Diyarbakır’da büyüyen 20’li yaşlardaki bir genç için bazı insanlar vardır; onları tanımak için isimlerini bilmeye gerek yoktur. Çünkü o insanlar zaten şehrin bir parçasıdır. Nerede karşınıza çıkacağını bilirsiniz, sesini uzaktan tanırsınız, hatta bazen söyleyeceği cümleyi bile tahmin edersiniz.

Sakızcı Memo da böyle biri.

Gerçek adı Mehmet Kızılay. Sur’un Alipaşa Mahallesi’nde doğup büyümüş. Yıllardır sokaklarda sakız satarak geçimini sağlıyor. Maçlarda, mitinglerde, siyasi etkinliklerde, esnafın arasında, tribünlerde… Kısacası Diyarbakır’ın gündelik hayatının birçok yerinde karşımıza çıkıyor.

Ben Memo’yu düşününce önce sakız gelmiyor aklıma.

Diyarbakır geliyor.

Çünkü bazı insanlar yaptıkları işten daha büyük bir anlam taşır. Onlar şehrin resmi tarihine yazılmaz belki ama sokakların hafızasına yerleşir.

Biz büyürken Memo hep vardı

20’li yaşlarda bir Diyarbakırlı olarak şunu fark ediyorum: Biz değiştik ama bazı insanlar aynı kaldı.

Çocukken gördüğümüz bazı yüzler bugün hâlâ aynı sokaklarda.

Memo da onlardan biri.

Biz büyüdük. Telefonlarımız değişti, mahalleler değişti, arkadaşlıklarımız değişti. Gazi Caddesi’nin ritmi değişti. Diyarbakır değişti.

Ama Memo bir şekilde hep aynı yerdeydi.

Elinde sakızları, kendine özgü konuşması, insanlarla kurduğu doğrudan ilişki…

Belki de onu bu kadar tanıdık yapan şey tam olarak bu.

Memo, Diyarbakır’ın değişmeyenlerinden biri.

Bir şehir, kendi insanını nasıl hatırlar?

Bir şehri sadece binalarıyla, caddeleriyle, tarihi eserleriyle anlatabilir miyiz?

Bence hayır.

Şehir biraz da insanlarının hikâyesidir.

Sur’un taşları kadar, Gazi Caddesi’nde yıllardır aynı yerde duran esnaf da şehrin hafızasıdır. Bir kahvenin önünde oturan yaşlı adam, her sabah aynı saatte yürüyen insan, maç öncesi forma giyen çocuk ve elinde sakız kutusuyla dolaşan Memo…

Hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır.

Bu yüzden Memo’ya yalnızca “sakız satan adam” diye bakmak bana eksik geliyor.

Çünkü o, yıllardır Diyarbakır’ın sosyal hayatının içinden geçiyor.

İnsanları görüyor.

Siyasetçileri görüyor, futbolcuları görüyor, taraftarları görüyor. Bazen bizim fark etmediğimiz şeyleri de görüyor.

Memo’nun siyaseti sokak kadar sade

Memo’nun siyasi sözleri de dikkat çekici. Onun cümlelerinde akademik kavramlar yok.

Uzun siyasi analizler yok. Ama doğrudanlık var.

Barış diyor, Kardeşlik diyor. Amedspor diyor. Bir bakmışsın Selahattin Demirtaş var aklında.

Bazen bir siyasetçiye, bazen bir futbolcuya, bazen de karşısındaki sıradan bir yurttaşa düşüncesini doğrudan söylüyor.

2018’de Ankara’da gözaltına alınmasının ardından yaptığı açıklamada da amacının barış çağrısı olduğunu söylemiş ve “Kimse ölmesin, çocuklar da maça gelebilsin” demişti.

Bu cümle bana göre Memo’yu anlatan en sade cümlelerden biri.

Çünkü Diyarbakır’da futbol bile bazen sadece futbol değildir.

Bir çocuğun maça gidebilmesi, bir ailenin tribünde korkmadan oturabilmesi, insanların birbirine düşman olmadan aynı sokakta yaşayabilmesi…

Bunların hepsi aslında aynı yere çıkıyor: Barış.

Bilal Erdoğan’a söylediği söz neden dikkat çekti?

14 Eylül’de Bilal Erdoğan’ın Diyarbakır ziyaretinde yaşanan diyalog bu yüzden bana çok tanıdık geldi.

Memo, Erdoğan’a Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması yönündeki temennisini dile getirdi. Diyaloğun devamına ilişkin farklı haberlerde farklı ifadeler aktarıldı. Bazı kaynaklarda Bilal Erdoğan’ın “Onlar benim bildiğim işler değil” dediği, bazı kaynaklarda ise daha farklı bir karşılık verdiği aktarıldı.

Ama bence burada asıl dikkat çekici olan cümlenin kendisinden çok, Memo’nun bunu söyleme biçimiydi.

Çünkü Memo yıllardır yaptığı şeyi yine yaptı.

Karşısındaki kişinin kim olduğuna bakmadan düşündüğünü söyledi.

Siyasetçi mi?

Futbolcu mu?

İş insanı mı?

Önemli değil.

Memo için karşısındaki insan, konuşulabilecek bir insandır.

Belki de Diyarbakır’ın sokak kültürünün en güçlü taraflarından biri budur.

DEVAMI GELECEK...