Kurban Bayramı yaklaşıyor. Şehirler hareketleniyor, pazarlar doluyor, insanlar “kurbanlık” telaşına giriyor. Fakat her yıl aynı soru karşımıza çıkıyor.
Gerçekten kurban mı kesiyoruz, yoksa sadece et mi alıyoruz?
Kurban, sadece bir hayvanın kesilmesinden ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı, kasaptan alınan her kilo et de ibadet sayılırdı. Oysa kurbanın özü paylaşmaktır, dayanışmadır, bir başkasının sofrasında eksik olanı tamamlamaktır. Aç olanı doyurmak, yoksulun kapısını çalmak, unutulanı hatırlamaktır.
Bugün ne yazık ki birçok insan kurban kesmeyi yalnızca bir “gelenek” ya da “gösteri” hâline getirmiş durumda. Kurban kesiliyor, fotoğraflar çekiliyor, sosyal medyada paylaşılıyor; ardından etlerin büyük bölümü derin donduruculara kaldırılıyor. Aylarca evde tüketiliyor. Sonra da insanlar vicdanlarını rahatlatmak için “Biz kurbanımızı kestik” diyor.
Mahallede et girmeyen evler varken, ihtiyaç sahipleri beklerken, kurban etini buzlukta saklamak ibadet değildir.
Elbette insan kendi ailesine de ayırabilir. Din de bunu yasaklamaz. Ancak kurbanın çoğunluğu paylaşılır.
Kurbanın bereketi buzdolabında değil, paylaşmaktadır.