DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır’da trafik çilesi büyüyor, genç işsizliği derinleşiyor, üretici emeğinin karşılığını almakta zorlanıyor, sağlık hizmetlerine erişim ise yurttaşların gündemindeki yerini koruyor. Kentin kronikleşen sorunları tartışılırken, Saadet Partisi Diyarbakır İl Başkanı Abdurrahman Ergin’den hem yerel hem de ülke gündemine ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler geldi.
Öz Diyarbakır Gazetesi’ne konuşan Ergin; Halk TV’ye kayyum atanmasına ilişkin basın özgürlüğü tartışmalarından ekonomik düzende israf ve yolsuzluk iddialarına, barış ve çözüm sürecinden Seyrantepe trafiğine, Silvan Barajı’nın tamamlanmasından sağlık kurumlarındaki yönetim sorunlarına kadar birçok başlıkta görüşlerini açıkladı.

Diyarbakır’ın temel meselesinin yalnızca trafik veya altyapı olmadığını, kentin genel anlamda sahipsiz bırakıldığını savunan Ergin; liyakat, planlama, kurumlar arası koordinasyon, üretim ve istihdamın önemine dikkat çekti. Kürt meselesinin çözümü, anadil hakları ve toplumsal barış konusunda da değerlendirmelerde bulunan Ergin, kentin potansiyelinin hayata geçirilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
İşte Saadet Partisi Diyarbakır İl Başkanı Abdurrahman Ergin’in ülke ve Diyarbakır gündemine ilişkin değerlendirmeleri…
Basın Özgürlüğü Tartışması: “Yanlışları Söyleyenler Düşman Görülmemeli”
Sayın Ergin, gündemimize basın özgürlüğüyle başlayalım. Halk TV’ye kayyum atanmasına ilişkin gelişmeler basın çevrelerinde tepkiyle karşılandı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Bir ülkede özgürlükler, adalet ve hukuk gerçek anlamda işlemezse o ülkenin ileriye gitmesi, büyümesi, gelişmesi ve kalkınması mümkün değildir. Bugün ülkemizin en büyük problemlerinden biri adaletsizliktir. Hukukun gerçek anlamda uygulanmadığı yönündeki kanaat toplumda giderek güçleniyor. Farklı fikirlere ve düşüncelere tahammülün azaldığı bir ortamla karşı karşıyayız. İktidar yıllarca kutuplaştırma ve ötekileştirme üzerinden bir politika izledi. Bunun insanımıza çok şey kaybettirdiğini düşünüyoruz. Siyasetin asıl görevi birliği, beraberliği, huzuru, barışı, sevgiyi ve kardeşliği güçlendirmektir. Ancak yıllardır bunun tam tersine işleyen politikalar gördük. Biz bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz. Farklı görüşlere daha fazla alan açılmalı. Bir söz vardır: Dost acı söyler. Yapıcı eleştirilerin önünü her zaman açık tutmak gerekir. Bir kişi veya kurum size yanlışınızı söylediğinde onu düşman olarak görmemelisiniz. Önce kendi kendinizi sorgulamalısınız. Gerçekten bir yanlışınız varsa bunu düzeltmenin yolunu aramalısınız.”
Sizce eleştiriye kapalı bir yönetim anlayışı ne gibi sonuçlar doğuruyor?
“Yanlışınızı söyleyen insanları, kurumları ve kuruluşları susturmaya çalışırsanız yanlışlarınızın içerisinde bocalamaya devam edersiniz. Bir süre sonra yaptığınız her işin doğru olduğu kanaatine varırsınız. Bu da daha fazla yanlış yapmanıza neden olur. İktidarın bugün yaşadığı handikaplardan birinin bu olduğunu düşünüyoruz. Üstelik yapılan yanlışlar yalnızca iktidarın sorunu olarak kalmıyor. Bunun sıkıntısını bütün toplum çekiyor. Basının toplumun sorunlarının çözülmesinde çok önemli bir görevi vardır. Basın ne kadar özgürse, ne kadar değerliyse ve önündeki engeller ne kadar azsa toplumun sorunlarının daha hızlı çözülmesi de o kadar mümkün olur. Bugün basının hem susturulduğunu hem de haksızlıklara maruz kaldığını görüyoruz. Bazı medya kuruluşları birilerine yakın olduklarında desteklenebilirken, işini bağımsız biçimde ve alın teriyle yapmaya çalışan gazeteciler ciddi zorluklarla karşılaşabiliyor. Biz bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz. Basının hak ettiği değeri gördüğü günlere kavuşmasını istiyoruz.”
