktığımız zaman bunun sayısız örneğini görüyoruz.”
"Sorunlarımızı başkalarının çözmesini bekledik"
Sizce geçmişte neden kalıcı çözümler üretilemedi?
“Bence en büyük hata şu oldu. Bölge ülkeleri kendi sorunlarını kendileri çözmek yerine çoğu zaman dış aktörlerin etkisi altında kaldılar. Oysa hiçbir ülkenin sizin kadar bu coğrafyada huzur istemesi mümkün değildir. Her ülke kendi çıkarına göre hareket eder. Siz kendi sorununuzu çözemezseniz başkalarının sizin adınıza çözmesini beklersiniz. O zaman da çözüm değil, yeni sorunlar ortaya çıkar. Bugün Türkiye'nin geçmiş dönemlerden farklı olarak kendi kurumlarıyla, kendi siyaset mekanizmasıyla ve kendi toplumsal dinamikleriyle bu süreci yürütmeye çalışması son derece önemlidir.”
"Asıl sınav şimdi başlıyor"
Bundan sonraki süreçte en kritik aşama sizce nedir?
“Bana göre asıl zor dönem şimdi başlıyor. Çünkü bugüne kadar daha çok iyi niyet açıklamaları yapıldı. Silah bırakma yönünde kararlar alındı. Siyasi irade ortaya konuldu. Bundan sonraki aşamada bunların hukuki zemine oturtulması gerekiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde hazırlanan raporların artık kapsamlı bir çerçeve yasaya dönüşmesi gerekiyor. Bu yasa sadece bugünü değil, gelecek onlarca yılı da şekillendirecek. Dolayısıyla çok dikkatli hazırlanmalı”
"50 yıllık çatışma birkaç maddelik düzenlemeyle bitmez"
Çerçeve yasadan beklentiniz nedir?
“Biz yaklaşık elli yıllık çatışmalı bir süreçten söz ediyoruz. Bunun yanında yüz yılı aşkın süredir tartışılan bir Kürt meselesi var. Böylesine derin bir meseleyi birkaç teknik düzenlemeyle çözemezsiniz. Hazırlanacak yasa toplumun bütün kesimlerine güven vermeli. Sürdürülebilir olmalı. Gelecekte yeni krizler üretmemeli. En önemlisi de kimsenin "Bu düzenleme beni kapsamıyor." demeyeceği kadar kapsayıcı olmalıdır”
"Belirsizlik yeni sorunlar doğurur"
Kapsayıcılık derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?
“Şunu kastediyorum. Bugün dağda bulunan insanlar var. Avrupa'da yaşayan siyasi aktörler var. Cezaevinde bulunanlar var. Yargılaması devam eden insanlar var. Bu sürecin doğrudan ya da dolaylı tarafı olmuş binlerce insan bulunuyor. Elbette bütün bunlar hukukun belirlediği çerçevede değerlendirilecektir. Ancak insanlar sonsuza kadar belirsizlik içerisinde bırakılamaz. Çünkü belirsizlik yeni krizlerin en önemli nedenidir. Bir barış inşa edilecekse insanlar geleceğe umutla bakabilmelidir. Bu nedenle çerçeve yasanın kapsayıcı olması büyük önem taşıyor”
"Bugün bir zorunlulukla karşı karşıyayız"
Tarafların samimi olduğunu düşünüyor musunuz?
“Ben şu ana kadar samimi bir irade görüyorum. Bunun temel nedeni de aslında yaşanan bölgesel gelişmelerdir. İran'da yaşananlar… Suriye'nin yeniden şekillenmesi… Irak'ın yeniden yapılanma süreci… Bütün bunlar Türkiye'nin kendi iç barışını sağlamasını artık bir tercih olmaktan çıkardı. Bugün bu mesele stratejik bir zorunluluk haline geldi. Eğer Türkiye bu süreci doğru yönetmezse çevresinde yaşanan istikrarsızlıkların benzerlerini kendi içinde yaşama riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle hem devlet tarafında hem de karşı tarafta çözüm konusunda ciddi bir kararlılık görüyorum.”

"Toplumu barışın ekonomik getirisine yeterince hazırlayamadık"
Sürecin eksik yönleri sizce neler oldu?
