İnsan bazen başına gelenlerin büyüklüğünden değil, hayatın ona rağmen devam etmesinden sarsılıyor.


Bir kayıp, bir ihanet, bir ayrılık ya da beklenmedik bir yıkım...


O an dünya durmuş gibi geliyor.


Durmalıymış gibi.


Çünkü insan, canı yanarken zamanın da onunla birlikte susmasını bekliyor.


Ama hayatın böyle bir alışkanlığı yok.


Ertesi sabah güneş yine doğuyor.


İnsanlar işine gidiyor.


Çocuklar gülüyor.


Sokaklar kalabalıklaşıyor.


Hayat, kimsenin acısına göre yön değiştirmeden akmaya devam ediyor.


İlk bakışta bu acımasızlık gibi geliyor.


Oysa biraz düşününce fark ediyorsunuz:


Hayatın en büyük merhameti de burada saklı.


Çünkü durabilseydi, biz de dururduk.


Acının içinde.


Öfkenin içinde.


Bitmiş hikâyelerin içinde...


İnsan çoğu zaman yaşadıkları yüzünden değil, yaşadıklarına tutunduğu için yoruluyor.
Geçmişte kalan bir anı, kapanmış bir defter, geri dönmeyecek bir insan...


Bazıları yıllarını bunların ağırlığını taşıyarak geçiriyor.


Oysa hayatın yönü hep ileriye doğru.


Ne kadar özlersen özle bazı insanlar geri gelmiyor.


Ne kadar istersen iste bazı şeyler eski hâline dönmüyor.


Olgunlaşmak da biraz bunu kabul etmekten geçiyor.


Kaybetmeden yaşamayı değil, kaybettiklerinle yaşamayı öğrenmekten...


Çoğu insan gücü hiç yıkılmamak sanıyor.


Oysa gerçek güç, yıkıldıktan sonra ayağa kalkabilmekte.


Canın yanarken sorumluluklarını sürdürebilmekte.


İçinde fırtınalar koparken dışarıdaki hayata karışabilmekte.


Çünkü hayat, güçlü görünenleri değil; devam edebilenleri ileri taşıyor.
Kimsenin görmediği mücadeleler vardır.


Sessizce verilen savaşlar...


Kimsenin bilmediği kırgınlıklar...


İnsan tam da oralarda şekillenir.


Karakter dediğimiz şey, rahat zamanlarda değil; insanın en zor günlerinde verdiği kararlarla oluşur.


Hayat senden izin istemeyecek.


Zaman durmayacak.


Mevsimler değişecek.


Günler geçecek.


Soru şu:
Sen yaşadığın acının içinde mi yaşamayı seçeceksin, yoksa onu hayatının bir parçası yapıp yoluna devam mı edeceksin?


Çünkü bazen kazanmak mutlu olmak değildir.


Bazen kazanmak, düştüğün yerden kalkmaktır.


Bazen kazanmak, içinden hiçbir şey yapmak gelmezken bir adım daha atmaktır.


Ve insanın sahip olduğu en büyük güç de tam burada ortaya çıkar.


Her şey dağıldığında toparlanabilmek.


Her şey bitti sanılırken yeniden başlayabilmek.


Çünkü günün sonunda insanı hayatta tutan şey başına gelenler değil, onlara rağmen verdiği kararlardır.


Ve bazı kararlar hayatın yönünü değiştirir.


"Burada kalmayacağım."


Belki de insanın kendine söyleyebileceği en güçlü cümle budur.


Çünkü hayat kimse için durmuyor.


Asıl mesele, senin yürümeye devam edip etmeyeceğindir.