"Çocuklarım için katlanıyorum."
Bu cümleyi her duyduğumda aklıma aynı soru geliyor:
Gerçekten çocuklar için mi?
Yoksa çocukları, çoktan bitmiş bir evliliğin son bahanesi olarak mı kullanıyoruz?
Belki sert bir soru.
Ama bazı gerçekler zaten yumuşak cümlelerle anlatılamıyor.
Toplum olarak yıllardır aynı masala inandık.
Anne ve baba aynı evdeyse aile tamamdır.
Boşanma kötüdür.
Ne olursa olsun yuva dağılmamalıdır.
Peki öyle mi gerçekten?
Bir çocuğun her gün kavga sesleriyle uyandığı bir ev aile midir?
Birbirine tahammül etmekten başka bağı kalmamış iki insanın aynı sofraya oturması aile olmak için yeterli midir?
Yıllardır konuşmayan, dokunmayan, birbirini aşağılayan iki insanın aynı çatı altında yaşaması çocuğa ne öğretir?
Çünkü kabul edelim...
Bazı evlilikler bitmez.
Sadece sürünür.
Ve o sürünmenin altında en çok çocuklar ezilir.
İnsanlar boşanmanın çocuklara zarar vereceğinden korkuyor.
Oysa kimse şu soruyu sormuyor:
Mutsuz bir evliliğin içinde büyümek çocuklara ne yapıyor?
Bir çocuk annesinin her gün ağladığını görüyorsa...
Babasının öfkesini evin duvarlarında hissediyorsa...
Sevginin olmadığı bir ilişkiyi yıllarca izliyorsa...
O çocuk gerçekten korunuyor mu?
Yoksa farkında olmadan yaralanıyor mu?
Danışmanlık süreçlerinde sıkça şunu görüyorum:
Yetişkin olmuş insanlar çocukluklarını anlatırken anne ve babalarının boşanmasını değil, boşanmamalarını travma olarak anlatıyor.
"Eve gitmek istemezdim."
"Sürekli gerginlik vardı."
"Babam annemi değersizleştirirdi."
"Annem yıllarca sustu."
"Evimizde sevgi yoktu."
Bazı çocuklar boşanmanın değil, sevgisizliğin yükünü taşıyor.
Çünkü çocuklar söyleneni değil, yaşananı öğrenir.
Bir kız çocuğu annesinin mutsuzluğunu izleyerek büyür.
Bir erkek çocuğu babasının ilişki kurma biçimini model alır.
Ve sonra yıllar sonra aynı hikâyeler farklı isimlerle yeniden yaşanır.
Belki de asıl sormamız gereken soru şu:
Çocuklar için evliliği sürdürdüğünü söyleyen ebeveynler, çocuklarına nasıl bir ilişki modeli bırakıyor?
Sevginin olmadığı ama ayrılanmayan bir ilişki mi?
Saygının olmadığı ama görüntünün korunduğu bir evlilik mi?
Yoksa mutsuzluğun normal kabul edildiği bir hayat mı?
Kimse boşanmayı övemez.
Boşanmak zordur.
Yıkıcıdır.
Acıtır.
Ama bazen çocukların ihtiyacı, aynı evde yaşayan iki ebeveyn değil; ruhsal olarak sağlıklı iki ebeveyndir.
Biliyorum bu düşünce birçok kişiyi rahatsız edecek.
Çünkü biz hâlâ aileyi içeride ne yaşandığından çok dışarıdan nasıl göründüğüyle değerlendiriyoruz.
Fotoğraflara bakıyoruz.
Bayram ziyaretlerine bakıyoruz.
Aynı soyadını taşıyıp taşımadıklarına bakıyoruz.
Ama çocukların gözlerine bakmıyoruz.
Belki de bazı evlilikler çocuklar için değil, insanların yalnız kalma korkusu için sürüyor.
Belki de bazı evlilikler çocuklar için değil, "El âlem ne der?" diye devam ediyor.
Belki de bazı evlilikler çoktan bitmiş oluyor da sadece imzalar yaşamaya devam ediyor.
Ve belki de en rahatsız edici gerçek şu:
Bir çocuğa verebileceğiniz en büyük zarar boşanmak olmayabilir.
Bazen en büyük zarar, ona mutsuzluğu normal bir hayat gibi göstermektir.