“Bence bu süreçte en önemli eksikliklerden biri toplumsal hazırlık konusunda yaşandı. Siyasi görüşmeler yürütüldü, güvenlik boyutunda önemli gelişmeler yaşandı, çeşitli açıklamalar yapıldı ancak toplumun geniş kesimlerine barışın ekonomik ve sosyal getirileri yeterince anlatılamadı. Bugün insanlar doğal olarak sürecin güvenlik boyutunu konuşuyor. Silahların susmasını, çatışmaların sona ermesini değerlendiriyor. Oysa işin görünmeyen ama belki de en önemli tarafı ekonomidir. Çünkü savaş yalnızca insanların hayatını kaybetmesine neden olmaz. Aynı zamanda üretimi durdurur, yatırımları engeller, turizmi bitirir, işsizliği artırır ve ülkenin kaynaklarını kalkınmaya değil güvenlik harcamalarına yönlendirir. Toplumun bunu çok iyi anlaması gerekiyor. Barış dediğimiz şey yalnızca silahların susması değildir. Aynı zamanda çocukların daha iyi eğitim almasıdır, çiftçinin daha fazla üretmesidir, sanayicinin yeni fabrika kurmasıdır, gençlerin iş bulabilmesidir”
"Bu savaş sadece bölgeyi değil, Türkiye'nin tamamını etkiledi"
Genellikle çatışmaların bölgeyi etkilediği söylenir. Siz bunun bütün ülkeye yayılan bir etkisi olduğunu ifade ediyorsunuz.
“Kesinlikle öyle. Bu savaş yalnızca Diyarbakır'ın, Mardin'in, Şırnak'ın ya da Hakkâri'nin sorunu olmadı. Bu savaş Ege'deki çiftçiyi de etkiledi. İç Anadolu'daki üreticiyi de etkiledi. Karadeniz'deki sanayiciyi de etkiledi. Çünkü devlet bütçesi sınırsız değildir. Siz bütçenizin önemli bir bölümünü yıllarca güvenlik harcamalarına ayırdığınızda aynı kaynağı eğitime, sağlığa, tarıma, teknolojiye veya sanayiye aktaramazsınız. Dolayısıyla savaşın maliyetini aslında 85 milyon vatandaş birlikte ödedi. Bunu sadece bölgesel bir mesele olarak görmek doğru değildir.”
"Barışın kârı topluma doğru anlatılmalı"
Siz sık sık "barışın ekonomik getirisi" ifadesini kullanıyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
“Bugün toplumun önemli bir kısmı sadece çatışmaların sona ermesini konuşuyor. Ama işin ekonomik tarafı çok daha büyük. Düşünün… Yıllardır ayrılan güvenlik bütçeleri var. Askeri harcamalar var. Operasyon maliyetleri var. Altyapı kayıpları var. Göçler nedeniyle oluşan ekonomik zararlar var. Üretilemeyen tarım alanları var. Kapanan işletmeler var. Gelmeyen turistler var. Yapılmayan yatırımlar var. Bütün bunların toplam maliyetini düşündüğünüz zaman ortaya çok büyük bir tablo çıkıyor.
Toplum artık şu soruyu sormalı: "Eğer bu kaynaklar savaşa değil de üretime ayrılsaydı bugün Türkiye nerede olurdu?" İşte barışın ekonomik değeri tam da burada ortaya çıkıyor.
"2 trilyon dolarlık maliyet yalnızca görünen kısmı"
Kamuoyunda zaman zaman çatışmaların ekonomik maliyetinin 2 trilyon dolara yaklaştığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Siz bu rakamları nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Bu tür rakamlar kamuoyunda farklı şekillerde ifade ediliyor. Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta şu: Biz sadece doğrudan yapılan harcamaları konuşuyoruz. Oysa görünmeyen maliyet çok daha büyüktür. Örneğin bir yatırımcı yatırım yapmaktan vazgeçti.
Bunun maliyetini hesaplıyor muyuz?
Turist gelmedi.
Onun bıraktığı ekonomik değeri hesaplıyor muyuz?
Bir fabrika hiç kurulmadı.
Onun sağlayacağı istihdamı hesaplıyor muyuz?
Gençler iş bulamadı.
Nitelikli insanlar başka illere veya başka ülkelere göç etti.
Bütün bunlar da savaşın ekonomik maliyetidir. Dolayısıyla gerçek maliyet yalnızca bütçeden çıkan para değildir. Kaybedilen fırsatlar da bu maliyetin önemli bir parçasıdır.”
