Sonbaharın kendini iyice hissettirmeye başladığı şu günlerde havalar da ne yapacağını şaşırdı. Sabah serin, öğlen sıcak, akşam ise yeniden soğuk. İnsan ne giyeceğini, ne zaman dışarı çıkacağını şaşırıyor.
Sabah evden çıkarken montumuzu alıyoruz, öğle saatlerinde mont elimizde dolaşıyoruz. Akşam olduğunda ise “Keşke o montu yanımıza almasaydık” demekten vazgeçip yeniden üzerimize geçiriyoruz.
Aslında bu hava değişimleri sadece günlük hayatımızı değil, vücudumuzu da zorluyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan kişiler bu ani sıcaklık değişimlerinden daha fazla etkilenebiliyor. Bir gün güneşli ve sıcak, ertesi gün serin ve rüzgârlı hava derken bağışıklık sistemi de adeta şaşırıyor.
Burada biraz dikkatli olmak gerekiyor. “Hava sıcak, ince giyineyim” deyip akşam serinliğinde hazırlıksız yakalanmak ya da sabahın soğuğuna aldırmadan dışarı çıkmak, mevsim geçişlerinde çeşitli sağlık sorunlarına davetiye çıkarabiliyor.
Özellikle sabah erken saatlerde dışarı çıkanların ve akşam saatlerinde eve dönenlerin hava durumunu dikkate alması önemli. Kat kat giyinmek, gerektiğinde çıkarıp yeniden giyebileceğimiz kıyafetleri tercih etmek bu dönemlerde hayat kurtarıyor.
Gerçekten de çevremizde öksüren, hapşıran, burun akıntısı yaşayan insanların sayısı artmaya başladı. Toplu taşıma araçlarında bir öksürük sesi duyunca herkes birbirine bakıyor. Kimisi camı açıyor, kimisi atkısını burnuna kadar çekiyor.
Elbette her rahatsızlığı yalnızca hava değişimine bağlamak doğru değil. Ancak değişken hava koşullarında kendimize biraz daha dikkat etmemiz gerektiği de ortada.
Büyüklerimizin “Terliyken soğuğa çıkma” uyarısını da boşuna söylemediğini hatırlamak gerekiyor. Gün içinde sıcaklayıp terledikten sonra serin havaya çıkmak yerine biraz beklemek, üzerimizi uygun şekilde değiştirmek ve özellikle akşam saatlerinde tedbirli olmak faydalı.
Kısacası havalar bir sıcak, bir soğuk