DİYARBAKIR HABER - Ortadoğu’da dengeleri değiştiren İran-İsrail gerilimi, ABD’nin bölgedeki askeri hamleleri ve küresel güçlerin pozisyonu uluslararası kamuoyunun en önemli gündem başlıkları arasında yer alıyor. Peki savaş gerçekten sona mı erdi, yoksa yalnızca kısa süreli bir ateşkes dönemine mi girildi? ABD’nin hedefi neydi, İran neyi başardı? Çin ve Rusya neden farklı tutumlar sergiliyor? Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerinin başarı şansı ne kadar?

“Mehdi’den Önce Devrimden Sonra İran” kitabının yazarı ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Muhammed Berdibek, savaşın perde arkasını, bölgesel dengeleri ve önümüzdeki aylarda yaşanabilecek senaryoları Öz Diyarbakır Gazetesi’ne değerlendirdi.

Gazeteci Sait Bayram‘ın sorularını yanıtlayan Berdibek, ABD’nin savaşta hedeflerine ulaşamadığını savunurken, İran’ın özellikle Hürmüz Boğazı ve Körfez’deki askeri hamleleriyle Washington’u müzakere masasına çektiğini ileri sürdü.

“Trump savaşmayı seçti, bugün konuşulan anlaşmanın çok daha iyisi şubat ayında yapılabilirdi”

ABD ile İran arasında yeniden müzakere ihtimali konuşuluyor. Sizce savaşın ardından nasıl bir tablo oluştu?

‘’Aslında sürecin başlangıcına bakmak gerekiyor. 27 Şubat’ta Amerika Birleşik Devletleri gerçekten İran’la anlaşmak isteseydi, bugün konuşulan anlaşmanın çok daha kapsamlı ve çok daha güçlü bir versiyonu o tarihte yapılabilirdi. Fakat Washington diplomasi yerine askeri seçeneği tercih etti. Trump yönetimi savaş kararı alırken önüne dört temel hedef koydu. Birincisi İran’da rejim değişikliğini tetiklemekti. İkincisi İran’ın nükleer faaliyetlerini tamamen durdurmaktı. Üçüncüsü İran’ın balistik füze kapasitesini ortadan kaldırmaktı. Dördüncü hedef ise İran’ın bölgedeki vekil güçlerle kurduğu ağı dağıtmaktı. Ancak savaş sonunda bu hedeflerin hiçbirisi tam anlamıyla gerçekleşmedi. Buna karşılık İran, elindeki en önemli kozlardan biri olan Hürmüz Boğazı kartını etkili biçimde kullanarak Amerika üzerinde ciddi baskı oluşturdu ve Washington’u yeniden diplomasi masasına dönmeye zorladı’’

Araştırma

“Gerçekçi bir anlaşmanın çerçevesi belli”

Bundan sonra yapılabilecek olası bir anlaşmanın içeriğinde neler olabilir?

Teknik olarak uygulanabilir tek formül oldukça nettir. İran nükleer silah üretmeyeceğine ilişkin uluslararası güvence verir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimlerine yeniden tam erişim sağlar. Bunun karşılığında Amerika ekonomik yaptırımları kaldırır ve İran’ın dondurulan mali varlıklarının serbest bırakılmasını kabul eder. Bunun dışındaki birçok madde teoride konuşulabilir ancak pratikte uygulanması son derece zordur’’

“Lübnan meselesi savaşın bitmeyeceğini gösteriyor”

Neden?

‘’Çünkü tarafların vazgeçmeyeceği kırmızı çizgiler var. İran, Lübnan’daki etkisinden vazgeçmeyecektir. İsrail de Lübnan üzerindeki güvenlik yaklaşımını terk etmeyecektir. Dolayısıyla taraflar arasında imzalanabilecek herhangi bir anlaşma bile kalıcı barış anlamına gelmez. Benim değerlendirmeme göre Kasım ayına kadar kontrollü bir bekleme dönemi yaşanabilir. Ancak Kasım sonrasında İsrail ve Amerika’nın İran’a yönelik yeni askeri hamleler gerçekleştirme ihtimali oldukça yüksek görünüyor’’

“Rusya ile Çin aynı değil”

Rusya ve Çin’in savaşa yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kamuoyunda en büyük yanlışlardan biri Rusya ile Çin’in aynı politikayı izlediğinin düşünülmesidir. Oysa iki ülkenin İran’a yaklaşımı tamamen farklıdır. Rusya ile İran arasında özellikle Ukrayna Savaşı sonrasında gelişen stratejik bir ortaklık oluştu. İHA teknolojileri ve askeri iş birliği bu ilişkiyi güçlendirdi. Rusya bugün İran’a açık biçimde siyasi destek veriyor. Çin ise çok daha temkinli davranıyor.’’

“Çin tarafını açıkça ilan etmiyor”

Çin neden daha temkinli?