"Teşvik var ama güven olmayınca yatırım gelmiyor"
Devlet uzun yıllardır bölgeye teşvik veriyor. Buna rağmen beklenen yatırım neden gerçekleşmedi?
“Çünkü yatırımcı sadece teşvik hesabı yapmaz. Yatırımcı geleceğe bakar. Önünü görmek ister. Hukuki güvence ister. Toplumsal huzur ister. İstikrar ister. Siz istediğiniz kadar vergi indirimi sağlayın. İstediğiniz kadar arsa tahsis edin. İstediğiniz kadar kredi desteği verin. Eğer yatırımcı yarın ne olacağını bilmiyorsa gelip yatırım yapmaz. Bunu yalnızca Türkiye'de değil dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Sermaye belirsizlikten hoşlanmaz. Riski sevmez. Huzurun olduğu yere gider.”
"Doğu ve Güneydoğu teşviklerden beklediği payı alamadı"
Bölgesel kalkınma açısından tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Yaklaşık yirmi yıldır farklı teşvik programları uygulanıyor. Ancak rakamlara baktığımız zaman Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun aldığı yatırım payı hâlâ istenilen seviyede değil. Bazı değerlendirmelere göre 29 ili kapsayan bölgeler toplam teşviklerden yaklaşık yüzde 10 seviyesinde pay alırken, büyükşehirler çok daha yüksek oranlarda yatırım çekmeye devam ediyor. Bu yalnızca teşvik sistemiyle açıklanamaz. Bunun en önemli nedenlerinden biri yatırım ortamıdır. Yatırım iklimidir. Yatırımcı güven duyarsa gelir. Güven duymazsa teşvik tek başına yeterli olmaz”

"Sermaye huzuru sever"
Yatırım kararlarında güvenlik gerçekten bu kadar belirleyici mi?
“Elbette. Sermayenin milliyeti olmayabilir ama refleksi aynıdır. Dünyanın neresine giderseniz gidin yatırımcı önce şu soruları sorar:
"Bu ülkede hukuk işler mi?"
"Bu bölgede huzur var mı?"
"Ürettiğim malı güvenli şekilde satabilir miyim?"
"Çalışanlarımı koruyabilir miyim?"
Bu soruların cevabı olumluysa yatırım gelir. Olumsuzsa yatırım başka ülkeye gider. Turizm de böyledir. Kimse çatışma yaşanan bir bölgeye tatil planı yapmaz. Bu nedenle barış yalnızca siyasetin değil ekonominin de en önemli şartıdır”
"Barış bütçeyi üretime yönlendirecek"
Kalıcı bir barış ekonomik olarak ilk etapta neyi değiştirir?
“Bence en önemli değişiklik kamu kaynaklarının kullanımında yaşanacaktır. Bugün güvenlik için ayrılan kaynakların önemli bir bölümü zamanla eğitime, teknolojiye, sanayiye, tarıma ve altyapıya yönlendirilebilir. Bu da ekonomik büyümeyi hızlandırır. İstihdamı artırır. Yatırımları teşvik eder. Özel sektörün önünü açar. Yani barış sadece psikolojik bir rahatlama sağlamaz. Aynı zamanda ekonomik dönüşümün de kapısını aralar”
"Toplum artık savaş değil refah istiyor"
Sizce toplumun beklentisi nedir?
“Bugün insanlar artık çocuklarının geleceğini düşünüyor. İşini düşünüyor. Ekonomisini düşünüyor. Üretimini düşünüyor. Hiç kimse yeni çatışmalar istemiyor. Çünkü herkes biliyor ki her çatışmanın bedelini yalnızca cephedeki insanlar değil, bütün toplum ödüyor. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey; güven veren, kapsayıcı ve kalıcı bir barış ortamıdır. Bu sağlandığında ekonominin nasıl hızla değişeceğini hep birlikte göreceğiz”
"Diyarbakır, Orta Doğu'nun ticaret kapısı olabilir"
Kalıcı bir barış sağlanması halinde Diyarbakır ve bölge ekonomisinde nasıl bir değişim bekliyorsunuz?
