Diyarbakır’ın iki temel meselesi var ki, aslında birbirinden çok farklı görünse de aynı noktada buluşuyor: İnsanların hayatını doğrudan etkileyen ulaşım sorunları.
Biri şehrin içinde bir yerden başka bir yere ulaşamamak…
Diğeri ise ihtiyaç duyulan sağlık hizmetine ulaşamamak.
Bir tarafta sağlıksız ulaşım, diğer tarafta sağlığa ulaşım…
Diyarbakır büyüyor, nüfusu artıyor, çevre illerden ve ilçelerden gelen insanların oluşturduğu hareketlilik her geçen gün artıyor. Ancak şehrin ulaşım ve sağlık altyapısı bu büyümeye aynı hızda cevap veremiyor.
Şehir içi ulaşım artık günlük bir mücadele
Sabah işe, okula ya da hastaneye gitmek isteyen vatandaşın ilk sınavı daha güne başlamadan başlıyor. Toplu taşıma araçları özellikle mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde kapasitesinin üzerinde yolcu taşıyor. İnsanlar araçlara binebilmek için duraklarda bekliyor, bindiklerinde ise çoğu zaman oturacak yer bulamadığı gibi ayakta dahi rahat hareket edemiyor.
Bu yalnızca bir konfor meselesi değil. Saatlerce trafikte kalan, kalabalık araçlarda yolculuk yapan, işe veya okuluna gecikme endişesi yaşayan insanların günlük hayatı doğrudan etkileniyor.
Üstelik kent trafiği de bu yoğunluğu kaldırmakta zorlanıyor. Mesai saatlerinde Diyarbakır’ın birçok ana caddesinde trafik neredeyse rutin biçimde kilitleniyor. Bir noktadan diğerine ulaşmak için harcanan süre uzuyor. Trafikte geçirilen zaman, insanların işinden, ailesinden ve sosyal hayatından çalınıyor.
Ulaşımda günü değil, geleceği planlamak gerekiyor
Diyarbakır’ın artık günlük sorunlara günlük çözümler üretmekten çıkması gerekiyor. Şehrin ulaşım master planının gerçek anlamda uygulanması, toplu taşıma kapasitesinin artırılması, alternatif ulaşım modellerinin geliştirilmesi ve trafik yoğunluğunu azaltacak kalıcı yatırımların hayata geçirilmesi gerekiyor.
Nitekim son zamanlarda şehrin kilit noktalarında hayata geçirilen yol genişletme çalışmaları, kronikleşen tıkanıklıklara nefes aldırmak adına atılmış somut bir adımdır. Genişleyen yollar araç sirkülasyonunu rahatlatsa da bu fiziki yatırımların tek başına yeterli olmayacağı açıktır.
Diyarbakır'ın asıl kurtuluşu; 2012 yılından bu yana vizyon projeler arasında yer alan, her dönem konuşulan ancak bir türlü hayata geçirilemeyen Hafif Raylı Sistem (Tramvay/Metro) projesinin bir an önce başlatılmasıdır. Artan nüfusu artık sadece lastik tekerlekli araçlarla ve dolmuş hatlarıyla taşımak imkansızdır. Metropolleşen bu kentin, yıllardır raflarda bekleyen metro/raylı sistem hayalinin somut bir takvime bağlanarak ilk kazmanın vurulması artık bir lüks değil, zorunluluktur.
Vatandaşın beklentisi çok basit: Zamanında gelen, güvenli, erişilebilir ve insanca yolculuk yapılabilen bir toplu taşıma sistemi. Bunun sağlanması yalnızca belediyelerin değil, ilgili bütün kamu kurumlarının ortak sorumluluğudur. Çünkü ulaşım bir lüks değil, temel bir kent hizmetidir.
Bir başka büyük sorun: Sağlığa ulaşmak
Diyarbakır’ın ikinci büyük problemi ise sağlık hizmetine erişim. Diyarbakır yalnızca kendi nüfusuna hizmet veren bir şehir değil. Bölge illerinden, ilçelerden ve çevre yerleşimlerden gelen hastaların önemli bir bölümü sağlık hizmeti almak için Diyarbakır’a geliyor. Dolayısıyla kentin sağlık sistemi, kendi nüfusunun çok ötesinde bir yük taşıyor.
Ancak vatandaşın karşılaştığı tablo zaman zaman oldukça ağır. Uzman doktor bulmakta zorlanan, muayene için uzun süre bekleyen, bazı branşlarda randevu bulamadığı için haftalar hatta aylar sonrasına gün alan vatandaşlar var. Bir hastanın sağlık hizmetine ulaşabilmek için başka bir ilçeden veya şehirden Diyarbakır’a gelmesi yetmiyor. Hastaneye geldikten sonra da ikinci bir bekleme süreci başlıyor.
Randevu… Tetkik… Sonuç… Kontrol… Ve yeniden randevu…
Böyle olunca sağlık hizmetine erişim, özellikle dar gelirli vatandaşlar açısından ciddi bir zaman ve maliyet sorununa dönüşüyor.