İsraf, Yolsuzluk ve Ekonomi: “Alın teriyle çalışan karşılığını alamıyor”
Ülke gündeminde kamu kaynaklarının kullanımı, yolsuzluk iddiaları ve ekonomik sıkıntılar da önemli yer tutuyor. Saadet Partisi olarak bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Saadet Partisi olarak uzun yıllardır israfın ve yolsuzluğun önlenmesi gerektiğini dile getiriyoruz. Bugün yaşadığımız ekonomik problemlerin temelinde israfın ve yolsuzluğun da önemli bir yer tuttuğunu düşünüyoruz. Bu uyarıları yıllardır yapıyoruz ancak iktidar mensuplarının bu sözlere yeterince kulak vermediğini görüyoruz. Yanlışlar yapılmaya devam edildiğinde bunların bir gün ortaya çıkması kaçınılmazdır. Burada yalnızca ekonomik rakamlardan söz etmiyoruz. Alın teri var, yetimin hakkı var, dar gelirlinin hakkı var. Bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın emeği ve hakkı var. Bir yerde haksızlık veya yolsuzluk varsa bunun bedelini yalnızca birkaç kişi ödemez. Kamu kaynaklarının yanlış kullanılması toplumun tamamını etkiler. Biz israfın ve yolsuzluğun olmadığı, üretimin ve kalkınmanın güçlendiği, istihdamın arttığı, insanların alın teriyle geçinebildiği adil bir düzen istiyoruz.”
Ekonomik sorunların çözümü için öncelikle hangi adımlar atılmalı?
“Öncelikle israfın ve yolsuzluğun önüne geçilmesi gerekiyor. Ekonomi politikalarının bu meselelerden bağımsız olduğunu düşünmüyoruz. Tasarruf tedbirleri açıklanıyor ancak tasarrufun en önemli alanlarından biri kamu kaynaklarının doğru kullanılmasıdır. İsrafın önlenmesi, kamu kaynaklarının korunması ve yapılan yanlışların üzerine kararlılıkla gidilmesi gerekiyor. Sorumluluk ve yetki sahibi olanlardan beklentimiz, süreci geçiştirmek yerine kimin nerede, ne kadar yanlış yaptığının ortaya çıkarılmasıdır. Kamuya ait kaynakların korunması ve halkın hakkının gözetilmesi gerekir. Bugün çiftçimiz, esnafımız, sanayicimiz ve üreticimiz çalıştığı hâlde emeğinin karşılığını alamıyor. Sistemin üretimi ve çalışmayı teşvik etmesi gerekirken insanlar iş yapmaktan çekinir hâle geliyor. Kim ne kadar üretiyorsa, kim ne kadar emek sarf ediyorsa bunun karşılığını alabilmelidir. Adalet, vicdan ve merhamet bunu gerektirir.”
Üretim yapanın kazanamadığı, buna karşılık kısa sürede büyük servetler elde edildiği yönündeki eleştirinizin temelinde ne var?
“Mesele, emeğin ve üretimin değerini kaybetmesidir. Bir insanın ömrü boyunca çalışarak elde edemeyeceği bir servetin birkaç ay içerisinde bazı kişilere kazandırılabildiği bir düzen varsa burada ciddi bir sorun vardır. Üreticinin, çiftçinin, sanayicinin ve esnafın desteklenmesi gerekir. Üretim yapanın önünü açmalıyız. İnsanların çalışarak, üreterek ve helal kazançla ayakta kalabileceği bir ekonomik düzen oluşturmalıyız. Yüksek faiz ortamında üretimin, istihdamın ve kalkınmanın güçlenmesini beklemek de kolay değildir. Ekonomi politikaları yeniden değerlendirilmelidir. Bizim savunduğumuz anlayış, insanların alın teriyle kazandığı ve hakkını alabildiği adil bir düzendir.”

Barış ve çözüm süreci: “Bu mesele siyasi kazanım aracına dönüştürülmemeli”
Türkiye’de devam eden çözüm ve barış sürecine ilişkin tartışmalar sürüyor. Saadet Partisi olarak süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Saadet Partisi olarak süreci başından beri takip ediyoruz. Genel Başkanımızın ve bizlerin, sürecin olumlu sonuçlanması yönünde açıklamaları oldu. Bu coğrafyada çok uzun yıllar boyunca büyük acılar yaşandı. Kan, gözyaşı ve ıstırap gördük. Bu kanın durması için ne gerekiyorsa sorumluluk almaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Komisyonlarda yer aldık ve sürecin olumlu sonuçlanması için görüşlerimizi dile getirdik. Elbette bu süreçte karşılıklı adımlar atılması gerekiyor. Silahların susması, çatışmaların sona ermesi ve insanların sorunlarını konuşarak çözebileceği bir ortamın oluşması önemlidir.”