“Kalıcı bir barışın sağlanması halinde en hızlı değişim yaşayacak bölgelerin başında Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu gelecektir. Çünkü biz yalnızca Türkiye'nin doğusunda yer alan bir şehir değiliz; aynı zamanda Orta Doğu'ya açılan en önemli ticaret kapılarından biriyiz. Coğrafi avantajımız yıllardır var ama bu avantajı tam anlamıyla ekonomik değere dönüştüremedik. Bunun en önemli nedenlerinden biri uzun yıllar devam eden güvenlik sorunları ve çatışmalı süreç oldu. Bugün Irak yeniden yapılanıyor. Suriye uzun yıllar süren savaşın ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Bu ülkelerin önümüzdeki yıllarda milyarlarca dolarlık inşaat malzemesine, gıdaya, makineye, tekstile ve sanayi ürünlerine ihtiyaç duyacağı açık. Türkiye'nin bu pazarlara en yakın üretim merkezlerinden biri Diyarbakır'dır. Eğer kalıcı barış sağlanırsa yatırımcılar bu avantajı değerlendirmek isteyecektir”
"Yatırımcı elli yıllık güven ister"
Son 20 aylık süreçte yatırım hareketliliği başladı mı?
“Olumlu sinyaller var ancak beklediğimiz ölçüde bir yatırım artışından henüz söz edemeyiz. Çünkü yatırımcı kısa vadeli düşünmez. Bir fabrika kuran insan yalnızca bugünü hesaplamaz. Önümüzdeki elli yılı, hatta çocuklarının geleceğini hesaplar. Biz geçmişte 2013-2015 yılları arasında umut veren bir süreç yaşadık. Ancak o sürecin başarısızlıkla sonuçlanması yatırımcı hafızasında önemli bir iz bıraktı. Bu nedenle bugün iş dünyası gelişmeleri olumlu karşılıyor ancak aynı zamanda temkinli davranıyor. Kalıcı güven oluşmadan büyük ölçekli yatırımların hızla gelmesini beklemek gerçekçi olmaz”
"Sermaye huzurun olduğu yere gider"
Siz sık sık "sermaye huzuru sever" diyorsunuz. Bunun pratikte karşılığı nedir?
“Aslında bu dünyanın her yerinde geçerli bir ekonomik kuraldır. Sermaye belirsizlikten hoşlanmaz. Bir yatırımcı, milyonlarca liralık yatırım yapacağı yerde öncelikle istikrar arar. Hukukun işlediği… Güvenliğin sağlandığı… Geleceğin öngörülebilir olduğu yerlere yatırım yapar. Bugün dünyanın gelişmiş ekonomilerine baktığınızda ortak özelliklerinden biri uzun yıllardır istikrarlı bir ortam sunmalarıdır. Biz de aynı güven ortamını oluşturabilirsek sadece yerli yatırımcı değil, uluslararası yatırımcılar da bölgeye ilgi gösterecektir”
"Turizm barışın ilk kazananlarından biri olur"
Turizm açısından nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?
“Turizm, barıştan en hızlı etkilenen sektörlerden biridir. Çünkü turist önce güvenlik arar. Bir şehir ne kadar zengin tarihi mirasa sahip olursa olsun insanlar kendilerini güvende hissetmiyorsa oraya gitmezler. Diyarbakır son yıllarda kültür turizminde önemli bir ivme yakaladı. Tarihi Sur, İçkale, Ongözlü Köprü, Hevsel Bahçeleri, Ulu Cami ve diğer kültürel değerler her geçen yıl daha fazla ziyaretçi çekiyor. Geçtiğimiz yıl kent önemli sayıda yerli turisti ağırladı. Bu yılın ilk altı ayında da ciddi bir ziyaretçi hareketliliği yaşandı. Ancak bizim asıl hedefimiz uluslararası turizmdir. Kalıcı barış sağlandığında Diyarbakır sadece Türkiye'nin değil, Orta Doğu'nun en önemli kültür destinasyonlarından biri olabilir”
"Irak pazarında kaybettiğimiz avantajı yeniden kazanabiliriz"
Siz sık sık Irak örneğini veriyorsunuz. Bunun nedeni nedir?
