DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır’ın köklü mutfak kültürü, yalnızca yemeklerden değil, kuşaktan kuşağa aktarılan hatıralardan, geleneklerden ve insan hikâyelerinden oluşuyor. Bu hikâyelerden biri de yıllarca müzikle iç içe yaşayan, ardından mutfağa yönelerek gastronomi alanında kendine yeni bir yol çizen Mehmet Barut’a ait.
1967 yılında Diyarbakır’ın İskender Paşa Mahallesi’nde dünyaya gelen Barut, profesyonel müzisyenlik yaptığı yıllarda arkadaşlarına hazırladığı yemeklerle gastronomi serüveninin ilk adımlarını attı. Bugün 16 yıldır işlettiği Çömlek Keyfi’nde geleneksel Diyarbakır lezzetlerini yaşatmayı hedefleyen Barut, bir işletmenin başarısının yalnızca kazançla değil, güven, emek ve gönül bağıyla ölçüldüğünü vurguluyor.
Mehmet Barut ile müzikten mutfağa uzanan yaşam öyküsünü, Diyarbakır’ın unutulmaya yüz tutan yemeklerini, kentin çok kültürlü geçmişini ve geleneksel esnaflık anlayışını konuştuk.

İskender Paşa’dan Gastronomi Dünyasına
Mehmet Barut kimdir? Bize kendinizden ve Diyarbakır’da başlayan yaşam hikâyenizden söz eder misiniz?
“1967 yılında Diyarbakır’ın İskender Paşa Mahallesi’nde doğdum. İsmet Paşa İlkokulu’nda okudum, Diyarbakır Ortaokulu’ndan sonra Cumhuriyet Lisesi’nden mezun oldum. 30 yılı aşkın profesyonel müzisyenlik geçmişim var. Uzun yıllar müzikle uğraştım. Daha sonra hayatımda farklı bir sayfa açıldı ve gastronomi sektörüne yöneldim. Bugün geriye dönüp baktığımda, müzikle başlayan yolculuğumun beni mutfağa taşımasından mutluluk duyuyorum.”
Müzisyenlikten Çömlek Keyfi’ne Uzanan Yolculuk
Yıllarca müzisyenlik yaptıktan sonra gastronomi sektörüne geçişiniz nasıl gerçekleşti? Bu kararın arkasında nasıl bir hikâye var?
“Müzisyenlik yaptığım dönemde, son albüm çalışmalarımız sırasında arkadaşlarıma yemekler hazırlıyordum. Onlara farklı lezzetler sunuyordum. Zeytini özel bir şekilde hazırladım, hamsi tava yaptım, patlıcanlı yemekler hazırladım. Arkadaşlarım yaptığım yemekleri çok beğeniyor, sürekli takdir ediyorlardı. Bir süre sonra bu ilgi beni yeni bir işe yönlendirdi ve Çömlek Keyfi’ni açtık. İlk başladığımızda üç çeşit yemek yapıyorduk. Bugün ise 14-15 çeşit yemeğimiz var. Bu süreçte işin mutfağını öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Bir işe girecek insanın o mesleği bilmesi, emek vermesi ve işini severek yapması gerekiyor. Benim için başarıya giden yolun temelinde bunlar var”

