DİYARBAKIR HABER- Ceza davaları, toplum düzeninin korunması, suçtan zarar gören kişilerin haklarının gözetilmesi ve adil yargılanma hakkının güvence altına alınması açısından büyük önem taşıyor. Ancak ceza yargılamasının nasıl başladığı, savcılık soruşturmasının nasıl yürütüldüğü, iddianamenin ne anlama geldiği ve mahkeme kararlarına nasıl itiraz edileceği konusunda vatandaşların önemli bir bölümünün yeterli bilgiye sahip olmadığı görülüyor.
Hukukçu Avukat Ramazan Mızrak, ceza davalarının işleyişine ilişkin merak edilen soruları yanıtladı. Ceza davasının tanımından soruşturma ve kovuşturma aşamalarına, iddianameden takipsizlik kararına, asliye ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevlerinden istinaf ve temyiz yollarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Mızrak, ceza yargılamasında yalnızca mağdurun haklarının değil, hakkında suç isnadı bulunan kişinin haklarının da korunması gerektiğine dikkat çekerek vatandaşların hukuki süreçleri doğru anlamasının önemini vurguladı.
Ceza davası nedir? Yargılama neden başlatılır?
Ceza davası nedir? Hangi durumlarda ceza yargılaması başlar?
“Ceza davaları, toplum düzenini korumak, suçtan zarar gören kişilerin haklarını güvence altına almak ve hukuka aykırı davranışların cezai karşılığını belirlemek amacıyla yürütülen yargılama süreçleridir. Özellikle nüfusun yoğun olduğu toplumlarda, başkalarının haklarına ve hukukuna aykırı şekilde müdahale eden kişilerle karşılaşılabiliyor. Devlet de toplum düzenini sağlamak, caydırıcılığı oluşturmak ve mağdurun hakkını korumak amacıyla çeşitli cezai yaptırımlar öngörmüştür. Ceza davası, bir suç işlendiği iddiasıyla devletin yargılama mekanizmasının harekete geçmesidir. Burada önemli olan iki temel husus vardır. Birincisi, suçtan zarar gören kişinin hakkının korunması; ikincisi ise hakkında suç isnadı bulunan kişinin adil yargılanma hakkının güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla ceza yargılamasında yalnızca mağdurun değil, şüphelinin ve sanığın haklarının da korunması gerekir”
Ceza davası nasıl açılır? Vatandaş doğrudan dava açabilir mi?
Vatandaşlarımız ceza davalarının nasıl açıldığını çoğu zaman karıştırabiliyor. Bir kişi haksızlığa uğradığında doğrudan ceza davası açabilir mi?
“Ceza davaları, toplum adına Cumhuriyet savcılığı tarafından düzenlenen iddianamenin görevli ve yetkili mahkemece kabul edilmesiyle açılır. Bireyler doğrudan ceza davası açamazlar. Ancak bir kişi hakkının ihlal edildiğini veya bir suçun mağduru olduğunu düşünüyorsa savcılığa ya da kolluk birimlerine başvurarak şikâyette bulunabilir. Bazı suçlarda mağdurun şikâyeti üzerine soruşturma yürütülür. Bunun yanında savcılık makamı, şikâyet bulunmasa bile işlendiği iddia edilen bir suçu öğrendiğinde resen harekete geçebilir. Örneğin kolluk kuvvetleri bir olayla karşılaştığında öncelikle gerekli güvenlik tedbirlerini alır. Olay yerinin korunması, delillerin kaybolmaması ve olayla ilgili bilgilerin toplanması için çalışmalar yürütülür. Şüpheli bir kişi varsa kolluk birimleri savcılığa bilgi verir ve savcılığın talimatları doğrultusunda işlem yapar. Gerekli görüldüğünde gözaltı süreci de başlatılabilir. Burada vatandaşlarımızın bilmesi gereken en önemli husus, ceza davasının doğrudan birey tarafından değil, Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianame ve mahkemenin kabul kararıyla başladığıdır.”
