30 Ağustos 1922…
Bu tarih, yalnızca bir savaşın meydanlarda kazanıldığı gün değil; Bir milletinin esaret ve yokluk karşısında diz çökmeyeceğini, vatanından ve bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğini bütün dünyaya ilanen tebliğ ettiği gündür.
26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz, Türk ordusunun büyük bir azim, disiplin ve fedakârlıkla yürüttüğü tarihî bir harekâta dönüştü.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkomutanlığında Türk ordusu, günler süren çarpışmaların ardından 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni kazandı.
Bu zaferin ardından düşman ordusunun Anadolu’daki askerî gücü büyük ölçüde kırıldı.
9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla işgal kuvvetlerinin Anadolu’daki hâkimiyeti sona erdi.
Fakat 30 Ağustos’u anlamak için yalnızca savaş meydanlarına bakmak yetmez.
Çünkü bu zaferin arkasında bir millet vardı.
Köylüsüyle, şehirlisiyle, işçisiyle, aydınıyla, askeriyle;
kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla;
Anadolu’nun doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar vatanını namus bilen Türk ve Kürt milleti vardı.
Cephede Türk ve Kürt’ün ortak değeri olan, Mehmetçik savaşırken, Anadolu’nun kadınları cephane taşıdı.
İhtiyarlar, elindeki imkânını, orduyla paylaştı.
Gençler cepheye koştu.
Köylü öküzünü, arabasını, tarlasının ürününü vatan için verdi.
Çünkü herkes biliyordu: Hiç bir şeyin bağımsızlık ve Özgürlüğünden daha değerli olmadığını…
Mesele yalnızca bir toprak parçası değildi. Onunla birlikte;
Mesele vatandı.Mesele istiklâldi. Mesele bayraktı.Mesele ezandı.
Mesele Türk ve Kürt milletinin geleceğiydi…!
Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Anadolu’nun çeşitli bölgeleri işgal edilmiş, Yunan ordusu Batı Anadolu’ya ilerlemiş; İtilaf Devletleri’nin siyasî ve askerî baskısı altında, Türk ve Kürt milletinin bağımsızlığı tehdit edilmişti.
Ancak hesap edemedikleri bir gerçek vardı:
Bu millet esareti kabul etmezdi.
Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde başlayan Millî Mücadele, yalnızca düzenli ordunun değil, milletin tamamının mücadelesiydi.
Ve o büyük irade, 20 Temmuz 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya verilen Başkomutanlık yetkisinin ardından, Büyük Taarruz’la tarih sahnesinde son büyük hamlesini yaptı.
26 Ağustos’ta başlayan taarruz, birkaç gün içerisinde savaşın kaderini değiştirdi.
30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan zafer, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin askerî zaferle taçlandığı gündü.
30 Ağustos bize şunu öğretir:
Bir millet, vatanı söz konusu olduğunda bütün ayrılıklarını bir kenara bırakıp tek yürek olursa, karşısındaki güç ne kadar büyük olursa olsun yenilmez bir iradeye dönüşür.
Bugün bizlere düşen görev ise bu büyük zaferi yalnızca törenlerde ve birkaç cümleyle anmak değildir.
Bağımsızlığın bedelini bilmek, vatanın kıymetini anlamak, Cumhuriyet’i yaşatmak ve gelecek nesillere güçlü bir Türkiye bırakmak; 30 Ağustos’un bize yüklediği tarihî sorumluluktur.
Başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere;
Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizi,
fedakârlıklarıyla tarih yazan gazilerimizi, rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. 30 Ağustos Bayramımız Kurlu Olsun !