Suriye bünyesinde, bir çok farklı din, inanç ,etnik ve farklı mezheplerden oluşan kozmopolittik yapısının tarihsel kökeni; çok eski zamanlara, dayanır.
Suriye toprakları, İngiliz ve Fransızlar arasında yapılan, Sykes-Picot Antlaşması ile bu günkü sınırları çizilen ve Kürtlerin de parçalanmasına zemin hazırlayan, bir antlaşmadır. Aynı zamanda bu antlaşma, ülkenin de uzun bir süre İngiliz ve Fransızlar tarafından yönetilmesine zemin hazırladığı bilinmektedir.
Hâfız Esed, Kasım 1970’te gerçekleştirilen bir askerî ihtilâl sonucu, iktidarı ele geçirdi. Mart 1971’de yapılan seçimde, cumhurbaşkanı seçilerek; Baas Partisinin, Diktatörlüğünün temellerini de attı. ölümünden sonra da iktidarı, oğluna devrederek, 1924 yılına kadar halkına, kan kusturarak binlerce insanın ölümüne sebep olan bir azınlık iktidarı tarafından yönetildi..
Yıllarca, baskı ve zülüm altında yaşayan Suriye Halkları, yeni dönemde, tüm halkların, farklı inanç guruplarının, kendilerini temsil edebileceği; demokratik ve sosyal bir hukuk devletinin temellerinin atılacağını beklerken; İngiliz Emperyalizminin, başını çektiği; bir konsorsiyum tarafından dünyanın farklı bölgelerinden gelen “ düne kadar terörist dedikleri “ İslamcı” gurupların oluşturduğu bir yapıya, iktidarı teslim ettiler.
İngiltere ve ABD, başını çektiği batı bloku’nun amacı, Suriye’de yeni kurulacak iktidarın, birinci önceliği; İsrail Güvenliğini, tehlikeye koyacak hareketlerden kaçınmak ve İsrail güvenliğini sağlamak için gerekli alt yapıyı oluşturmak…
İsrail Güvenliği için, tehlike oluşturan ana unsur olarak görülen, Direniş Hattı olarak değerlendirilen unsurların, ortadan kaldırılması önemliydi. Nihayet direniş hattı olarak değerlendiren, unsurların büyük bir kısmı, etkisiz hale getirilerek; ana hedeflerine kısmen ulaşmış görünmektedirler.
Şam Hükümeti, iktidara gelir gelmez; ilk işi olarak farklı inanç gruplarına, (Aleviler, Dürziler ) bağlı halklara, baskı yapıp, onları , yurtlarından etmek oldu. İkici asli görevleri ise, İsraillin güvenliğini garantiye almak için gizli görüşmeler yaparak; İsrail ile İstihbarat İşbirliği anlaşmasını yapmak; Suriye’de bulunan, Filistinli gruplara ait ofisleri kapatmak oldu.
Suriye’nin birliği ve bütünlüğünü savunan Şam Hükümetinin ilk icraatı, devletin isminin, Suriye Arap Cumhuriyeti olarak belirlemesi, yeni bir despot yönetimin ilk habercisi olmuştur.
Suriye haklarının ana unsurlarından biri olan, Kürtler ile Şam Hükümeti arasında yapılan anlaşma, Suriye’nin Üniter yapısı korunarak; Kürtlerin, diğer halklar ile birlikte, onurlu bir yaşam için, tüm demokratik taleplerinin, güvence altına alınması; haklarının, Anayasal güvence altına alınarak; ülkeyi, birlikte yönetmeyi amaçlamaktaydı. Ancak, aradan geçen süre içerisinde, Geçici Şam Hükümeti, verdiği taahhütleri unutarak; ülkeyi, oluşturan tüm halkların, kendi iktidarlarına biat etmesini istediler.
Binlerce yıldır, diğer halklar ile birlikte Halep’te kardeşçe yaşayan Kürtler, göçe zorlanmakta, masum sivilleri, kadınları, çocukları, yaşlıları, evlerinden /işyerlerinden sürmektedirler.
Dün, İsraillin, Filistin’de Gazze’de, Filistin Halkına yaptığının bir benzerini, Kürtlere yapıyorlar… Bunlar da kendilerine, “müslüman” diyorlar. Bu mübarek Dini, kendi kirli amaçlarına araç yapmaları, ayrı bir gayri ahlaki davranıştır.