‘’Çünkü Çin’in enerji dengeleri farklı. Çin’in İran’dan aldığı petrol toplam ithalatının yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor. Buna karşılık Körfez ülkelerinden aldığı petrol oranı yüzde 28 seviyesinde. Bu tablo Çin’in doğrudan İran safında görünmesini engelliyor. Ancak bu, Çin’in İran’a destek vermediği anlamına gelmiyor. Ben Çin’in özellikle elektronik harp, savunma teknolojileri ve istihbarat alanında İran’a ciddi katkılar sunduğunu düşünüyorum. Fakat Pekin bunu hiçbir zaman açık şekilde ilan etmeyecektir’’

“İran ABD’yi Körfez’de kör etti”

İran’ın Körfez’deki Amerikan üslerini hedef almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘’Bu saldırılar askeri açıdan son derece stratejikti. Örneğin Katar’daki El-Udeyd Üssü sadece sıradan bir askeri üs değildir. Burada bulunan radar ve erken uyarı sistemleri binlerce kilometrelik alanı izleyebiliyor. İran bu sistemleri hedef alarak Amerika’nın bölgedeki gözetleme kapasitesine ciddi zarar verdi. Aynı zamanda İsrail’e aktarılan erken uyarı zincirini de zayıflattı’’

“İsrail’e yönelik saldırıların başarısı tesadüf değil”

Bunun savaş sahasına etkisi oldu mu?

‘’Kesinlikle oldu. Dikkat edilirse İran’ın son dönemde İsrail’e yönelik füze saldırılarında başarı oranı arttı. Ben bunun en önemli nedenlerinden birinin Körfez’deki erken uyarı sistemlerinin etkisinin azaltılması olduğunu düşünüyorum. İran önce Amerikan gözünü zayıflattı, ardından operasyonlarını daha etkili yürüttü’’

“Türkiye’nin arabuluculuğu önemli ama çok zor”

Türkiye’nin yürüttüğü arabuluculuk girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘’Türkiye’nin diplomatik girişimleri önemlidir. Aynı şekilde Umman ve Pakistan da uzun süredir arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Ancak masanın etrafındaki aktörlere baktığınızda son derece zor bir süreç görüyorsunuz. Bir tarafta Trump… Bir tarafta Netanyahu… Diğer tarafta İran yönetimi… Bu üç aktör arasında güven inşa etmek kolay değil.’’

Diyarbakır Ergani’deki TOKİ konutlarında ulaşım tepkisi; Seferler yetersiz mi?
Diyarbakır Ergani’deki TOKİ konutlarında ulaşım tepkisi; Seferler yetersiz mi?
İçeriği Görüntüle

“Trump arabuluculuk mekanizmasını zedeledi”

Neden böyle düşünüyorsunuz?

‘’Çünkü geçmişte Umman iki kez müzakerelere ev sahipliği yaptı. Ancak her iki süreçte de İran hedef alındı. Bu durum doğal olarak diplomatik güveni sarstı. Açıkçası Türkiye’nin o süreçlerde doğrudan ev sahipliği yapmamış olmasını bir bakıma avantaj olarak görüyorum. Çünkü müzakereler İstanbul’da yürütülürken benzer bir saldırı yaşansaydı bu Türkiye açısından ciddi prestij kaybına dönüşebilirdi.’’

“Yeni bir savaş ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil”

Önümüzdeki dönemde yeni bir savaş bekliyor musunuz?

‘’Şimdiden kesin konuşmak doğru olmaz. Uluslararası ilişkilerde bazen birkaç hafta içinde dengeler tamamen değişebilir. Ancak mevcut tabloya baktığımda gerilimin sona erdiğini söylemek mümkün değil. Sadece kontrollü bir bekleme dönemi yaşandığını düşünüyorum’’

“Trump’ın hamlelerini zaman gösterecek”

Donald Trump’ın bundan sonraki adımlarını nasıl öngörüyorsunuz?

‘’Ben Trump’ın çoğu zaman rasyonel hesaplarla hareket ettiğini düşünüyorum. Ancak bu, gelecekte daha riskli kararlar almayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle biraz zamana ihtiyaç var. Önümüzdeki birkaç ay Trump’ın dış politikadaki gerçek yönelimini daha net gösterecektir’’

“Kitabım çıktığı gün İran’da protestolar başladı”

Son olarak kitabınızdan da söz eder misiniz?

‘’Kitabım aslında doktora tezimin kitaplaştırılmış halidir. Adı “Mehdi’den Önce Devrimden Sonra İran.” Kitapta Şii Mehdi inancının İran dış politikasını nasıl etkilediğini akademik verilerle anlatıyorum. İlginç bir tesadüf yaşandı. Kitabımın yayımlandığı gün İran’da büyük protestolar başladı. O tarihten itibaren de neredeyse her gün İran üzerine değerlendirmeler yapıyor, televizyon programlarına katılıyor ve bu konularda analizlerimi paylaşmaya devam ediyorum’’

Yaklaşık bir buçuk saat süren özel röportajda Muhammed Berdibek, İran-ABD geriliminin sona ermediğini, yalnızca yeni bir evreye girdiğini savundu. Berdibek’e göre savaşın askeri boyutu şimdilik durmuş görünse de, diplomatik süreç kırılganlığını koruyor. Özellikle Kasım ayı sonrasının kritik olacağını belirten uzman isim, bölgede yeni askeri gelişmelerin yaşanabileceği uyarısında bulunurken, kalıcı barışın ancak tarafların temel güvenlik kaygılarını karşılayan kapsamlı bir anlaşmayla mümkün olabileceğini ifade etti.

Muhabir: MEHMET SAİT BAYRAM