DİYARBAKIR HABER- Çalışma hayatında milyonlarca emekçinin gündeminde ücret, sosyal haklar, sendikal örgütlenme ve çalışma koşulları var. Kamu işçileri ise toplu iş sözleşmelerinin gecikmesinden sendika aidatlarına, personel yetersizliğinden artan iş yüküne kadar birçok sorunla karşı karşıya.

Peki Türkiye’de sendikalaşma neden istenilen düzeyde değil? Kamu Çerçeve Protokolü ile toplu iş sözleşmesi arasındaki fark ne? Sendika aidatları işçinin bütçesini nasıl etkiliyor? Sağlık kurumlarında çalışan işçilerin görev tanımları ve çalışma koşulları yeterince korunuyor mu? Sendika temsilcilerinin aynı zamanda yönetici pozisyonunda bulunması iş yerlerinde nasıl sorunlara yol açıyor?

Dicle Üniversitesi’nde yaşanan sendikal yetki tartışması ve kamu çalışanlarının farklı istihdam statülerinden kaynaklanan hak farklılıkları da gündemimizde.

Bu başlıkları ve emekçilerin çözüm bekleyen taleplerini, DİSK Dev Sağlık-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Ümit Umdu ile konuştuk.

Türkiye’de sendikalaşma neden istenilen seviyede değil?

Türkiye’de sendikal örgütlenme oranlarının düşük olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Siz de sahada örgütlenme çalışmaları yürütüyorsunuz. Türkiye’de sendikalaşmanın önündeki temel engeller nelerdir? İşçiler neden sendikalara mesafeli duruyor?

“Türkiye’de sendikalaşma rakamları oldukça düşündürücü. Yaklaşık 17 milyon 630 bin çalışanın bulunduğu, bunların 15 milyon 197 bininin sigortalı olduğu bir tabloda yalnızca 2 milyon 433 bin kişinin sendikalı olduğunu görüyoruz. Bu rakamlar sendikalaşmanın ne kadar geri planda kaldığını gösteriyor. Özellikle özel sektörde çalışan işçiler haklarını aramak istediklerinde işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya kalabiliyor. Sendikaya üye oldukları için işten çıkarılan çalışanların haberlerini görüyoruz. Bu durum işçiler üzerinde ciddi bir korku oluşturuyor. Oysa sendika, işçinin hakkını araması ve mücadelesine sahip çıkmasıdır. İşçiler birlik olabildiğinde haklarını daha güçlü savunabilir. Bu nedenle sendikal örgütlenmenin öneminin daha iyi anlatılması gerekiyor”

Kamu Çerçeve Protokolü ile toplu iş sözleşmesi arasındaki fark nedir?

Kamu Çerçeve Protokolü ve toplu iş sözleşmeleri kamu işçilerinin ücretlerini ve sosyal haklarını belirleyen önemli düzenlemeler. Ancak toplu iş sözleşmelerinin gecikmesi çalışanları mağdur edebiliyor. Bu iki düzenleme arasındaki fark nedir? İşçilerin mevcut sistemden beklentileri neler?

“Kamu Çerçeve Protokolü, kamu kurumlarında çalışan işçilerin en temel ücret ve özlük haklarının belirlendiği bir çerçevedir. Toplu iş sözleşmesi ise yetkili sendikanın işçinin iradesini masaya taşıdığı, çalışanların haklarını savunduğu süreçtir. Ancak günümüzde toplu iş sözleşmelerinin imzalanması aylarca bekletilebiliyor. Hatta bir yılı aşan gecikmeler yaşanabiliyor. Kamu Çerçeve Protokolü imzalandıktan sonra bazı kurumlarda bu protokolün adeta kopyalanıp toplu iş sözleşmesi gibi işçilerin önüne konulduğunu görüyoruz. Bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Toplu iş sözleşmesi, işçilerin kendi kurumlarındaki çalışma koşullarını ve taleplerini yansıtmalıdır. Gecikmeler nedeniyle işçiler ücret kaybı yaşıyor. Biriken ödemelerin daha sonra taksitlerle yapılması da çalışanları mağdur ediyor. Bizim temel talebimiz, işçinin insanca yaşayabileceği bir ücretin belirlenmesi ve toplu iş sözleşmelerinin zamanında sonuçlandırılmasıdır.”

Sendika aidatları işçinin alın terinden ne kadar pay alıyor?

Sendika aidatlarının brüt ücret üzerinden kesilmesi, kamu işçileri açısından önemli bir ekonomik yük oluşturuyor. Siz bu konuda memurlarla işçiler arasında farklı uygulamalar bulunduğunu ifade ediyorsunuz. Aidat sisteminde nasıl bir değişiklik yapılmalı?

