İnsanların hayatını mahveden şey çoğu zaman başarısızlık değildir.
Başkalarının düşüncelerine gereğinden fazla değer vermektir.
Ne ilginç değil mi?
Hayat bizim.
Sonuçlarına biz katlanıyoruz.
Bedelini biz ödüyoruz.
Ama kararları verirken odadaki en etkili kişi çoğu zaman biz olmuyoruz.
Çünkü bir köşede hep aynı soru duruyor:
"İnsanlar ne der?"
Bu soru yüzünden bitmesi gereken ilişkiler yıllarca sürüyor.
Bu soru yüzünden insanlar istemedikleri hayatların içinde sıkışıp kalıyor.
Bu soru yüzünden nice hayal daha başlamadan rafa kaldırılıyor.
Ve işin en acı tarafı şu:
İnsanların ne diyeceğinden korkarken, kendimizin ne hissettiğini unutuyoruz.
Bir süre sonra yaşadığımız hayat ile istediğimiz hayat arasında büyük bir mesafe oluşuyor.
Dışarıdan her şey normal görünüyor olabilir.
Ama insan kendi gerçeğinden uzaklaştığında bunun bedelini içten içe ödemeye başlıyor.
Çünkü insan, herkesi kandırsa bile kendini kandıramıyor.
İstemediği bir yerde kaldığını biliyor.
Sırf eleştirilmemek için sustuğunu biliyor.
Sırf yargılanmamak için vazgeçtiğini biliyor.
Ve bu bilgi zamanla ağırlaşıyor.
Çünkü pişmanlık, yanlış karar vermekten değil; kendi hayatında söz sahibi olamamaktan doğuyor.
Üstelik uğruna bu kadar fedakârlık yaptığımız insanların çoğu, sandığımız kadar ilgilenmiyor bile.
Biz günlerce ne düşüneceklerini hesaplıyoruz.
Onlar birkaç dakika konuşup hayatlarına devam ediyor.
Fakat o birkaç dakikalık yorumun bedelini bazen yıllarca biz ödüyoruz.
İnsanların hakkımızdaki fikirleri değişebilir.
Bugün alkışlayan yarın eleştirebilir.
Bugün eleştiren yarın alkışlayabilir.
Bu yüzden hayatını insanların onayına göre kurmaya çalışmak, kaybetmeye mahkûm olduğun bir oyunu oynamaya benzer.
Ne yaparsan yap birilerine fazla geleceksin.
Ne yaparsan yap birilerine eksik geleceksin.
Ne yaparsan yap birileri seni yanlış anlayacak.
Çünkü mesele sen değilsin.
Mesele, insanların kendi dünyalarından baktıkları yer.
İşte özgürlük tam burada başlar.
Herkesin seni anlamasını beklemeyi bıraktığında...
Herkesin seni onaylamasını beklemeyi bıraktığında...
Herkesin seni sevmesini beklemeyi bıraktığında...
Çünkü hayatın en ağır yüklerinden biri, sürekli kabul görmek zorunda hissetmektir.
Ve insan bazen başkalarının yargısından değil, o yargıya verdiği güçten yorulur.
Bir gün dönüp geriye baktığında seni en çok üzecek şey, hakkında söylenen sözler olmayacak.
Yaşayamadığın hayat olacak.
Gitmek isteyip gitmediğin yerler...
Söylemek isteyip sustuğun cümleler...
Bitirmek isteyip sürdürdüğün ilişkiler...
Sırf birileri konuşmasın diye vazgeçtiğin o hayat...
İşte canını en çok o yakacak.
Çünkü günün sonunda insanların söyledikleri unutulur.
Seni eleştirenler değişir.
Seni yargılayanlar değişir.
Hatta seni konuşanlar bile seni hatırlamaz.
Ama sen, yaşamadığın hayatı unutamazsın.
Ve insanın içinde en derin yarayı, yaptığı hatalar açmaz.
Korkuları yüzünden hiç yaşayamadığı ihtimaller açar.
Bu yüzden belki de hayatın sonunda sorulacak en acı soru şudur:
"Kimler benim hakkımda konuştu?"
değil...
"Ben, kimlerin konuşmasından korktuğum için kendimden vazgeçtim?"
İşte bunun cevabı, insanın bütün ömrünü tek cümlede özetlemeye yeter.