2025 yılı, küresel sistemin artık eski dengelerle ayakta kalamadığını açık biçimde gösteren bir kırılma yılı olarak tarihe geçti. Siyasi ittifakların gevşediği, savaşların normalleştiği ve iklim krizinin geri dönülmez biçimde gündelik hayatı belirlediği bu yıl, dünya için bir “uyarı eşiği” niteliği taşıdı. Yılın daha ilk aylarında açıklanan raporlar, 2025’in kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olduğunu ortaya koydu. Seller, kasırgalar, kuraklıklar ve ölümcül sıcak dalgaları, çevre krizinin artık soyut bir gelecek tehdidi değil, küresel bir güvenlik sorunu olduğunu gösterdi.
Uluslararası güvenlik tartışmaları, Almanya’da düzenlenen 61. Münih Güvenlik Konferansı’nda yeni bir çerçeve kazandı. Çok kutuplu dünya düzeni, silahlanma yarışı ve uluslararası hukukun aşınması, devletlerin ana gündem maddesi haline geldi. Bu tablo, yılın geri kalanında yaşanacak jeopolitik sarsıntıların da habercisiydi.
2025’e damgasını vuran en büyük siyasi gelişmelerden biri, Donald Trump’ın 20 Ocak’ta yeniden ABD Başkanı olmasıydı. Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımı, yalnızca iç politikayı değil, küresel sistemi de doğrudan etkiledi. Çin’e yönelik gümrük vergilerinin artırılması ve ticaret savaşlarının yeniden alevlenmesi, küresel ekonomide dalgalanmalara yol açtı. Avrupa Birliği ise bu süreçte ABD’ye olan güvenlik bağımlılığını sorgulamaya başladı. NATO’nun Lahey Zirvesi’nde savunma harcamalarının artırılması yönünde alınan kararlar, Avrupa’nın artık kendi güvenliğini daha fazla üstlenmek zorunda kaldığını gösterdi.
Ortadoğu, 2025’te de dünya siyasetinin en kırılgan alanı olmaya devam etti. Yaz aylarında İsrail ile İran arasında yaşanan ve doğrudan çatışmaya dönüşen 12 günlük savaş, ABD’yi yeniden bölgenin merkezine çekti. Washington, İsrail’e verdiği açık destekle İran karşıtı hattı güçlendirirken, bu durum Körfez’den Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada tansiyonu yükseltti. Aynı dönemde ABD ile Venezuela arasındaki ilişkiler de yeniden gerildi. Enerji politikaları ve yaptırımlar üzerinden yürüyen bu gerilim, Latin Amerika’da ABD karşıtlığını yeniden canlandırdı.
Suriye dosyası ise 2025’in en dikkat çekici başlıklarından biri oldu. Esad yönetiminin devrilmesiyle Şam’da Ahmed Şara liderliğinde kurulan geçiş hükümeti, ülkenin geleceğini yeniden şekillendirmeye çalıştı. Bu süreçte Şam ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki ilişki, yalnızca Suriye’nin değil, tüm bölgenin kaderini etkileyen bir denklem haline geldi. SDG’nin statüsü, silahlı yapısının geleceği ve merkezi yönetime entegrasyonu, 2025 boyunca müzakere masalarının en kritik konuları arasında yer aldı. Suriye, artık bir iç savaşın değil, yeni Ortadoğu düzeninin test alanıydı.
Avrupa ekseninde bakıldığında ise Ukrayna savaşı, 2025’te de kıtanın güvenlik mimarisini belirleyen ana unsur oldu. Savaşın uzaması, Avrupa’da enerji politikalarını, savunma harcamalarını ve siyasi dengeleri köklü biçimde etkiledi. Almanya’da erken seçimlerle Friedrich Merz’in şansölye olması, Avrupa’nın daha sert ve güvenlik merkezli bir çizgiye yöneldiğinin işareti olarak okundu.
Asya cephesinde yılın en sarsıcı gelişmelerinden biri, Tayland ile Mançurya arasında patlak veren ve bölgesel dengeleri zorlayan savaş oldu. Bu çatışma, Asya-Pasifik’te Çin, Rusya ve ABD arasındaki nüfuz mücadelesinin ne denli kırılgan bir zeminde ilerlediğini gösterdi. Afrika’da ise Sudan, Sahel ve Orta Afrika hattında devam eden çatışmalar, kıtanın kronik istikrarsızlığını derinleştirdi; darbeler, iç savaşlar ve insani krizler milyonlarca insanı yerinden etti.
2025, aynı zamanda sandıkların yılıydı. Almanya, Japonya ve Vatikan’da yaşanan liderlik değişimleri dikkat çekerken, özellikle Almanya’da erken seçimle Friedrich Merz şansölye oldu. Japonya’da Sanae Takaichi ülkenin ilk kadın başbakanı olarak göreve başladı. Vatikan’da ise Papa XIV. Leo seçilerek tarihteki ilk Amerikalı papa oldu. Bu tarihte ilk kez bir Amerikalının papalık makamına gelmesi açısından simgesel bir dönüm noktası oldu. Yine bu dönemde küresel siyasette yeni aktörlerin ön plana çıkmasına yol açtı. BRICS’in genişlemesiyle Küresel Güney daha yüksek sesle konuşurken, dünya genelinde otoriterleşme eğilimleri de hız kazandı.
Sonuç olarak 2025, belirsizliğin kalıcı hale geldiği bir yıl oldu. Gücün hukukun önüne geçtiği, savaşın sıradanlaştığı ve iklim krizinin tüm insanlığı ortak bir geleceğe zorladığı bu 2025 yılı, 2026 yılına ağır bir miras bıraktı. Dünya artık yeni bir düzenin eşiğinde; bu düzenin barış mı yoksa daha büyük bir kaos mu getireceğini ise zaman gösterecek.