Tüm Türkiye Halklarına, Özellikle İslamcılara, Muhafazakarlara ve Tarikatçılara seslenmek gerekirse; dün, İsraillin Gazze’de sivil halka yaptıkları doğru ise, bugün, Şam Hükümetinin, Kürtler ve diğer halkaları yaptığı da “doğrudur”. ! Eğer, İsraillin, Filistin’de, Gazze’de, Filistin Halkına yaptığı yanlış ise bugün, Şam Hükümetinin, Kürtlere yaptığı da yanlıştır…
Bu kadar çifte standart olmaması gerekir; bu da hiçbir vicdana, merhamete ve düşünceye sığmaz ! hele hele, Müslümanlık iddiasında bulunan kesimlere, hiç yakışmaz.!
Kürtler, Batı ile işbirliği yaptıklarında, vatan haini olurlar; ama diğer halklar, batı ülkeleriyle ile işbirliği yapınca, kendi ülkelerinin çıkarları için olur.!
Geçici Şam Hükümeti, ABD, Rusya, İngiltere, İsrail ve batı ülkeleri ile işbirliği yapınca, hiçbir sorun teşkil etmiyor; ama Suriye’deki Kürt temsilcileri, batı ile işbirliği yapınca, batının piyonu oluyorlar; bu nasıl bir anlayış bu nasıl yaman bir çelişkidir ?
Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının, temel ve en eski halklarındandır, Kafkasya’dan, Balkanlardan veya Arap Çöllerinden, Mezopotamya göç eden topluluklardan değildir. Bu bölgenin otokton halkı ve asil unsurlarından biridir.
Suriye’de, Kürt Halkının talepleri ve iradesinin dikkate alınmadığı; hiç anlaşmanın, sonuca varması, asla mümkün olmadığı gibi, Suriye’de, kalıcı bir barışın sağlanmasının mümkün olmadığı aşikardır.
Türkiye’de başlatılan, Çözüm sürecinin başarıya ulaşması, ancak Suriye’deki Kürtlerin, kazanımlarının korunması, demokratik talepleri ve kendi iradelerinin kullanılması ile mümkündür.
Kürtlerin kazanımları ve demokratik talepleri söz konusu olunca, sürekli “ Terör “ ile anılmasının ve irtibatlandırılmasının, hiçbir yasal ve hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Türkiye’nin Kürt Kardeşlerini, koruma yönünde çekimser kalması, çok yanlıştır; ayrıca kardeşlik hukukuna da aykırılık teşkil etmektedir.
Halep’te meydana gelen olaylar ile ilgili, Türkiye’de, iktidar yanlısı ve muhalif basın, el birliğiyle yaptığı haberlerde, adeta büyük bir zafer kazanılmış gibi bir edayla, ağız birliği yapmışçasına, kamuoyunu yanlış yönlendirmeler, ayrı bir garabettir..
Kürtler söz konusu olunca ,sağcısı, solcusu, İslamcısı, ulusalcısı, sosyalisti, koro halinde, Terörist algısı oluşturmakladırlar. Bu ülkede kalıcı bir barışın sağlanması; farklılıklarımızla birlikte, beraber yaşamak için herkesin fedakarlık yapması gerekmektedir.
Kürtler bu fedakarlığı, yıllarca yapıyor ve yapmaya devam ediyorlar; aynı fedakarlığı, diğer tüm halklardan da beklemeleri, sonderece doğal karşılanmalıdır.
Sürekli Suriye’nin toprak bütünlüğünden bahsediliyor, Kürtler, Suriye’yi parçalamak istemiyor, diğer halklar gibi binlerce yıldır üzerinde yaşadıkları topraklarda, diğer halklar gibi, barış ve huzur için özgürce ve onurlu yaşamak istiyorlar. Suriye’nin toprak bütünlüğü, önemli ise İsrail, Suriye’nin Güneyini tamamen işgal etmiş, Golan tepelerini, ilhak etmiştir.
Suriye’nin tüm askeri hedefleri, ve stratejik yerleri, bombalanıyor ,hatta Şam Hükümet Sarayı bile bombalandığı halde, bırakın karşılık vermeyi; tek kelime dahi, edemeyenler, söz konusu Ümmetin Yetim Çocukları, Kürtler olunca, hepsi birden, Aslan kesiliyor….!
Kürtlerin yeryüzünde güveneceği kimseleri yoktur; bir Allahları var, birde, kendi İradelerivar Şimdilerde, Küdüs Fatihi, Selahaddin-i Eyyubi’nin Kemikleri Sızlıyordur. Ortadoğu’nun bu omurgasız politikasına…!