Soruşturma ve kovuşturma arasındaki fark nedir?
Ceza yargılamasında soruşturma ve kovuşturma şeklinde iki ayrı kavram kullanılıyor. Bu iki aşama arasındaki fark nedir?
“Ceza yargılamasının temel olarak iki önemli aşaması vardır. Bunlar soruşturma ve kovuşturma aşamalarıdır. Soruşturma aşaması, bir suç işlendiği iddiasının öğrenilmesiyle başlar. Bu aşamada Cumhuriyet savcılığı olayla ilgili araştırma yapar, delilleri toplar, tanıkları dinler ve gerekli incelemeleri gerçekleştirir. Kolluk kuvvetleri de savcılığın talimatları doğrultusunda bu çalışmalara katkı sunar. Soruşturma aşamasında hakkında suç şüphesi bulunan kişi şüpheli olarak adlandırılır. Çünkü henüz mahkeme tarafından yapılmış bir yargılama ve verilmiş bir hüküm yoktur. Savcılık, soruşturma sırasında yalnızca şüphelinin aleyhine olan delilleri değil, lehine olan delilleri de toplamak zorundadır. Bu son derece önemlidir. Soruşturma tamamlandığında yeterli şüphe oluşmuşsa savcılık iddianame düzenleyerek görevli mahkemeye gönderir. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle birlikte kovuşturma aşaması başlar. Kovuşturma aşaması ise artık mahkeme sürecidir. Duruşmalar yapılır, deliller değerlendirilir, taraflar dinlenir ve yargılama sonucunda mahkeme kararını verir. Bu nedenle soruşturma savcılık aşamasını, kovuşturma ise mahkeme aşamasını ifade eder.”
İddianame nedir? Savcılık hangi delilleri toplar?
İddianame nedir ve ne işe yarar? Vatandaşlarımızın bu kavramı da doğru anlaması gerekiyor.
“İddianame, Cumhuriyet savcısının yürüttüğü soruşturma sonucunda hazırladığı ve kamu davasının açılması talebini içeren belgedir. Bir suç iddiası üzerine savcılık harekete geçtiğinde öncelikle olayla ilgili araştırma yapar. Bu kapsamda kolluk birimlerine talimatlar verir ve delillerin toplanmasını sağlar. Örneğin olayın gerçekleştiği yerdeki kamera görüntüleri incelenir. Olayı gören veya olay hakkında bilgisi bulunan tanıklar dinlenir. Şikâyetçinin ve şüphelinin ifadeleri alınır. Bunun yanında olayın niteliğine göre kriminal incelemeler yapılabilir. Silah, uyuşturucu madde veya başka bir delille ilgili uzmanlık raporları istenebilir. Burada özellikle vurgulamak istediğim bir husus var: Savcılık yalnızca şüphelinin aleyhine olan delilleri toplamaz. Şüphelinin lehine olabilecek, suçsuzluğunu ortaya koyabilecek delilleri de araştırmak zorundadır. Bütün deliller toplandıktan sonra savcılık dosyayı değerlendirir. Yeterli şüphe bulunduğu kanaatine varırsa olayın nasıl gerçekleştiğini, hangi delillerin bulunduğunu ve hangi kanun hükümlerinin uygulanmasını talep ettiğini açıklayan iddianameyi hazırlar. İddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle soruşturma aşaması sona erer ve ceza davasının kovuşturma aşaması başlar.”
Takipsizlik kararı nedir? Hangi durumlarda verilir?
Vatandaşlarımızın sıkça duyduğu kavramlardan biri de takipsizlik kararı. Takipsizlik kararı nedir, hangi durumlarda verilir?