Sürecin başarıya ulaşması için hangi koşulların sağlanması gerekiyor?
“Öncelikle samimiyet gerekiyor. Bütün tarafların şeffaf davranması ve süreci herhangi bir siyasi kazanım elde etme aracı olarak görmemesi gerekir. Amacımız kanın durması, silahların susması, huzurun ve barışın sağlanması olmalıdır. İnsanların bir araya gelerek sorunlarını konuşabileceği, çözüm üretebileceği bir ortam oluşturulmalıdır. Kimsenin diğerini sürekli suçladığı, birbirine etiketler üzerinden yaklaştığı bir anlayışla sonuca ulaşamayız. Herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. Meclisten geçen yasal düzenlemelerin de denetim mekanizmalarıyla birlikte şeffaf ve denetlenebilir şekilde uygulanması önemlidir. Biz bu sürecin hızlı ve sağlıklı biçimde tamamlanmasını istiyoruz. Barış hayırlı bir iştir. Sürecin uzaması yerine, gerekli adımların samimiyetle atılması ve sonuca ulaşılması daha faydalı olacaktır.”
Kürt meselesinin çözümü ve anadil hakları konusunda yaklaşımınız nedir?
“ Kürt meselesi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. İnsanların yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesini istiyoruz. Anadili bir hak olarak görüyoruz. Hangi dil olursa olsun, bir ülkede o dilin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için gerekenler yapılmalıdır. Anadil bir ülkenin zenginliğidir. İnsanların kendi dillerini koruması ülkeyi bölmez; tam tersine insanları birbirine yakınlaştırabilir, birlik ve beraberliği güçlendirebilir. İnsanlarımız bu ülkede kendilerini ait hissetmek istiyor. Bunun için gerekli hakların tanınması ve insanların eşitlik duygusunun güçlendirilmesi gerekir. Kürt meselesinin çözümü için de bu süreçle birlikte uygun bir ortam oluşturulmasını istiyoruz. Önemli olan insanların huzur içerisinde yaşayabildiği, sorunlarını konuşabildiği ve haklarının korunduğu bir toplumsal düzenin kurulmasıdır”
Diyarbakır’da trafik ve yönetim sorunu: “Bu şehir sahipsiz bırakıldı”
Diyarbakır’da özellikle Seyrantepe Kavşağı çevresinde yaşanan trafik yoğunluğu yurttaşların tepkisine neden oluyor. Kentteki trafik keşmekeşliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Diyarbakır’ın birçok problemi var. Ancak bunların temelinde kentin sahipsiz bırakılmışlığı bulunuyor. Bir şehrin sorunlarını çözecek bir irade ortaya konulmuyorsa, insanlar dertlerini ve sıkıntılarını dile getirdiğinde gereken adımlar atılmıyorsa o şehirde sorunların çözülmesini beklemek çok uzun yıllar alır. Bir şehre sahip çıkmak, o şehrin sorunlarını çözmekle mümkündür. Sadece açıklama yapmakla, söylem geliştirmekle bu işler olmaz. Diyarbakır’ın öncelikle bir plana, programa, organizasyona ve iyi bir yönetime ihtiyacı var. Bunlar sağlanmadan bir sorunu çözseniz bile başka bir sorun ortaya çıkar.”
Büyükşehir Belediyesi, Karayolları ve diğer kurumlar arasında koordinasyon eksikliği olduğu yönünde eleştiriler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
“Kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliğinin bedelini vatandaş ödemek zorunda değil. Diyarbakır halkı değerli ve kadim bir halktır. Yıllarca ekonomik, altyapısal ve sosyal açıdan çeşitli mağduriyetlerle karşı karşıya kaldı. Böyle bir tablonun üzerine bir de kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluğun yükü eklenmemelidir. Valilik, belediyeler, Karayolları ve ilgili diğer kurumlar bir araya gelmeli; kendi aralarındaki sorunları çözmeli ve bu şehrin ihtiyaçlarına göre hareket etmelidir. Trafik sorunu yalnızca insanların geç kalması anlamına gelmiyor. Hastaneye yetişmeye çalışan hastalar var. Acil bir yangın durumunda itfaiyenin ulaşması gerekiyor. Bir noktadaki trafik yoğunluğu, başka alanlarda da ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle yöneticilerin şehrin sorunlarını dert edinmesi gerekiyor. Eğer bir sorun gerçekten dert edinilirse çözmek için mücadele edilir. Ancak duyarsız davranılırsa aynı sorunlar devam eder.”