“Çünkü Irak bizim en önemli ihracat pazarlarımızdan biri. Bundan yaklaşık on yıl önce Türkiye, Irak'ın en büyük tedarikçisiydi. Ancak bugün tablo değişti. Binlerce kilometre uzaklıktaki Çin, Irak pazarında çok daha güçlü bir konuma geldi. Bu bize önemli bir ders veriyor. Coğrafi yakınlık tek başına yetmiyor. Eğer güvenlik sorunları, lojistik maliyetler ve siyasi belirsizlikler devam ederse siz en yakın pazarınızı bile kaybedebilirsiniz. Barış ortamı sağlandığında Türkiye bu avantajını yeniden değerlendirebilir”
"Diyarbakır lojistik merkezine dönüşebilir"
Bölgenin lojistik potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Çok büyük bir potansiyelimiz var. Habur Sınır Kapısı'na yakınlığımız… Nusaybin hattı… Suriye'ye olan bağlantılar… Demiryolu projeleri… Karayolu ulaşımı… Bütün bunlar doğru planlandığında Diyarbakır'ı doğal bir lojistik merkezine dönüştürebilir. Bugün Avrupa'daki birçok firma Irak veya Suriye pazarına ürün göndermek istediğinde üretim tesislerini Türkiye'nin batısında kuruyor. Oysa kalıcı barış sağlanırsa bu tesislerin önemli bir kısmı Güneydoğu Anadolu'ya kayabilir. Bu da binlerce yeni istihdam anlamına gelir”
"Komşularla ticaret kalkınmanın temelidir"
Bölgesel ticaret neden bu kadar önemli?
“Çünkü gelişmiş ekonomilere baktığınız zaman dış ticaretlerinin önemli bölümünü komşularıyla yaptıklarını görürsünüz. Avrupa Birliği bunun en güzel örneğidir. Önce komşularınızla güçlü ekonomik ilişkiler kurarsınız. Sonra dünya pazarlarına açılırsınız. Bizim de Irak, Suriye ve bölge ülkeleriyle ticaretimizi büyütmemiz gerekiyor. Barışın en büyük ekonomik getirilerinden biri de budur. Sınırlar yalnızca güvenlik açısından değil, ticaret açısından da daha aktif hale gelir”
"Barış yalnızca bölgeyi değil Türkiye'yi büyütür"
Kamuoyunda bazen barış sürecinin sadece bölgeyi ilgilendirdiği yönünde bir algı oluşuyor. Siz buna katılıyor musunuz?
“Kesinlikle katılmıyorum. Barış yalnızca Diyarbakır'ın, Mardin'in ya da Şırnak'ın meselesi değildir. Barış Türkiye'nin meselesidir. Çünkü Türkiye ekonomisi tek bir bütçeyle yönetiliyor. Bütçedeki her tasarruf, her yatırım bütün ülkeyi ilgilendiriyor. Eğer güvenlik harcamalarının bir kısmı üretime yönlendirilirse bunun faydasını yalnızca bölge değil İzmir de görür, Bursa da görür, Konya da görür, Trabzon da görür. Dolayısıyla bu süreci sadece bölgesel bir mesele olarak okumak doğru değildir”
"Toplumsal güven en büyük sermayedir"
Son olarak topluma ne söylemek istersiniz?
“En önemli sermaye güven duygusudur. Toplum birbirine güven duyarsa… Yatırımcı geleceğe güven duyarsa… Gençler kendi şehirlerinde gelecek kurabileceklerine inanırsa… İşte o zaman gerçek kalkınmadan söz edebiliriz. Barış dediğimiz şey yalnızca silahların susması değildir. Barış; fabrikaların bacalarının tütmesidir. Barış; gençlerin iş bulmasıdır. Barış; çiftçinin daha fazla üretmesidir. Barış; turizmin gelişmesidir. Barış; çocuklarımızın geleceğe umutla bakabilmesidir. Bunun için hazırlanacak hukuki düzenlemelerin kapsayıcı, sürdürülebilir ve toplumsal güveni güçlendirecek nitelikte olması gerekiyor. Geçmişte yaşanan acılardan ders çıkararak geleceği inşa etmek zorundayız. Çünkü Türkiye'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey; huzur, istikrar ve kalkınmadır. Kalıcı barışın sağlanması halinde Diyarbakır'ın yalnızca kültürel zenginliğiyle değil, sanayisiyle, ticaretiyle, ihracatıyla, turizmiyle ve lojistik gücüyle de bölgenin yükselen merkezi olacağına inanıyorum. Bu süreç doğru yönetilirse kazanan sadece Diyarbakır olmayacak; Türkiye'nin tamamı olacaktır”