“Sendikamızın genel merkezinin aldığı karar doğrultusunda yetkili olduğumuz yerlerde yüzde 50 aidat uygulaması yapıyoruz. Ancak bazı sendikalarda işçinin bir günlük yevmiyesine karşılık gelen tutarın tamamı aidat olarak kesiliyor. Üstelik bu kesinti brüt ücret üzerinden yapılıyor. Vergi ve diğer kesintiler hesaba katılmadan işçinin bir günlük alın teri sendikaya aktarılıyor. İşçi açısından bu ciddi bir ekonomik yük. Memurlarda sendika aidatlarına ilişkin farklı bir iade uygulaması bulunurken işçilerde aynı durum söz konusu değil. Ayrıca işçilerde yetkili sendikaya aidat ödenmesi uygulaması nedeniyle, işçinin üye olduğu sendikadan bağımsız olarak kesinti yapılabildiğini görüyoruz. İşçinin aidat konusunda daha adil bir sisteme kavuşması gerekiyor. Çalışanlar, aidatlarının karşılığında nasıl bir sendikal hizmet aldığını da sorgulayabilmeli.”

İşçiler sendika değiştirebilir mi? Hak kaybı yaşanır mı?

Çalışanlar bazen sendikadan ayrılmaları halinde hak kaybına uğrayacakları endişesini taşıyor. Sendika değişikliği veya dayanışma yoluyla toplu iş sözleşmesinden yararlanma konusunda işçilerin bilmesi gerekenler nelerdir?

“İşçilerin öncelikle kendi güçlerinin farkında olması gerekiyor. Sendikaları var edecek olan da yok edecek olan da işçilerdir. Konuşmamızda da değindiğimiz üzere, Anayasa Mahkemesi'nin 3 Mart 2021 tarihli kararı doğrultusunda dayanışma dilekçesiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma konusu önem taşıyor. İşçiler, sendikal tercihleri konusunda doğru bilgiye sahip olmalı. Bazı çalışanlara sendikadan ayrıldıklarında hak kaybına uğrayacakları, mağdur olacakları yönünde söylemler aktarılabiliyor. Bu tür bilgi kirliliğini doğru bulmuyoruz. İşçiler sendikaları sorgulamalı, kendileri için verilen mücadeleyi değerlendirmeli ve iradelerini özgürce ortaya koyabilmeli. Sendikal rekabetin çalışanların yararına işlemesi gerektiğine inanıyoruz.”

Dicle Üniversitesi’ndeki sendikal yetki tartışması: Neler yaşandı?

Dicle Üniversitesi’nde sendikal yetki sürecinde yaşanan gelişmeler kamuoyuna da yansıdı. Dev Sağlık-İş olarak çoğunluğu sağladığınızı ancak yetkinin başka bir sendikaya verildiğini ifade ediyorsunuz. Bu süreçte neler yaşandı?

“Bu süreçte sahada ciddi sıkıntılar yaşandı. Üyelerimizin ve sendikamıza geçmek isteyen çalışanların baskı ve mobbinge maruz kaldığını gördük. Bu konudaki gelişmeler basına da yansıdı. Bizim değerlendirmemize göre, bazı yöneticilerin ve idarecilerin çalışanlar üzerindeki tutumu sendikal tercihleri etkiledi. Dicle Üniversitesi’nde yetkinin Dev Sağlık-İş’ten alınarak Öz Sağlık-İş’e verilmesini haksız ve hukuksuz buluyoruz. Bu süreçle ilgili mücadelemizi sürdüreceğiz. Bizim amacımız işçilerin iradesinin özgürce ortaya konulması ve toplu iş sözleşmesi masasında gerçek taleplerinin temsil edilmesidir”

Şeflerin aynı zamanda sendika temsilcisi olması baskı ve mobbinge yol açıyor mu?

Bazı kamu kurumlarında şef veya yönetici pozisyonundaki kişilerin aynı zamanda sendika temsilciliği yaptığı görülüyor. Bu durum işveren ile sendikal temsil arasındaki sınırları belirsizleştiriyor mu? Çalışanların hak arama özgürlüğünü nasıl etkiliyor?