Seyrantepe’deki çalışmaların daha önceden planlanarak daha kısa sürede tamamlanması mümkün değil miydi?
“Elbette planlama çok önemli. Okulların kapalı olduğu, trafiğin daha az yoğun yaşandığı yaz dönemi değerlendirilebilirdi. Gerekirse gece gündüz vardiyalarla çalışılarak bu sorun daha hızlı çözülebilirdi. Şehrin ana arterlerinden birinde, hastane ulaşımının da sağlandığı bir noktada yaşanan trafik probleminin bu kadar geniş bir kesimi etkilemesi üzücüdür. Diyarbakır bunu hak etmiyor. Üstelik mesele yalnızca Seyrantepe Kavşağı’ndan ibaret değil. Alternatif yolların açılması, çevre yollarının tamamlanması ve toplu taşıma sistemlerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Trafiğin yoğunlaştığı kavşaklarda trafik polisi ve zabıta ekipleriyle kısa vadeli çözümler üretilebilir. Ancak kalıcı çözüm için ulaşım altyapısının güçlendirilmesi şarttır.”
Uzun yıllardır gündemde olan tramvay projesi ve alternatif ulaşım sistemleri konusunda beklentiniz nedir?
“Tramvay ve hafif raylı sistem gibi projeler konusunda net bir takvim açıklanmasını istiyoruz. İnsanlar bu projeleri bekliyor. Ancak yıllardır konuşulan projelerin sonuçlandırıldığını göremiyoruz. Bir proje ortaya konuluyorsa bunun hangi tarihte başlayacağı, hangi aşamalardan geçeceği ve ne zaman tamamlanacağı açıklanmalıdır. Diyarbakır’ın nüfusu artıyor, araç sayısı çoğalıyor ve ulaşım ihtiyacı büyüyor. Dolayısıyla bugünün sorunlarını çözerken geleceği de planlamak gerekiyor. Kentin ihtiyaçlarına göre yeni yollar, güçlü toplu taşıma sistemleri ve alternatif güzergâhlar oluşturulmalı. Ayrıca kırsalda üretim ve istihdamı artıracak projelerle kent merkezindeki yoğunluğun uzun vadede azaltılması da düşünülmelidir. Diyarbakır’ın yalnızca konuşan değil, proje üreten ve bunları hayata geçiren bir yönetime ihtiyacı var”
“Üreten kazanamıyor, Diyarbakır potansiyelini kullanamıyor”
Diyarbakır’da genç işsizliği önemli sorunların başında geliyor. Silvan Barajı ve sulama projelerinin tamamlanması bu tabloyu değiştirebilir mi?
“Diyarbakır’da işsizlik, özellikle de genç işsizliği ciddi boyutlarda. Bunun çözümü için somut adımlar atılması gerekiyor. Silvan Barajı ve sulama projeleri, bölgenin tarımsal üretimi ve istihdamı açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda daha önce açıklamalar yaptık. Sulama sistemlerine ilişkin bazı sorunlar ve çalışmaların durduğuna ilişkin duyumlar aldık. Ancak açıklamalarımıza karşı ilgili kurumlardan somut bir bilgilendirme göremedik. Her iktidar döneminde Silvan Barajı’yla ilgili büyük açılış ve yatırım açıklamaları yapılıyor. Ancak vatandaş artık bu projenin ne zaman tamamlanacağını bilmek istiyor. Bu proje tamamlandığında tarımsal üretim açısından önemli imkânlar ortaya çıkabilir. İnsanlarımızın üretim maliyetleri azalabilir, çiftçilerin gelirleri artabilir ve istihdam olanakları genişleyebilir. Böylesine önemli bir yatırımın yıllarca gündemde kalmasına rağmen sonuçlandırılamaması kabul edilebilir bir durum değildir.”
Karacadağ pirinci üreticilerinin yaşadığı sorunlara da dikkat çekiyorsunuz. Çiftçilerin temel sıkıntıları neler?