Bölgenin sağlık yükü, bölgesel planlama gerektiriyor
Diyarbakır’ın sağlık alanındaki ihtiyacını değerlendirirken yalnızca kent nüfusuna bakmak yeterli değil. Bu şehir bölgenin sağlık merkezlerinden biri. Dolayısıyla doktor sayısından hastane kapasitesine, yoğun bakım yataklarından poliklinik kapasitesine kadar sağlık yatırımlarının planlanmasında Diyarbakır’ın bölgesel rolünün dikkate alınması gerekiyor.
This bölgesel yükü sırtlamak ve mevcut hastanelerin üzerindeki yoğunluğu hafifletmek adına yapımı devam eden Şehir Hastanesi projesi büyük bir önem taşıyor. Şehir Hastanesi, yatak kapasitesi ve modern altyapısıyla sağlığa erişim krizine kalıcı bir alternatif sunma potansiyeline sahip. Ancak yeni hastane binaları yapmak elbette önemliyken, binanın içinde yeterli sayıda hekim, yardımcı sağlık çalışanı ve gerekli tıbbi altyapı yoksa sorun bütünüyle çözülmüş olmuyor.
Vatandaşın ihtiyacı bir hastane binasından ve yeni duvarlardan daha fazlası: Hızlı randevu, yeterli hekim, nitelikli sağlık hizmeti ve zamanında tedavi.
İki sorun, tek ortak gerçek
Aslında ulaşım ile sağlık arasında düşündüğümüzden daha güçlü bir bağ var. Bir vatandaş hastaneye gidebilmek için önce ulaşım sorununu aşmak zorunda. Hastaneye ulaştığında ise bu kez sağlık hizmetine erişim sorunuyla karşılaşıyor. Yani vatandaşın önünde adeta iki ayrı engel bulunuyor: Hastaneye ulaşmak ve sağlık hizmetine ulaşmak.
Birincisi sağlıksız ulaşım, ikincisi sağlığa ulaşım sorunu.
Diyarbakır’ın artık bu iki başlığı birbirinden bağımsız değerlendirmemesi gerekiyor. Ulaşım planlaması yapılırken hastanelerin ve sağlık merkezlerinin oluşturduğu yoğunluk hesaba katılmalı. Özellikle yapımı süren Şehir Hastanesi gibi devasa komplekslerin açılışı yaklaşırken, bu noktaya ulaşımı sağlayacak olan Dağkapı-Araştırma Hastanesi raylı sistem hattının (metro/tramvay) eş güdümlü olarak bitirilmesi gerekmektedir. Şehir merkezinden çıkıp bölge hastanelerine gitmek isteyen bir hastayı saatlerce trafikte mahkum etmek, sağlık hizmetini de baştan sekteye uğratmaktadır. Çünkü şehir planlaması, birbirinden kopuk projeler toplamı değildir. Ulaşımın sağlıkla, sağlığın nüfus hareketliliğiyle, nüfus hareketliliğinin ise şehir planlamasıyla doğrudan ilişkisi vardır.
Vatandaş çözüm bekliyor
Diyarbakırlının artık yeni tartışmalardan çok, somut çözümlere ihtiyacı var. Toplu taşıma araçlarında insanca yolculuk yapmak istiyor. Trafikte saatlerini geçirmek istemiyor. Durakta uzun süre araç beklemek istemiyor. Hastaneye gittiğinde aylar sonrasına randevu almak istemiyor. Uzman doktora ulaşmak, tetkiklerini zamanında yaptırmak ve tedavisini gecikmeden sürdürebilmek istiyor.
Bunlar büyük beklentiler değil. Bunlar modern bir şehirde yaşayan vatandaşın en temel hak ve beklentileri. Diyarbakır’ın büyüklüğü artık günübirlik çözümleri kaldırmıyor. Ulaşımda da sağlıkta da günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir anlayışa ihtiyaç var. Çünkü bir şehirde insanları taşıyamıyorsanız ulaşım sisteminizde, insanları zamanında tedavi edemiyorsanız sağlık sisteminizde ciddi bir sorun var demektir.
Sağlık tarafında ise daha çarpıcı bir veri var: Dicle Üniversitesi Hastanesi 2025'te 1,1 milyon hasta başvurusu aldı; poliklinik başvurusu 1,3 milyona ulaştı ve yaklaşık 300 bini Diyarbakır dışından geldi. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi de günlük ortalama 15 bin poliklinik ve 10 bin acil başvurusu ile hizmet veriyor.
Diyarbakır’ın önündeki mesele tam da budur: İnsanları hem genişleyen yollarla ve bir an önce hayata geçirilmesi gereken metro/tramvay hatlarıyla şehrin içinde sağlıklı biçimde taşıyabilmek hem de Şehir Hastanesi gibi yeni nesil yatırımlarla ihtiyaç duydukları sağlık hizmetine zamanında ulaştırabilmek.
Biri sağlıksız ulaşım, diğeri sağlığa ulaşım…
İkisinin çözümü de aynı yerde başlıyor: Doğru planlama, yeterli yatırım ve vatandaşın gerçek ihtiyaçlarını merkeze alan bir şehir yönetimi.