Dünya, İran ile ABD ve İsrail arasındaki görünen ihtilafa odaklanmışken, yüzeyin altında dramatik bir değişim yaşanıyor.
İsrail ve BAE liderliğindeki "İbrahimi Blok", Suudi Arabistan ve Türkiye ekseninde şekillenen "İslami Blok" ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır.
Riyad ve Abu Dabi arasındaki bu rekabet, bölgenin geleceğini ve kaderini, belirleyecek anahtar haline geldi.
İbrahimi Blok: Revizyonist Güç olarak, Henüz resmi ittifaklar kurulmamış olsa da, iki blok giderek somutlaşıyor. İlk kamp, İsrail ve BAE etrafında dönüyor; Fas, Yunanistan ve hatta Hindistan’ı içine alacak şekilde genişliyor.
Bu kamp, karakteri gereği revizyonisttir: Bölgeyi askeri güç, teknolojik iş birliği ve ekonomik entegrasyon yoluyla yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.
Bu kampın temel inancı şudur: Mevcut Orta Doğu düzeni, gerek İran destekli Şii, gerekse Türkiye ve Katar destekli Sünni militan İslam dalgasını durdurmakta başarısız olmuştur. Onlara göre kalıcı istikrar, ancak bölgedeki çatışmalara seküler odaklı güçler lehine müdahale edilerek sağlanabilir.
Bu devletler, Trump’ın İbrahim Anlaşmaları’nı genişletme arzusuna güvenerek, Filistin meselesinde bir çözüm şartı aramaksızın İsrail ile normalleşmeyi önceliklendiriyorlar.
İsrail’in 7 Ekim sonrası askeri hamleleri, caydırıcılığını restore ederken, BAE de ekonomik gücünü kullanarak Sudan’da (Hızlı Destek Kuvvetleri), Yemen’de (Güney Geçiş Konseyi) ve Libya’da (Halife Hafter) nüfuzunu artırıyor.
İslami Koalisyon: Mevcut Yapıyı Koruma Çabasındadır
İbrahimi eksenin karşısında; Suudi Arabistan liderliğinde Türkiye, Pakistan, Katar ve kısmen Mısır’ın yer aldığı İslami Koalisyon bulunuyor.
Bu ülkeler, İsrail-BAE eksenini, bölgeyi istikrarsızlaştıran bir unsur olarak görüyor. Onlara göre bölgedeki ayrılıkçı gruplara verilen destek, kaosun derinleşmesine neden oluyor.
Bu grup için "İslamcıları durdurma" söylemi, sadece güç projeksiyonu için bir bahanedir. Tercihleri, mevcut devlet yapılarını korumaktır. Geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan, komşusu Katar'a yönelik benzeri görülmemiş bir İsrail hava saldırısının ardından Pakistan ile savunma bağlarını güçlendirerek bir "karşılıklı güvenlik ittifakı" kurdu. Türkiye ile askeri iş birliği de genişledi ve resmi bir savunma anlaşması ufukta görünüyor. Ortadoğu’nun bu kaygan zemini, maalesef bu tedbir ve stratejileri, zorunlu hale getiriyor.