“Geçtiğimiz günlerde Karacadağ pirincinin üretildiği bölgelerde çiftçilerimizle görüştük. Üreticilerin yaşadığı sıkıntıları yerinde dinledik. Çiftçi üretim yaparken gübre, mazot, sulama ve diğer girdi maliyetlerini hesaplıyor. Ancak ürününü elde ettiğinde emeğinin karşılığını alamayabiliyor. Böyle bir durumda çiftçi nasıl üretmeye devam etsin? Üreticinin desteklenmesi, ürününü hak ettiği değerden satabilmesi gerekiyor. Karacadağ pirinci gibi bölge açısından önemli ürünlerin pazarlanması için daha planlı bir sistem oluşturulmalı. Bugün üretici ürününü çoğu zaman torbalarla satıyor. İşleme, paketleme ve pazarlama imkânlarının geliştirilmesi gerekiyor. Ürünün tüketiciye daha kolay ulaşması ve üreticinin daha fazla gelir elde etmesi için gerekli altyapı oluşturulmalıdır.”
Bu sorunların çözümü için nasıl bir model öneriyorsunuz?
“İlgili odalar, kurumlar, kuruluşlar ve borsalar bir araya gelmeli. Üreticinin sorunlarını çözmeye yönelik ortak bir çalışma yürütülmeli. Kooperatifleşme de bu açıdan değerlendirilebilir. Çiftçinin ürününü pazarlayabileceği, emeğinin karşılığını alabileceği ve üretimini sürdürebileceği bir sistem oluşturulmalıdır. Aynı zamanda sanayi yatırımları da artırılmalıdır. Bir şehirde özel sektör yeterli yatırımı yapamıyor, üretim tesisleri kurulamıyorsa devletin de gerektiğinde yatırımcı rolü üstlenmesi gerekir. Geçmişte Diyarbakır’da sanayi tesisleri ve fabrikalar önemli istihdam imkânları oluşturuyordu. Bugün bu kapasitenin yeterince kullanılmadığını düşünüyoruz. TEMSAN gibi tesisler üzerinden konuşulan istihdam hedefleri ile bugünkü durum arasında büyük farklar bulunduğuna dikkat çekiyoruz. Üretimin artırılması, fabrikaların desteklenmesi ve yeni istihdam alanlarının açılması gerekiyor.”
Diyarbakır’da kırsaldan kente göçün önlenmesi için neler yapılmalı?
“ İnsanların doğdukları topraklarda geçimlerini sağlayabilmeleri gerekir. Bunun yolu üretim, istihdam ve kalkınma projelerinden geçiyor. Kırsalda yaşayan insanların gelir elde edebileceği, tarım yapabileceği ve ekonomik olarak ayakta kalabileceği imkânlar oluşturulmalıdır. Köye dönüşü teşvik edecek projeler de bu çerçevede ele alınmalıdır. Diğer taraftan Diyarbakır’da iş yapabilecek potansiyele sahip gençlerin, yetişmiş insanların ve iş insanlarının başka şehirlere gitmesi önemli bir kayıptır. Bir iş insanı kendi memleketinde yatırım yapamıyorsa, bir üretici kendi toprağında kazanamıyorsa o şehir ekonomik anlamda kaybediyor demektir. Kim bu şehirde üretim yapıyorsa, kim yatırım yapmak istiyorsa ilgili kurumlar onun önünü açmalıdır. Diyarbakır’ın sahip olduğu potansiyeli değerlendirmek için kararlı bir kalkınma politikasına ihtiyacı var.”
“Kurumlar ehline teslim edilmeli”
Diyarbakır’da sağlık hizmetlerine erişim, hastanelerdeki fiziki koşullar ve sağlık yatırımlarının tamamlanması konusunda da çeşitli sorunlar gündeme geliyor. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
“ Sağlık, toplumun doğrudan hayatını ilgilendiren en önemli alanlardan biridir. Randevu sistemlerinde yaşanan sorunlar, hastanelerdeki yoğunluk ve aylar sonrasına verilen randevular insanların hayatını olumsuz etkiliyor. Bir insanın tedavi için aylarca beklemek zorunda kalması ciddi bir sorundur. Sağlık hizmetlerinin zamanında ve nitelikli biçimde sunulması gerekiyor. Diyarbakır’da sağlık yatırımlarının tamamlanması da önemli. Yıllardır gündemde olan projelerin bir an önce sonuçlandırılmasını bekliyoruz. Bir kurumun hizmet verebilmesi için yalnızca binasının bulunması yeterli değildir. O kurumun doğru yönetilmesi, personelinin ihtiyaçlarının karşılanması ve organizasyonunun iyi yapılması gerekir.”