“Takipsizlik kararı olarak bilinen kararın hukuki adı kovuşturmaya yer olmadığına dair karardır. Kısaca KYOK olarak ifade ediyoruz. Savcılık soruşturmasını tamamladıktan ve bütün delilleri değerlendirdikten sonra kamu davası açılması için yeterli şüphe bulunmadığı sonucuna ulaşırsa kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilir. Bu kararın verilmesiyle ilgili dosyada kamu davası açılmaz. Vatandaşlarımızın burada bilmesi gereken önemli bir nokta var. Her şikâyet mutlaka bir ceza davasına dönüşmez. Savcılık, olayla ilgili delilleri değerlendirir ve hukuki şartların oluşup oluşmadığına göre karar verir. Dolayısıyla takipsizlik kararı, soruşturma sonucunda kamu davası açılmasına gerek olmadığı yönünde verilen bir karardır.”
Ceza davalarına hangi mahkemeler bakar?
Ceza davalarında görevli mahkemeler hangileridir? Her suç aynı mahkemede mi görülür?
“Ceza yargılamasında temel olarak iki önemli mahkeme türü bulunuyor. Bunlar Asliye Ceza Mahkemeleri ve Ağır Ceza Mahkemeleridir. Bunun yanında çocuk mahkemeleri, çocuk ağır ceza mahkemeleri ve belirli alanlarda görev yapan özel ihtisas mahkemeleri de bulunmaktadır. Hangi mahkemenin görevli olacağı, isnat edilen suçun niteliğine ve ilgili kanuni düzenlemelere göre belirlenir. Asliye Ceza Mahkemeleri ile Ağır Ceza Mahkemeleri arasında görev bakımından farklılıklar vardır. Genel olarak daha düşük ceza sınırları öngörülen suçlar Asliye Ceza Mahkemelerinde, daha ağır yaptırımlar öngörülen suçlar ise Ağır Ceza Mahkemelerinde görülür. Örneğin yaralama, tehdit, hakaret, mala zarar verme ve bazı hırsızlık suçları Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanına girebilir. Kasten öldürme, yağma, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, anayasal düzene karşı suçlar ve uyuşturucu madde ticareti gibi suçlar ise kanundaki düzenlemelere göre Ağır Ceza Mahkemelerinde görülebilir. Ancak her suçun kendi içerisinde farklı nitelikleri ve hukuki değerlendirmeleri bulunduğunu unutmamak gerekir.”
Suça sürüklenen çocuklar neden ayrı mahkemelerde yargılanıyor?
Son dönemde suça sürüklenen çocuklar konusu da kamuoyunda oldukça fazla tartışılıyor. Çocuk mahkemelerinin işlevi nedir? Çocuklar neden yetişkinlerden ayrı yargılanıyor?
“Öncelikle burada kullanılan kavram çok önemli. Hukukumuzda 18 yaşını doldurmamış kişiler çocuk olarak kabul edilir. Bu kişilerle ilgili kullanılan kavram da suça sürüklenen çocuktur. Bu kavramın kullanılmasının önemli bir nedeni vardır. Çocukların gelişim süreçleri, yetişkinlerden farklıdır. Çocukların içinde bulundukları koşullar, çevresel faktörler ve gelişim özellikleri değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuklar, yetişkinlerin yargılandığı mahkemelerden ayrı olarak çocuk mahkemelerinde veya çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanırlar. Çocuk mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcıların çocuk adaleti konusunda özel bilgi ve eğitim sahibi olmaları önemlidir. Buradaki temel yaklaşım, çocuğun haklarının korunması ve yargılama sürecinin çocuğun gelişim özellikleri dikkate alınarak yürütülmesidir. Çocuklara yönelik ceza sorumluluğu ve yaptırımlar da yaş gruplarına göre farklılık göstermektedir.”
Yani burada çocuğu yalnızca işlediği iddia edilen eylem üzerinden değil, içinde bulunduğu koşullarla birlikte değerlendirmek gerekiyor!
“Elbette. Çocuk adalet sisteminin temel yaklaşımlarından biri budur. Çocukların korunması, haklarının gözetilmesi ve yeniden topluma kazandırılması önemlidir.”
