Geçmişin acısından, geleceğin kaygısından arınmak: Şimdinin cesareti

İnsan zihni tuhaf bir zaman yolcusudur.

Bedeni burada, bu sandalyede, bu odada durur; ama zihni ya çoktan yaşanmış bir cümlenin içinde sızlanır ya da henüz olmamış bir ihtimalin gölgesinde titrer. Ve biz bu sıkışmışlığa “hayat” deriz. Oysa bu geçmişin acısı geleceğin kaygısı derken anı, şimdiyi kaçırma halidir.

Anda kalmak son yıllarda sık duyulan ama az yaşanan bir kavram. Çünkü anda kalmak, sanıldığı kadar kolay değildir. Zihin geçmişte yaşananları bırakmak istemez; çünkü orada tanıdık duygular, acılar vardır. Geleceğe de sıkı sıkıya tutunur; çünkü belirsizlik insanı korkutur. Ve böylece insan, geçmişin acısı ile geleceğin kaygısı arasında sıkışıp kalır. Bedeni burada olsa bile, ruhu hiçbir yerde değildir. Oysa anda kalmak, ruhunu ve zihnini eve çağırmaktır.

Geçmişte olan bitenin yükünü hâlâ sırtında taşıyanlar var; affetmediği bir çocukluğu, kapanmamış bir ihaneti, söylenmemiş cümleleriyle yaşayanlar… Bir de henüz gelmemiş günlerin borcunu bugünden ödeyenler var; “Ya yine olursa?”, “Ya kaybedersem?”, “Ya yeterli olmazsam?” diye diye tükenenler.

Geçmiş acıtır. Evet.

Ama daha acı olan şudur: Geçmişin artık seninle işi bitmişken, senin hâlâ onunla yaşıyor, onu yaşatıyor olman.

Zihin acıyı kolay kolay bırakmaz çünkü tanıdığı aşina olduğu duygu odur demiştim. Kaygıyı da bırakmaz çünkü kaygı kontrol yanılsaması yaşatır. Kontrolü kaybetmek demek aşina olduğu acıyla tekrar tekrar yüzleşmek sanır. Oysa tanıdık olan her şey güvenli değildir. Ve kontrol ettiğini sandığın çoğu şey, zaten hiçbir zaman senin kontrolünde olmamıştır.

Geçmiş dediğin şey, artık değiştirilemeyen bir hikâyedir. Birçok insan “geçmişi unutmak istiyorum” der. Ama mesele unutmak değildir. Mesele, yol devam ederken sürekli dikiz aynasından bakmamak yola bakacağım derken kontrolü de tamamen salmamaktır.

Bir danışanım ise bana bir gün şöyle demişti:

“Geçmişi bırakırsam sanki yaşadıklarım anlamsız olacak.”

Hayır.

Geçmişi bırakmak, yaşadıklarını inkâr etmek değildir.

Geçmişi bırakmak, kendini sürekli acılarınla, hatalarınla, kontrolün dışında yaşadıklarınla cezalandırmayı bırakmaktır.

Acıyı anlamlandırmak başka, acının içinde yaşamaya devam etmek başkadır.

Birincisi iyileştirir. İkincisi yavaş yavaş tüketir.

Gelecek kaygısı da böyledir. Kaygı seni korumaz. Kaygı seni hazır yapmaz. Kaygı yaşanacaklar için sana kontrol teminatı vermez. Belki bir daha benzer deneyimlerden geçeceksin belki ders sen öğrenene kadar devam edecek. Ama bitecek. Kaygı sadece bugünü çalar ve sana “tedbirliyim” hissi satar. Gelecek dediğin şey ise henüz yazılmamış bir taslaktır. Taslak diyorum çünkü onu nasıl yazacağına karar verecek olan sensin ve bunun sırrı kaygılarda değil bugünde an’da gizli.

Peki ya sen ikisi arasında debelenirken yitip giden ve telafisi olmayan o zaman ?

Yani şimdi.

Şimdi tek gerçek zamandır. Ve insanın en çok kaçtığı yer de tam olarak burasıdır.

Çünkü anda kalmak cesaret ister. Geçmişte saklanamazsın. Geleceğin sisinin arkasına gizlenemezsin.

Anda kaldığında, kendinle yüz yüze gelirsin. Nefesinle, kalbinle, korkularınla. Maskesiz bir şekilde berabersin. Bu arada anda kalmak, “hiçbir şey düşünmemek” değildir. Anda kalmak, düşüncelerin esiri olmamaktır. Acının geldiğini fark edip onunla özdeşleşmemektir. Kaygının sesini duymak ama ona hayatının senaryosunu yazdırmamaktır.

Anda kalan insan daha az acı çekmez belki; ama acının içinde kaybolmaz. Daha az sorun yaşamaz; ama sorunla özdeşleşmez. Daha az hata yapmaz; ama kendini hatalarına hapsetmez. Çünkü anda kalmak, insanı şefkate yaklaştırır. Kendine, hayata, yaşananlara karşı.

Bir fincan kahveyi içerken gerçekten tadını almak… Bir çocuğun gözlerinin içine bakarken zihninde bambaşka bir yerde olmamak… Bir duyguyu bastırmadan, kaçmadan, yargılamadan, ya yine kırılırsam diye korkmadan hissedebilmek…

İşte anda kalmak budur.

Geçmiş zaten artık çoktan yitip gitmiş bir zaman dilimi. Yaşattı öğretti, belki yaraladı ama iyi haber şu ki: Bitti. Artık orada değilsin. Ama gelecek için evet hala umut var fakat bu umudu da kaygı ve kontrolle yeşertemezsin. Gelecek, bir hedef olabilir; ama bugünü yok saydığında, varacağın yer anlamını yitirir.

İyi haber: Şu an buradayım ve bu an benim için yeterli.

Kontrol edebileceğin nasıl yaşayacağını seçebileceğin hazzına ve tadına hâkim olabileceğin tek an: Şimdi.

Şimdi, seni bekliyor.

Geçmişten öğren, gelecek için niyet et. Ama bir dahası olmayan şu anı yaşamayı sakın erteleme.

Çünkü hayat, seni yarına değil; bu ana çağırıyor.

Ve bana inan en büyük özgürlük de an’da olmaktır. Geçmişin zincirlerini kırdığın, geleceğin kaygılı fısıltısını susturduğun an, yaşamının tek sahibi olduğun o an’dır.

Bugün yazımı hepinize anda kalma cesaretini göstermenizi dileyerek kapatıyorum.

Emin olun onu bir kez tattığınızda hayat daha yaşanılası bir bahçeye dönecek