Başarının Arkasındaki Aile Desteği ve Esnaflık Anlayışı
16 yıldır aynı sektörde faaliyet gösteriyorsunuz. Bu sürekliliği sağlamanızda hangi değerler etkili oldu?
“Ben işimi severek yapıyorum. Rahmetli babamın güzel bir sözü vardı: “Balın güzel olsa arısı Şam’dan gelir.” Gerçekten de insan işini iyi yaptığı zaman karşılığını alıyor. Yaklaşık 33-34 yıllık bir evliliğim var. Eşim hem mutfakta hem de hayatın her alanında en büyük destekçim. Maddi ve manevi olarak her zaman yanımda oldu. Üç çocuk yetiştirdik. Bu süreçte ailemin desteği benim için çok kıymetliydi. İşletmemizi yalnızca bir iş yeri olarak görmüyoruz; burayı bir aile olarak görüyoruz. Çalışanlarıma, içeri giren müşterinin kendi ailelerinden biri olduğunu düşünmelerini söylüyorum. Çünkü önemli olan sadece para kazanmak değil, gönül kazanmaktır. İnsanların size saygı duyması, işinizi dürüstlükle yapmanızın karşılığıdır.”
Diyarbakır Mutfağının Kaybolmaya Yüz Tutan Lezzetleri
Diyarbakır çok zengin bir mutfak kültürüne sahip. Sizce bu kültürü gelecek kuşaklara aktarmak için neler yapılmalı?
“Diyarbakır, Mezopotamya’nın kadim şehirlerinden biri. Çok farklı kültürlerin, inançların ve toplulukların bir arada yaşadığı bir kent. Mutfağımız da bu zenginliğin önemli bir parçası. Çocukluğumuzda annelerimizin yaptığı kibe mumbar, kibe, tırşık ve güveç gibi yemekler vardı. Bugün yeni nesil bu yemeklerin bazılarını yeterince tanımıyor. Biz de Çömlek Keyfi’ni kurarken Diyarbakır’ın unutulmaya yüz tutan fırın güvecini yeniden gündeme getirmeye çalıştık. Daha sonra ayvalı kavurma, kemikli kavurma ve farklı yöresel lezzetlerle menümüzü geliştirdik. Gençlerin kendi mutfak kültürlerini tanıması gerekiyor. Hamburger yiyenlere de bir şey söylemiyorum ama kendi yemeklerimizi de bilmeli, tatmalı ve yaşatmalıyız. Bu değerlerimizi gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğu.”
Çok Kültürlü Diyarbakır’ın Hafızası Sofralarda Yaşıyor
Diyarbakır’ın geçmişinde farklı toplulukların birlikte yaşadığı bir kültür var. İşletmenizde bu tarihî ve kültürel mirası nasıl yaşatıyorsunuz?
“Dedem, Ulu Cami çevresinde esnaflık yaptığı yıllardan bir anısını anlatırdı. Komşularının arasında Süryaniler ve Ermeniler de varmış. Dedem camiye namaza gittiğinde dükkânını kapatmasına gerek kalmadığını, komşularının dükkânına göz kulak olduğunu söylerdi. Bu, Diyarbakır’ın geçmişindeki güven ve dayanışma kültürünü gösteriyor. Bugün işletmemizde eski eşyalarla, müzikle ve geleneksel yemeklerle bu geçmişin izlerini yaşatmaya çalışıyoruz. İstanbul’a, Almanya’ya, Fransa’ya veya İngiltere’ye göç etmiş ailelerin çocukları ve torunları buraya geliyor. Bazıları eski hatıraları hatırlıyor, duygulanıyor. Sofralarımızın onlara geçmişlerini anımsatması bizim için çok anlamlı. Diyarbakır sadece yemekleriyle değil, insanlarıyla, kültürüyle ve hatıralarıyla da özel bir şehir. Bu mirası korumamız gerekiyor”

“Bu Kapıdan Giren Hiç Kimse Aç Çıkmaz”
Son olarak hem Diyarbakır’a gelecek ziyaretçilere hem de bu sektörde çalışmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?
“Öncelikle Diyarbakır’ı görmeden, kibe mumbarını, tırşığını ve güvecini tatmadan bu şehirden ayrılmayın derim. Buraya gelen insanların şehrimize hayran kaldığını görüyoruz. Yurt dışından bile özel olarak yemeklerimizi tatmaya gelen misafirlerimiz var. Bu da doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Esnaf arkadaşlarıma da şunu söylemek istiyorum: İşinizi severek yapın, mesleğinizi öğrenin ve müşterinize değer verin. Bizim 16 yıldır benimsediğimiz anlayış şu: Bu kapıdan giren hiç kimse aç çıkmaz. Maddi imkânı olmasa da insan bizim misafirimizdir. Yemeklerimizi ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya da gayret ediyoruz. Bunu yalnızca kendimize özgü bir davranış olarak görmüyorum. Diyarbakır’da dayanışmayı sürdüren çok sayıda esnafımız var. Yıllardır devam eden bu paylaşma geleneğinin yaşaması gerekiyor. Allah herkesin işini rast getirsin”