Asliye ve Ağır ceza mahkemesi arasındaki farklar nelerdir?
Vatandaşlarımızın en çok merak ettiği konulardan biri de hangi suçun hangi mahkemede görüleceği. Asliye Ceza ile Ağır Ceza Mahkemesi arasındaki temel farkları biraz daha açabilir miyiz?
“Tabii. Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri, kanunda belirlenen suçların niteliğine ve öngörülen ceza miktarlarına göre ayrılmaktadır. Genel olarak Asliye Ceza Mahkemeleri, Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına girmeyen suçlara bakar. Ağır Ceza Mahkemeleri ise kanunda açıkça belirtilen ve daha ağır yaptırımlar öngörülen suçlarla ilgilenir. Örneğin kasten öldürme, yağma, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık ve uyuşturucu madde ticareti gibi suçlar Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına girebilmektedir. Yaralama, tehdit, hakaret ve mala zarar verme gibi suçlar ise suçun niteliğine ve kanuni düzenlemelere bağlı olarak Asliye Ceza Mahkemelerinde görülebilir. Burada önemli olan, yalnızca suçun ismine bakarak karar vermemektir. Suçun nitelikli hâlleri, uygulanacak kanun maddesi ve öngörülen ceza miktarı görevli mahkemenin belirlenmesinde önem taşır.”
Ağır ceza mahkemesi kaç hâkimden oluşur?
Mahkemelerin yapısı bakımından da bir farklılık var. Ağır Ceza Mahkemesi ile Asliye Ceza Mahkemesinin heyet yapısını anlatabilir misiniz?
“Elbette. Ağır Ceza Mahkemeleri heyet hâlinde çalışır ve üç hâkimden oluşur. Bu hâkimlerden biri mahkeme başkanıdır. Asliye Ceza Mahkemelerinde ise kural olarak tek hâkim görev yapar. Dolayısıyla yargılamanın yürütülmesi ve kararın açıklanması bakımından mahkemelerin yapıları birbirinden farklıdır.”
Ceza mahkemesi kararlarına itiraz edilebilir mi?
Mahkeme kararını verdi. Ancak taraflardan biri verilen kararı doğru bulmuyor veya karara itiraz etmek istiyor. Bu durumda nasıl bir yol izleniyor? Belirli bir süre var mı?
Ceza mahkemelerinin verdiği kararlara karşı, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde kanun yollarına başvurulabilir. Bir kişi Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıktan sonra mahkeme delilleri değerlendirir ve hükmünü açıklar. Verilen kararın taraflara bildirilmesi, yani tebliğ edilmesi önemlidir. Burada vatandaşlarımızın özellikle dikkat etmesi gereken konu, kanun yollarına başvuru süreleridir. Genel olarak istinaf başvurusu için gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre bulunmaktadır. Bu süre içerisinde ilgili mahkemeye başvuru yapılması gerekir. Sürelerin kaçırılması, kanun yoluna başvurma hakkı açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle mahkeme kararını alan vatandaşlarımızın süreleri dikkatle takip etmeleri ve gerektiğinde bir avukattan hukuki destek almaları önemlidir.”
İstinaf nedir? Mahkeme kararı yeniden incelenir mi?
İstinaf kavramını da açıklayabilir misiniz? Vatandaşlarımız bir mahkemenin kararından memnun olmadığında nereye başvuruyor?
“İstinaf, ilk derece mahkemelerinin verdiği kararların Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından yeniden incelenmesini sağlayan bir kanun yoludur. Örneğin Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesinde görülen bir dava sonucunda hüküm verildi. Taraflardan biri bu karara karşı kanuni süresi içerisinde istinaf başvurusunda bulunabilir. Başvuru üzerine dosya Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili ceza dairesine gönderilir. Bölge Adliye Mahkemesi dosyayı inceler ve kanunun öngördüğü çerçevede karar verir. İstinaf sürecinin ne kadar süreceği ise dosyanın kapsamına, delillerin durumuna ve mahkemelerin iş yüküne göre değişebilir. Bazı dosyalarda inceleme daha kısa sürede tamamlanırken bazı dosyalarda süreç uzayabilmektedir. Bu nedenle her ceza davasının istinaf süreci için aynı süreyi söylemek mümkün değildir.”
