Türkiye günlerdir yatırım fonlarını, borsadaki hareketliliği, tasfiye kararlarını ve yürütülen soruşturmayı konuşuyor.
Finans dünyasının dili bize rakamlarla sesleniyor: Fon, portföy, hisse, likidite, tasfiye…
Ama bütün bu kavramların arkasında çok daha sade bir gerçek var:
İnsanların parası var.
Kiminin yıllarca çalışarak biriktirdiği para, kiminin çocuğunun geleceği, kiminin emeklilik hayali, kiminin ev alma umudu…
Sermaye Piyasası Kurulu, 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi. SPK’nın Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine dayanarak açıkladığı rakama göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
455 bin 758… Bu sadece bir istatistik değil.
Bu rakamın içinde işçi de var, memur da, emekli de, esnaf da. Belki çocuğunun eğitim masrafını biriktiren bir baba, belki yıllarca çalışıp emekliliğinde rahat etmek isteyen bir anne var.
Yani ortada yalnızca finansal tablolar değil, insanların hayatlarından ayırdığı paralar var.
Soruşturmanın merkezinde, bazı fonların fiili dolaşımı düşük hisselerde yoğunlaşması ve bu hisselerde ekonomik gerçeklerle açıklanamayacak fiyat hareketleri oluşturulduğu yönündeki iddialar bulunuyor.
Ancak soruşturma devam ediyor. Yargı süreci tamamlanmış değil. Bu nedenle henüz kimse hakkında kesin hüküm vermek doğru olmaz.
Fakat tam da burada daha büyük bir soru ortaya çıkıyor:
Bu sistem kimin için çalışıyor?
Milyonlarca lira yöneten profesyonel yatırımcı ile maaşından artırdığı birkaç bin lirayı fonlara yatıran vatandaş aynı imkânlara sahip değil.
Bir tarafta piyasayı saniye saniye takip eden uzmanlar, büyük sermayeler ve karmaşık finansal araçlar var. Diğer tarafta ise enflasyon karşısında parasını korumaya çalışan sıradan vatandaş…
İşte adalet meselesi burada başlıyor. Bir insanın parasını kaybetmesi yalnızca finansal bir kayıp değildir.
O para bazen bir işçinin fazla mesaisidir. Bir hemşirenin nöbet ücretidir. Bir memurun maaşından artırdığı paradır. Bir esnafın alın teridir. Bir annenin çocuğu için yıllarca biriktirdiği paradır.
Bu nedenle finans piyasalarında denetim, yalnızca grafiklerin ve rakamların meselesi değildir.
İnsan emeğinin korunmasıdır.
Yürütülen soruşturma kapsamında 42 gerçek kişi, 46 tüzel kişi ve 18 fon hakkında malvarlığının dondurulmasına yönelik tedbirler uygulandığı açıklandı. Para hareketlerinin incelendiği ve mağduriyetlerin giderilmesinin amaçlandığı belirtiliyor.
Fakat bütün bunların ötesinde korunması gereken bir şey daha var:
Güven.
Vatandaş parasını bir fona yatırırken yalnızca finans kuruluşuna değil; denetime, kurallara ve sisteme güveniyor.
Bu güven sarsılırsa mesele yalnızca parasını kaybeden yatırımcılarla sınırlı kalmaz. İnsanlar tasarruf etmekten, yatırım yapmaktan ve finansal sisteme güvenmekten uzaklaşabilir.
Bu ülkede zengin olmak suç değildir. Büyük sermayeye sahip olmak da yatırım yapmak da suç değildir.
Ama başkasının emeğini, bilgisizliğini veya güvenini istismar etmek kabul edilemez.
Eğer soruşturmanın sonunda hukuka aykırı işlemler ve insanların birikimlerinin istismar edildiği ortaya çıkarsa, bunun hesabı kim olursa olsun sorulmalıdır.
Çünkü hukuk, güçlü olanın daha güçlü olması için değil, hakkı olanın hakkını korumak için vardır.
Zengin daha zengin olsun diye fakirin yıllarca biriktirdiği para, finansal oyunların malzemesi olamaz.
Bir insanın emeği, başka bir insanın servetinin yakıtına dönüşmemelidir.
Çünkü adalet yalnızca büyük sermayenin güvenliğini sağlamak değildir.
Adalet, 455 bin 758 insanın alın terini de aynı ciddiyetle koruyabilmektir.
Artık buna bir dur demenin zamanı geldi. Hatta belki de zamanı çoktan geçti.