ABD ASLA DURMAYACAK !

Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi taslağındaki değişim göre ABD'nin müttefikler dünyasındaki güç ve güven sarsıntıları daha da artıracak. Eski ittifaklar ve anlaşmalar çöpe atılacak.

Batı dünyası yıllardır başka ülkeleri tehdit etmek için kullandığı tüm argümanları tek tek kaybediyor. Masada olmayanın menüye konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız.

Birçok riskli hamleye rağmen Rusya ile Çin'i geriletemeyen ABD, rotayı yine klasik nüfuz sahalarına kıracak gibi gözüküyor. Bu durumda tabii ki boş durmayacak en iyi bildiği yıllardır yaptığı şeyi yapacak, Ortadoğu, Latin Amerika ve Asya-Pasifik'teki müttefiklerinin ensesinde boza pişirmeye devam edecek.

Zaten Trump'ın ikinci kez yemin eder etmez müttefiklerine karşı izlediği nobran politika da bunun çok net bir göstergesiydi.

21.ci yüzyılda, Gerek Avrupa gerekse ABD’nin 20. Yüzyılda İçeride ve dışarıda sergilediği özgürlük, demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa gibi makyajlar birer birer dökülüp silinecek.

Bir bakıma 'teröre karşı savaş' ABD ve AB topraklarına taşınıyor. Bundan sonra ABD ve AB artık kendi yurttaşlarını, partilerini ve topraklarındaki grupları 'tehlikeli veya terörist' ilan eden bir konsepti devreye sokuyor.

ABD’de Pentagon, yabancı ülkeler yerine askerlerini ABD'nin belli başlı kentlerine sevk ediyor. Eski başkanların güvenlik protokolleri rafa kaldırılıyor.

FBI, CIA ve John Borton gibi ulusal güvenlik danışmanlarıyla derin devletin neferleri sakıncalı piyade muamelesi görüyor. Kutuplaşma giderek derinleşiyor.

İdeolojik çatışmalar ile sosyo-ekonomik ve kültürel savaş daha da kızışacak. Yeni mücadele alanı ve savaş cephesi, deniz aşırı bölgelerde olduğu gibi bizzat ABD'nin kendi topraklarında da oluyor.

ABD'nin yeni Güvenlik Stratejisi'nde Ortadoğu ise, CENTCOM’un ve Siyonist İsrail'in poligonuna dönüşürken Avrupa, Asya ve Afrika ise kaderine terk edilecek gibi gözüküyor. Katar'a İsrail'in düzenlediği saldırı da bu yeni konseptin bir pratiği.

Son dönemdeki gelişmeler net olarak gösterdi ki, Hiçbir Amerikan müttefiki artık dokunulmaz değil. İsrail'i tanımak ve ABD'nin vesayetine kayıtsız şartsız girmek bile geleceğinizi teminat altına almaya yetmiyor. ABD’ye mutlak biat sağlamayan tüm ülkeleri pervasızca tehdit ediyor, rejimini beğenmiyorum diye müdahale ediyor.

AB’de aşırı sağ olarak adlandırılan partilerin yükselişi sebebiyle birçok parti ve grup tehlikeli ad ediliyor ve hedef alıyor. Uluslararası ilişkilerde ve gelişmelerde eskisi gibi sergilediği özgürlük, demokrasi, insan hakları hukuk ve uluslararası anlaşmalar baz alınmıyor. Tüm bu değerler ayaklar altına alınırcasına ABD’nin sağladığı korumayı devam ettirebilmek amacıyla ayaklar altına alınıyor. Bir bakıma Trump’ın Suudi veliaht prense söylediği “ABD’nin desteği olmazsa tahtınızı koruyamazsınız” tehdidi AB için işlemeye başlamış gibi gözüküyor.

Avrupalı müttefikler ve Körfez, ABD'nin yeni güvenlik doktrininin yol açtığı felç edici şokların dozu önümüzdeki süreçte daha da artacak, Kaderine terk edilen Avrupa ile soykırımcı İsrail'in insafına terk edilen Ortadoğu'daki Amerikan müttefikleri can derdine düşmüş durumdalar.

Amerika... Bir memlekette demokratik idare olmuş, şoven idare olmuş, faşist idare olmuş, ona hiç bakmaz... Amerika, o memleketin kendisine ne ölçüde tabi olduğuna, kendi politikasına ne dereceye kadar satellite (uydu) hâline geleceğine bakar (7 Eylül 1974... Çağlayangil'in, İsmail Cem'e verdiği mülakat.)

Jean-Paul Sartre bir defasında (1950'lerde) "Dikkat! Amerika kudurmuştur..." demişti, "Bizi Amerika'ya bağlayan bütün bağları derhal koparmalıyız. Yoksa, bizi de ısıracak ve biz de kuduracağız..."

II. Dünya Savaşı'ndan bugüne ABD, bölgemiz başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında Suriye'deki ilk darbesinden Venezuela'daki son darbesine kadar yaklaşık 94 askeri müdahale, işgal ve savaşa girişti. Daha da girişecek. Zira ABD Başkanı Donald Trump'ın yeni Amerikan stratejisinin (Donroe Doktrini) ana hedefi bütün kıtalardaki stratejik kaynakları kontrole dayanıyor. Trump, Amerikan emperyalizmini derinleştirerek sürdürüyor.

Venezuela ve İran'da da görüldüğü üzere ABD'nin iki hedefi var. İlki petrol fiyatlarını kontrol ederek doların enerji ticaretinde tek para birimi olarak kalmasını sağlamak, İkincisi de en büyük ekonomik rakibi Çin'i kısıtlayacak şekilde petrol ile diğer değerli madenlerin ihracatını ve erişimini denetimi altına almak. Bunun içinde denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur tezine uygun olarak deniz ticaretinin kontrolünü sağlayan uluslararası boğazların kontrolünü sağlamak için tüm dünyayı tehdit ediyor ve saldırıyor.

Vaziyet kısaca bundan ibaret, Bunu herkes biliyor. Fakat şu ana kadar kimse bu makûs talihi yenemedi. Büyüyü bozup bu kara laneti yok edemedi.

Ama nereye kadar! Bekleyip göreceğiz.