Hatırlayanlar bilir; 1978-1980'li yıllarda bir banker furyası ortalığı kasıp kavuruyordu. Film yıldızlarının oynatıldığı reklamlar herkesin dilindeydi.
Bir kısım vatandaş, oturduğu evini satıp çok faiz verdikleri için bankerlere para yatırdı. Hiç kimse, devletin ve finansal kuruluşların veremediği faizi, ekonomi bilgisi ve yatırım araçlarıyla ulusal ve uluslararası sermaye piyasalarında elde edilemeyen faizi, banker denen cahillerin nasıl ödeyeceğinin matematiğini yapmadı.
Bu bankerler, birkaç ay boyunca topladıkları paralardan yatırım sahiplerine ikna edici olması için ödeme yaptılar. Bu ödeme, ihtiyatlı davranan geri plandaki insanları daha da kamçıladı; ellerinde paraya tahvil edilebilecek ne varsa satıp bankerlere verdiler.
Bir süre sonra bankerler birer birer yurtdışına kaçıp bu paraları afiyetle yemeye başladılar. Yasal anlamda bu konuda mali bir düzenleme olmadığı için herhangi bir işlem yapılamadı. Bunu bir kumar olarak değerlendirdiler; kaybedenler olacak ki kazananlar olsun diye.
Şimdiki borsa sorunu da az önce anlatılan banker faciasının bir tekerrürüdür. Akıllı devlet borsa kurmaz, ya da borsayı iyi denetler, manipüle ettirmez.
Şimdi bu durum şuna benziyor: 25 yıldır bu ülkede birlik içinde insanlar kooperatif kursun, şirketler kursun deniliyor. 100, 1000, 10.000, 100.000 hatta 1 milyon ortaklı şirket ve kooperatifler. Ancak herkes şunu söylüyor: Bunları 90'larda gördük. Jet Fadıl ve Kombassan örnekleri gibi. Herkesi dolandırdılar.
Peki bugün borsada olanlar aynı durum değil mi? Güya borsanın arkasında devlet olmasına rağmen milyarlık büyük vurgun yapıldı. Buna sebebiyet veren, göz yuman borsa yönetiminden ve borsanın kontrolünün bağlı olduğu Hazine ve Maliye ile Ticaret Bakanlığından tek bir istifa göremedik. Dolayısıyla vurgunu yapanın yanında kâr kaldı adeta.
Bu ülkenin tek çıkış ve kurtuluş yolu, sayıları 100 binleri ve milyonları bulan ortaklıkla kooperatif ve şirketler kurulmasıdır. Bunu başaramazsak, bu ülke dibe vurmaya mahkumdur. Ve böyle bir başarı hikayesini yazamamamızdaki en büyük engel bizleriz, kendimizi Müslüman olarak tanımlıyor olmamız.
Dinde sorun yok. Sorun, bugünkü bizlerin din anlayışında. Allah'ın gerçekten gönderdiği dine inanmak yerine, kulların düzmecelerle doldurduğu dine inanıyor olmamız. Bu da güvensizliği doğuruyor ve birbirine karşı sevgi ve saygıyı yok ediyor. Eğer biz Allah'ın gönderdiği gerçek dini önce öğrenip sonra iman etsek; eminim ki Ensar ve Muhacir gibi bir ortaklık ve kardeşlik kurarız. Bugün kuramıyorsak tek sebebi, gerçek dine gerçekten iman etmeyişimizdir.