Gençlik yalnızca iş ve sınavdan ibaret değil

Gençlerin sorunlarını konuşurken çoğu zaman onları iki kategoriye ayırıyoruz: Okuyanlar ve çalışanlar…

Oysa gençlik, bir diploma almak veya para kazanmakla sınırlı bir dönem değil.

İnsan arkadaşlarıyla buluşmak, spor yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek, bir tiyatro oyununa gitmek, yeni insanlarla tanışmak ve kendisini özgürce ifade etmek de ister.

Bunun için ekonomik güce ve zamana olduğu kadar, erişilebilir mekânlara da ihtiyaç duyar.

Bir kafede oturmanın bile hesaplanarak yapıldığı bir şehir hayatında gençlerin sosyal çevrelerini genişletmesi kolay değil. Kültür ve sanat etkinliklerinin, spor alanlarının, kütüphanelerin ve ücretsiz ya da düşük maliyetli buluşma mekânlarının yetersizliği de bu tabloyu ağırlaştırabilir.

Diyarbakır’ın genç nüfusu, doğru değerlendirildiğinde kentin en büyük güçlerinden biri olabilir. Ancak gençleri yalnızca tüketici veya hizmetlerin pasif alıcısı olarak görmek yerine, kültürel hayatın ve kent yönetiminin aktif katılımcıları olarak kabul etmek gerekiyor.

Gençlerin kendi etkinliklerini düzenleyebildiği, fikirlerini paylaşabildiği, sanat üretebildiği ve kendisini güvende hissettiği alanlar oluşturulmalı.

Çünkü bir kentin canlılığı yalnızca yeni binalarıyla, yollarıyla veya alışveriş merkezleriyle ölçülmez. Gençlerinin ne kadar özgür, üretken ve umutlu yaşayabildiği de bu canlılığın önemli bir göstergesidir.

Gençlerin sorunları yalnızca ailelerin meselesi değil

Diyarbakır’da gençlerin karşı karşıya kaldığı sorunları yalnızca ailelerin fedakârlığıyla çözmesini beklemek haksızlık olur.

Aileler çocuklarını okutmak, meslek sahibi yapmak ve hayata hazırlamak için yıllarca emek veriyor. Fakat istihdam olanaklarının sınırlı olduğu, barınma giderlerinin arttığı ve ekonomik bağımsızlığın zorlaştığı bir ortamda ailelerin çabası tek başına yeterli olamaz.

Yerel yönetimlere, üniversitelere, kamu kurumlarına, iş dünyasına ve sivil toplum kuruluşlarına bu noktada önemli sorumluluklar düşüyor.

Gençlerin ihtiyaçlarını anlamak için yalnızca toplantılar düzenlemek veya anketler yapmak yeterli değil. Elde edilen verilerin somut politikalara dönüşmesi gerekiyor.

İş arayan gençlerin hangi alanlarda yoğunlaştığı, mezunların neden iş bulamadığı, genç kadınların istihdama katılımını hangi engellerin sınırladığı, öğrencilerin barınma ve ulaşım konusunda ne yaşadığı düzenli biçimde araştırılmalı.

Mesleki eğitim programları iş dünyasının gerçek ihtiyaçlarıyla buluşturulmalı. Genç girişimcilerin önündeki finansman ve bürokrasi engelleri azaltılmalı. Belediyeler, gençlerin ücretsiz veya düşük maliyetle yararlanabileceği kütüphane, spor ve kültür merkezlerini yaygınlaştırmalı.

En önemlisi de gençler adına karar vermek yerine onları karar süreçlerine katmak gerekiyor.

Çünkü bir gencin ihtiyacını, onunla konuşmadan ne kadar doğru anlayabiliriz?

Bir kentin geleceği gençlerinin umudunda saklı

Diyarbakır’ın gençleri için konuşurken yalnızca sorunları sıralamak, onları çaresizliğin içine hapsetmek olur.

Bu kentte eğitimine devam eden, iş kurmaya çalışan, sanat üreten, dayanışma ağları oluşturan ve yaşadığı yere değer katmak isteyen binlerce genç var. Sorun, onların çabasını kalıcı fırsatlara dönüştürecek koşulların oluşturulması.

Gençlerden sabırlı olmalarını, daha fazla çalışmalarını, kendilerini geliştirmelerini ve kentlerine sahip çıkmalarını istiyoruz. Peki, karşılığında onlara ne sunuyoruz?

Emeğinin karşılığını alabileceği bir iş mi? Ödeyebileceği bir kira mı? Kendini ifade edebileceği bir alan mı? Yoksa her defasında biraz daha ertelenen hayaller mi?

Bir genç, hayatını kurabilmek için yaşadığı kentten ayrılmak zorunda hissediyorsa bunun nedenlerini konuşmak gerekir. Bir başkası, yıllarca okuduğu hâlde geleceğini göremiyorsa eğitim ile istihdam arasındaki bağı yeniden düşünmek gerekir.

Diyarbakır’ın gençleri ayrıcalık istemiyor. Çalışmak, üretmek, kendilerini geliştirmek ve insanca yaşamak istiyor.

Bunlar bir lütuf değil, temel beklentiler.

Belki de artık gençlere sürekli geleceklerini nasıl kurmaları gerektiğini anlatmak yerine, onların geleceğini kurabilecekleri bir kent yaratmanın yollarını konuşmalıyız.

Çünkü Diyarbakır’ın yarını yalnızca bugünün yöneticilerinin, siyasetçilerinin veya iş insanlarının kararlarıyla şekillenmeyecek.

O yarın; bugün iş arayan, sınava hazırlanan, otobüs durağında bekleyen, bir kafede gelecek planı yapan ve bazen bütün bunlardan yorulan gençlerin hayatında şekillenecek.