Yargıtay nedir? Her ceza davası Yargıtay’a gidebilir mi?
İstinaf aşamasından sonra bir de Yargıtay süreci bulunuyor. Her ceza davası Yargıtay'a taşınabiliyor mu?
“Hayır. Her ceza davası bakımından Yargıtay yolu açık değildir. Ceza yargılamasında ilk derece mahkemelerinin ardından Bölge Adliye Mahkemeleri görev yapar. Belirli kararlar ve suçlar bakımından ise Yargıtay'a temyiz başvurusu yapılabilir. Yargıtay, ceza davalarında temyiz incelemesi yapan en üst yargı merciidir. Hangi kararların temyiz edilebileceği, hangi kararların kesin olduğu kanunda düzenlenmiştir. Bu nedenle vatandaşlarımızın yalnızca verilen cezanın miktarına bakarak Yargıtay yolunun açık veya kapalı olduğunu düşünmemesi gerekir. Kanunda bazı suçlar ve kararlar bakımından özel düzenlemeler bulunmaktadır. Örneğin bazı suçlarda ceza miktarı daha düşük olsa bile Yargıtay'a temyiz başvuru yolu açık olabilmektedir. Dolayısıyla her dosyanın kendi hukuki özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekir.”
Mahkeme kararına itirazda iki haftalık süreye dikkat!
Vatandaşlarımız açısından en önemli konulardan biri de süreler. İtiraz veya istinaf hakkını kaybetmemek için nelere dikkat etmek gerekiyor?
“Özellikle bu noktayı vurgulamak istiyorum. Ceza yargılamasında kanun yollarına başvuru süreleri çok önemlidir. Genel kural olarak istinaf başvurusu için gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre söz konusudur. Bu süre içerisinde başvurunun yapılması gerekir. Sürenin geçirilmesi durumunda kanun yoluna başvurma hakkı kaybedilebilir. İstinaf incelemesinden sonra temyiz yolunun açık olduğu kararlarda da kanuni başvuru süresinin takip edilmesi gerekir. Vatandaşlarımız kendilerine gelen mahkeme tebligatlarını kesinlikle ihmal etmemelidir. Bir kararın kendilerine tebliğ edilmesiyle birlikte hangi kanun yolunun açık olduğunu ve başvuru için ne kadar süre bulunduğunu öğrenmeleri gerekir. Özellikle ceza davalarında zamanında yapılan hukuki başvurular büyük önem taşımaktadır”
Vatandaşlar ceza yargılamasında nelere dikkat etmeli?
Son olarak vatandaşlarımıza ne tavsiye edersiniz? Bir ceza soruşturması veya davasıyla karşılaştıklarında nasıl hareket etmeliler?
“Öncelikle vatandaşlarımızın hukuki süreçleri hafife almaması gerekiyor. Bir suçun mağduru olduklarını düşünüyorlarsa yetkili makamlara başvurarak haklarını aramalılar. Hakkında bir suç isnadı bulunan kişiler de savunma haklarını kullanmalı ve kendilerine tanınan hukuki güvencelerden yararlanmalıdır. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarının birbirinden farklı olduğunu bilmeleri, kendilerine gelen tebligatları takip etmeleri ve özellikle kanuni süreleri kaçırmamaları gerekiyor. Her olayın kendine özgü koşulları vardır. Bu nedenle hukuki süreçlerde genel bilgilerle yetinmek yerine somut olayın özelliklerine göre hukuki destek alınmasını tavsiye ediyorum.”