Sağlık kurumlarındaki sorunların temelinde liyakat eksikliği olduğunu da söylüyorsunuz. Liyakat neden bu kadar önemli?
“Liyakat, kurumların doğru çalışabilmesi için en temel şartlardan biridir. Bir kurumun başına o kurumu geliştirecek, organizasyonu sağlayacak ve sorunları çözecek insanlar getirilmelidir. Bir kişinin belirli bir göreve layık olması için mutlaka sizin partinizden olması gerekmiyor. Hangi siyasi görüşe sahip olduğuna bakmaksızın, işi bilen ve başarılı olabilecek kişilere görev verilmelidir. Bizim inancımızda da işin ehline verilmesi prensibi vardır. Ancak uygulamada bunun her zaman gözetilmediğini görüyoruz Liyakat sahibi insanlar görevlerin başında olmadığında kurumlar sorunlarını çözmek yerine daha da kötü bir noktaya sürüklenebiliyor. Bu yalnızca sağlık alanı için değil, diğer bütün kamu kurumları için de geçerlidir. İnsanımızın yaşadığı mağduriyetlerin önüne geçmek istiyorsak yönetim anlayışını gözden geçirmeliyiz. Görevlendirmelerde bilgi, birikim, tecrübe ve başarı esas alınmalıdır.”
Diyarbakır’da kültür, turizm ve festivaller de sıkça gündeme geliyor. Şehrin tanıtımı ile yurttaşların ekonomik sorunları arasında nasıl bir denge kurulmalı?
“Diyarbakır’ın turizm potansiyeli çok yüksek. Şehrin tanıtılması, kültürel değerlerinin öne çıkarılması ve turizmin geliştirilmesi elbette önemlidir. Biz festivallere karşı değiliz. Ancak insanlarımızın açlık ve yoksullukla mücadele ettiği, geçim sıkıntısı yaşadığı bir dönemde devasa bütçelerle yapılan harcamaların da sorgulanması gerekir. Kültürel etkinlikler düzenlenirken kamu kaynaklarının verimli kullanılması, önceliklerin doğru belirlenmesi ve şehrin ekonomik sorunlarının göz ardı edilmemesi gerekiyor. Diyarbakır’ın turizm potansiyelini değerlendirirken aynı zamanda işsizliği azaltmalı, üretimi artırmalı ve göçü önlemeliyiz. Gençlerimizin kendi şehirlerinde gelecek kurabilmelerini sağlamalıyız.”
Son olarak Diyarbakır’ın geleceği için siyasi iktidara, yerel yöneticilere ve ilgili kurumlara mesajınız nedir?
“Saadet Partisi olarak Diyarbakır’da halkımızın iyiye, doğruya, güzele ve adalete kavuşması için mücadele ediyoruz. Doğru bildiklerimizi söylüyor, yanlışların karşısında duruyoruz. İktidar doğru işler yaptığında bunları destekleriz. Ancak yanlışlar varsa bunları dile getirmekten de geri durmayız. Dost acı söyler. Birisi yanlışınızı söylediğinde onu düşman olarak görmemelisiniz. Diyarbakır uzun yıllardır birçok alanda geri bırakılmış bir şehir. Bu şehrin yatırım yapmaya, üretmeye, istihdam oluşturmaya ve gençlerine gelecek sunmaya ihtiyacı var. İş insanlarının burada yatırım yapabilmesi, çiftçinin emeğinin karşılığını alabilmesi, gençlerin iş bulabilmesi ve insanların kendi memleketlerinde huzur içinde yaşayabilmesi gerekiyor. Şehrin sorunlarını çözmek için bütün kurumların birlikte hareket etmesi şart. Trafik, sağlık, altyapı, tarım, sanayi ve istihdam birbirinden bağımsız konular değil. Bunların tamamı iyi bir yönetim, planlama ve kararlılık gerektiriyor. Bir şehre değer vermek, o şehre sahip çıkmakla mümkündür. Diyarbakır’ın ihtiyacı olan şey de budur. Bu şehirde kim üretim yapıyorsa, kim yatırım yapıyorsa onun önünü açmalı; insanlarımızın doğdukları topraklarda doyabilmelerini sağlamalıyız.
Sayın Başkan, değerlendirmeleriniz için teşekkür ediyoruz.
Biz teşekkür ediyoruz. İyi yayınlar diliyorum.