“Bu konuda ciddi bir çelişki olduğunu düşünüyoruz. Bir kamu kurumunda yönetici konumunda bulunan kişi aynı zamanda sendika temsilcisi olduğunda tarafsızlık sorunu ortaya çıkabiliyor. İşçi bir sorun yaşadığında sendika temsilcisine başvurmak istiyor. Ancak aynı kişi kurum adına tutanak tutan veya yönetim adına işlem yapan bir pozisyonda bulunabiliyor. Bu durumda çalışan kendisini baskı altında hissedebiliyor. Sahada, sendika değiştirmek isteyen veya başka bir sendikaya üye olmak isteyen çalışanların şefleri tarafından tehdit edildiğini, haklarında tutanak tutulduğunu ifade eden arkadaşlarımızla karşılaşıyoruz. Bu nedenle sendikal temsilin bağımsız olması gerekiyor. Hem işveren hem de sendika adına görev üstlenilmesi doğru değil. Bu çelişkinin giderilmesi için yasal düzenleme yapılmasını önemsiyoruz.”

Sağlık çalışanlarının iş yükü ve görev tanımları neden önemli?

Sağlık kurumlarında çalışan işçiler zaman zaman kendi görev tanımlarının dışında işlerde çalıştırıldıklarını ifade ediyor. Temizlik personelinin hasta taşıma veya farklı görevleri üstlenmesi gibi örnekler veriliyor. Bu durum çalışma koşullarını ve sağlık hizmetlerini nasıl etkiliyor?

“Çalışanların görev ve meslek tanımlarının açık biçimde belirlenmesi gerekiyor. Meslek kodlarında çalışanların diplomalarına, uzmanlıklarına ve yaptıkları işe uygun düzenlemeler yapılmalı. Sağlık alanından örnek verecek olursak, temizlik personeli olarak çalışan bir arkadaşımız yalnızca temizlik işi yapmıyor. Zaman zaman hasta taşıma veya başka materyalleri taşıma görevleri de üstlenebiliyor. Bu durum hem çalışanın sağlığını hem de kurumun hizmet düzenini olumsuz etkileyebiliyor. Toplu iş sözleşmelerinde yer alan, işçinin idari amirin vereceği işleri yapmakla yükümlü olduğuna ilişkin maddeler de çalışanların karşısına çıkarılabiliyor. Bu tür hükümlerin işçiyi koruyacak biçimde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca ara dinlenme ve yemek molalarının da sağlıklı kullanılması gerekiyor. Bir klinikte çalışan hasta destek personeli yemek molasına çıktığında hasta geldiği için yemeğini bırakıp görevine dönmek zorunda kalabiliyor. Bu sorunların çözülmesi için binlerce imza toplayarak Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığına taleplerimizi ilettik.

Personel eksikliği ve çalışma saatleri sağlık hizmetlerini nasıl etkiliyor?

Zorunlu emeklilik uygulaması döneminde çok sayıda kamu işçisi emekli oldu. Ancak ayrılan çalışanların yerine yeterli personel alınmadığı yönünde şikâyetler var. Bir yandan iş yükü artarken diğer yandan işçilerin çalışma saatleriyle ilgili sorunlar yaşanıyor. Bu konuda neler yapılmalı?

“Zorunlu emeklilik uygulamasına karşı Türkiye'nin birçok yerinde mücadele yürüttük. Sonunda bu uygulamanın kaldırılmasını sağladık. Ancak uygulama kaldırılmadan önce emekli olan çok sayıda çalışanımız oldu. Bu arkadaşlarımızın yerine yeterli personel alınmadığı için geride kalan işçilerin iş yükü arttı. Önceden bir kliniğe bakan bir çalışan bugün üç-dört kliniğe bakmak zorunda kalabiliyor. Bu, çalışma koşullarını ciddi biçimde zorlaştırıyor. Bir diğer konu da çalışma saatleri. İşçiler haftalık 45 saat çalışıyor. Avrupa'da çalışma sürelerinin 38 hatta 36 saate düşürülmesinin tartışıldığı bir dönemde, Türkiye'de 45 saatlik çalışma süresinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ümit Umduu

Ayrıca işçiler için 11 saatten fazla çalışma sınırı bulunduğu ifade edilirken memurların 16-24 saatlik vardiyalarda çalışabilmesi kurumlarda planlama sorunlarına yol açabiliyor. Bu konuda çalışanların taleplerini dikkate alan, adil ve uygulanabilir bir düzenleme yapılmalı.”

Diyarbakır’da elektrik arızasına müdahalede araç krizi: Mahalleli isyan etti!
Diyarbakır’da elektrik arızasına müdahalede araç krizi: Mahalleli isyan etti!
İçeriği Görüntüle

Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerinde sendikal örgütlenme var mı?

Dev Sağlık-İş'in devlet hastanelerinde ve Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda örgütlenme çalışmaları bulunuyor mu? Çalışanlar sendikanıza nasıl ulaşabilir?

