Yeni bir kitap okumaya başladım.
Orada bir karakter şöyle diyordu:
“Yirmi yıl boyunca senin için yemek yaptım. Hepsini iştahla yedin, biliyorum. Ama bir kez olsun güzel olduğunu söyleyip emeğim için teşekkür etmedin.”
Bu cümle düşündüğümden daha fazla yer etti zihnimde.
Çünkü gün içinde ağzımızdan ne çok cümle çıkıyor:
“Teşekkür ederim.”
“Kusura bakma.”
“Özür dilerim.”
Söylüyoruz. Ama ne kadarını gerçekten hissediyoruz?
Daha da önemlisi…
Bu cümleleri, gerçekten duymayı hak eden insanlar için kaç kez söylüyoruz?
Bazı şeyleri görev haline getirdik.
Bazı şeyleri de görmeyi, sanki başkalarının göreviymiş gibi kabullendik.
Hal böyle olunca, en çok da en yakınımızdakilerin emeğini sıradanlaştırdık. Onların yaptıkları, “zaten olması gereken” şeylere dönüştü.
Alıştık.
Ve alıştıkça körleştik.
Üzgün olduğumuz bir gün biri bizi dinler—normal.
Canımız sıkılır, biri zaman ayırır—normal.
Sevilmek isteriz, biri çaba gösterir—zaten yapması gerekmiyor mu?
İşte o “zaten”ler var ya…
Bütün anlamı orada kaybediyoruz.
Çünkü hiçbir şey “zaten” değil.
Kimse kimse için bir şey yapmak zorunda değil. Ama yapıyor. Ve biz bunu fark etmediğimizde, sadece bir teşekkür eksik kalmıyor… bir bağ da yavaş yavaş zayıflıyor.
Kelimeleri kolay harcıyoruz.
“Kusura bakma” diyoruz ama aynı hatayı sürdürüyoruz.
“Özür dilerim” diyoruz ama değişmiyoruz.
“Teşekkür ederim” diyoruz ama hissettirmiyoruz.
Sonra da ilişkiler neden yüzeysel diye düşünüyoruz.
Belki de cevap çok basit:
Biz, hissetmediğimiz şeyleri söylemeye alıştık.
Ve zamanla, gerçekten hissettiklerimizi de söylemez olduk.
Oysa mesele büyük değil.
Bazen sadece durmak, fark etmek ve hakkını vermek gerekiyor.
Annemizin yaptığı bir yemek için…
Birinin bize ayırdığı zaman için…
Küçük sandığımız ama aslında hiç de küçük olmayan şeyler için…
Gerçek bir teşekkür.
Çünkü bazı şeyler geç fark edilir.
Ve bazen fark ettiğinde… söyleyecek kimse kalmaz.
Bu yüzden ben bugün, gerçekten hissederek teşekkür etmek istiyorum.
Hayatımda izi olan, emeği olan, beni ben yapan herkese…
En başta da en yakınımdakilere.
Ve burada, bu satırlarda benimle buluşan sizlere.
Teşekkür ederim.