Bir kentin geleceği gençlerinin kurduğu hayallerde saklıdır. Ancak Diyarbakır’da birçok genç için gelecek, hayal kurmaktan önce iş bulmak, geçinmek ve kendi hayatını kurabilmek anlamına geliyor.
Sabah saatlerinde Diyarbakır’ın caddelerine bakın. Okula, işe gitmeye çalışan gençleri, günü kurtarmak adına kafelerde, lokantalarda çalışan bir anlamda vasıfsız çalışan binlerce gençle karşılaşırsınız.
Hepsinin hikâyesi farklıdır. Kimi sınava hazırlanıyordur, kimi iş arıyordur, kimi ailesine yük olmadan yaşamanın hesabını yapıyordur. Kimi de bütün bunlardan yorulmuş, bir süreliğine düşüncelerinden uzaklaşmaya çalışıyordur.
Dışarıdan bakıldığında sıradan bir şehir manzarası…
Oysa biraz durup düşününce, bu manzaranın içinde bir kentin en önemli sorusu saklıdır: Diyarbakır, gençlerine nasıl bir gelecek sunabiliyor?
Diploma var, iş yok; iş var, geçim yok!
Bugünün gençleri yalnızca işsizlikle mücadele etmiyor. Buldukları işin kendilerine nasıl bir hayat sunacağını da hesaplamak zorunda kalıyor.
Üniversiteden mezun olan bir genci düşünün. Yıllarca ders çalışmış, ailesi onun eğitimi için fedakârlık yapmış, belki de evin bütün umutları o diplomaya bağlanmış. Mezuniyetin ardından iş başvuruları başlıyor. Birkaç hafta, birkaç ay, bazen yıllar geçiyor.
Sonra aynı sorular dönüp dolaşıp karşısına çıkıyor: Deneyimin var mı? Daha önce nerede çalıştın?
Peki, deneyim kazanmak için bir fırsat verilmezse genç bu deneyimi nasıl edinecek?
TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki gençlerin işsizlik oranı yüzde 15,3. Aynı yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda olanların oranı yüzde 23,3. Bu rakamlar Diyarbakır’a özgü değil; ancak gençlerin eğitim ve çalışma hayatı arasında sıkışabildiğini gösteriyor.
Diyarbakır’da da gençlerin gündelik hayatını anlamak için iş arama sürecine, işlerin ücret ve çalışma koşullarına, istihdam olanaklarının niteliğine bakmak gerekiyor.
Çünkü mesele yalnızca bir iş bulmak değil. İnsan onuruna yakışır bir ücretle çalışabilmek, emeğinin karşılığını alabilmek ve yarınını planlayabilmek…
Bir genç çalışıyor ama kazandığı para kiraya, ulaşıma ve temel ihtiyaçlarına yetmiyorsa ekonomik bağımsızlığını ne kadar sağlayabilir?
İşsizlik kadar, çalıştığı hâlde geçinememek de gençlerin önündeki önemli sorunlardan biri.
Aile evinden çıkmak neden bu kadar zor?
Gençliğin en doğal beklentilerinden biri kendi hayatını kurabilmektir. Kendi kararlarını verebilmek, bir evin sorumluluğunu üstlenmek, sevdiği insanla bir gelecek planlamak…
Ancak hayat pahalılığı, kira giderleri ve düzensiz gelirler bu beklentileri giderek zorlaştırıyor.
Diyarbakır’da ailesiyle yaşayan bir gencin bağımsız bir eve çıkmayı düşündüğünü varsayalım. Önce kira, ardından depozito, faturalar, mutfak masrafı ve ulaşım giderleri hesaplanıyor. Sonunda ortaya çıkan tablo, çoğu zaman bu hayalin ertelenmesine neden oluyor.
Bu durum yalnızca ekonomik bir mesele değil. Kendi kararlarını vermek isteyen gençlerin ailelerine bağımlı kalmasına, gelecek planlarını ertelemesine ve kendilerini hayatın gerisinde hissetmesine de yol açabiliyor.
Elbette aileyle yaşamak başlı başına bir sorun değil. Diyarbakır’ın güçlü aile ve dayanışma kültürü, birçok insan için önemli bir destek. Sorun, birlikte yaşamanın bir tercih olmaktan çıkıp ekonomik zorunluluğa dönüşmesi.
Bir gencin ne zaman evleneceğine, nerede yaşayacağına ya da hangi mesleği seçeceğine yalnızca ekonomik koşullar karar veriyorsa burada daha geniş bir toplumsal mesele var demektir.
Gençler kenti mi terk etmek istiyor, fırsatları mı arıyor?
Diyarbakır üzerine konuşurken sık sık gençlerin başka şehirlere veya yurt dışına gitme isteğinden söz ediyoruz.
Peki, bu isteğin arkasında ne var?
Daha iyi bir üniversite, daha nitelikli bir iş, daha yüksek bir gelir, özgürce yaşama arzusu ya da kendini gerçekleştirebileceği bir ortam…
Bunların hepsi bir gencin hayatına ilişkin meşru beklentiler.
Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin Mart 2020’de yayımladığı Diyarbakır Gençlik Araştırması, 18-34 yaş grubundaki 350 kişiyle yapılan görüşmelere dayanıyordu. Araştırmaya katılanların yüzde 74,1’i yurt dışına gitmek istediğini belirtmişti. Katılımcıların yüzde 81,8’i de eğitim sürecinin çalışma hayatına etkisini olumsuz veya çok olumsuz değerlendirmişti.
Bu veriler altı yıl öncesine ait ve araştırmaya katılan sınırlı bir grubun görüşlerini yansıtıyor. Dolayısıyla bugünkü Diyarbakırlı gençlerin tamamı hakkında hüküm vermek için kullanılamaz. Ancak eğitim ile istihdam arasındaki bağın ve başka yerlerde gelecek arayışının uzun süredir tartışıldığını gösteriyor.
Bir kentin gençleri başka yerlere gitmek istiyorsa onlara yalnızca “Neden gidiyorsunuz?” diye sormak yeterli değil.
Asıl soru şu: Burada kalmak isteyen bir genç için nasıl bir hayat mümkün?
Diyarbakır’ın tarihî mirası, kültürel birikimi, üniversiteleri ve girişimci insanları önemli bir potansiyel taşıyor. Fakat bu potansiyelin gençlerin yaşamına yansıması için nitelikli istihdamın, üretimin, kültür ve sanat olanaklarının geliştirilmesi gerekiyor.
Gençlerin kentte kalması, yalnızca bir aidiyet duygusuyla sağlanamaz. Kalabilecekleri bir gelecek de sunulmalıdır.
Devamı gelecek...