“Türkiye'nin dört bir yanında örgütlenme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Üniversite hastanelerinin yanı sıra Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki kurumlarda da üyelerimiz bulunuyor. 2026 yılında önümüze konulan yüzde 1 barajını aşma sürecinde çalışanların desteği bizim için önemliydi. Hastanelerde temsilcilerimiz var. Çalışanlar sorunlarını ilettiğinde onlarla ilgileniyor, gerektiğinde kurumlara giderek sorunları yerinde değerlendirmeye çalışıyoruz. Bizim mücadelemiz yalnızca yetki almakla sınırlı değil. Çalışanların sorunlarını dinlemek, haklarını savunmak ve sendikal örgütlenmeyi güçlendirmek istiyoruz.”

Yetki alınması halinde toplu iş sözleşmesi nasıl hazırlanacak?

Bir sendikanın yetki alması halinde en önemli sorumluluklarından biri de toplu iş sözleşmesi masasında çalışanların taleplerini temsil etmek. Siz yetki aldığınız takdirde nasıl bir sözleşme süreci yürütmeyi planlıyorsunuz?

“Biz her zaman işçinin iradesini masaya yansıtacağımızı söyledik. Toplu iş sözleşmesi hazırlanırken farklı birimlerde çalışan arkadaşlarımızın sorunlarını ve taleplerini ayrı ayrı dinlememiz gerekiyor. Teknik bakımda çalışan bir arkadaşımızın sorunlarını, güvenlik görevlisinin taleplerini veya laboratuvarda çalışan bir emekçinin ihtiyaçlarını doğrudan kendilerinden öğrenmeliyiz. Bu nedenle farklı iş kollarından çalışanların katılacağı komisyonlar oluşturmayı, TİS uzmanlarıyla birlikte çalışmayı ve sözleşme taslağını çalışanlarla paylaşmayı düşünüyoruz. Toplu iş sözleşmesi imzalanmadan önce işçilerin görüşlerinin alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü o masada yalnızca sendikanın değil, bütün emekçilerin iradesi temsil edilmeli.”

Kamu çalışanlarının ücret ve özlük haklarında eşitlik sağlanabilir mi?

Kamu çalışanları farklı istihdam statülerinde görev yapıyor. Ücretler, sosyal haklar, servis ve yemek gibi uygulamalarda farklılıklar yaşanabiliyor. Son dönemde gündeme gelen ücret düzenlemeleri bu farklılıkları yeniden tartışmaya açtı. Siz nasıl bir düzenleme yapılmasını istiyorsunuz?

“Kamu kurumlarında aynı çatı altında çalışan memur ve işçilerin ortak sorunları var. Ancak bazı uygulamalarda farklılıklar çalışanlar arasında iş barışını bozabiliyor. Örneğin servis hizmetlerinde memurun servise binebildiği, işçinin ise farklı bir uygulamaya tabi tutulduğu durumlarla karşılaşabiliyoruz. Aynı evden çıkan, aynı kurumda çalışan insanlar arasında bu tür farklılıkların yaşanmasını doğru bulmuyoruz. Ücret düzenlemesi yapılırken işçilerin haftalık çalışma süresinin 45 saatten 40 saate indirilmesi, görevde yükselme olanaklarının geliştirilmesi ve çalışma barışını bozan uygulamaların gözden geçirilmesi gerekiyor. Memur ve işçilerin aynı kurumda ortak fayda temelinde değerlendirilmesini önemsiyoruz. Çalışanlar arasında ayrım yaratmak yerine ortak hak ve talepler üzerinden düzenleme yapılmalı.”

İşçilere ve kamuoyuna son mesajınız nedir?

Programımızın sonuna gelirken hem kamu işçilerine hem de sendikal mücadeleye ilişkin kamuoyuna vermek istediğiniz mesajı alabilir miyiz?

“Ben de bir işçiyim. Yaklaşık 23 yıldır Dicle Üniversitesi Hastanesi'nde çalışıyorum. Bu göreve seçilerek geldim ve seçilmenin verdiği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyorum. Bizim amacımız yalnızca iki sendika arasında bir rekabet yürütmek değil. İşçilerin daha fazla sendikal seçenekle karşılaşmasını, kendi iradeleriyle karar vermesini ve haklarını savunmasını istiyoruz. Önümüze konulan yüzde 1 barajını aşmak ve bu mücadeleyi büyütmek için bütün emekçi arkadaşlarımızın desteğine ihtiyacımız var. Türkiye'nin dört bir yanında bu mücadeleye gönüllü olarak katkı sunan temsilcilerimize, yöneticilerimize ve bize güvenen bütün işçilere teşekkür ediyorum. İnanıyoruz ki birlikte başaracağız. İşçi kardeşlerimiz de mutlaka bir gün kazanacaktır.”

Kaynak: MEHMET SAİT BAYRAM